• BIST 109.330
  • Altın 156,133
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Adıyaman 4 °C
  • Ankara -2 °C

28 Şubat Sosyolojisi

Y.YAVUZYILMAZ

28 Şubatın arkasında, 27 Mayıs darbesinden 15 Temmuz kalkışmasına kadar, sivil siyasetin denetlenmesi amacıyla kurulmaya çalışılan vesayet sistemi vardır. Temeldeki çatışmanın sosyolojisi, sivil siyaset ile vesayet sistemi arasındaki mücadeledir.

28 Şubat, toplumu merkezi, elitist bir anlayışın biçimlendirmesine dayanan, toplumun algısını yönlendirmek için siyaset mühendisliği yapan; uygulanacak politikalar için sivil destekçiler arayan ve bulan kapsamlı bir müdahaledir. Nitekim Türkiye siyasetinde uzun süre halkoyuyla iktidara gelemeyen parti ve bazı sivil toplum örgütleri darbe sürecinde etkin rol oynamışlardır.

Toplumu doğal olarak geri ve terbiye edilecek bir topluluk olarak gören seçkinci anlayışı temel alan bu yaklaşım gerektiğinde ona müdahale etmeyi de kendilerinin hakkı olarak kabul edecektir. Sembolik olarak “başörtüsü” ve “irtica” üzerinden yürütülen bu toplum mühendisliğinin asıl amacı devletin bürokratik gücünü kullanarak militer bir toplum yaratma hayaliydi.

28 Şubat döneminde, siyasal akıl tutulması o kadar potalojik bir hal almıştı ki, toplum mühendisliğinin öncülüğünü yapan militer akıl, Cumhurbaşkanının başörtülü eşini karşılamamak, törenlere başörtülü sokmamak, Milli Güvenlik derslerini başörtüsü avına çevirmek vb önlemlerle ideal bir toplum oluşturacaklarını zannediyorlardı. Ancak tarih sosyoloji anlayışından yoksun bu siyasal aklın beklentilerini kısa sürede hüsrana dönüştürdü.

28 Şubatın aktörleri “irtica” ve “dincilik” üzerinden kendilerine özgü bir terminoloji de üretmişlerdir. Her defasında dinle değil “dincilerle” uğraştıklarını ifade eden politik-askeri seçkinlerin aksine halk, ne ile mücadele etmek istediklerini, zihinlerinin gerisinde yer alan planları, binlerce yılın ferasetiyle anlamakta zorluk çekmiyordu. Militarist askerlerin politik seçkinler eliyle uygulamaya koydukları senaryonun halk irfanına çarpmasıydı 28 Şubat.

27 Mayıs ürünü olan siyasal örgütlenme, seçmenin oyuyla gelen iktidarların denetimini büyük ölçüde bürokratların eline vermişti. 10 yıllık Demokrat Parti deneyimi cumhuriyetin seçkin yönetici sınıfını bir hayli endişelendirmişti. Ellerinde olan ayrıcalıkları kaybetme korkusu onları yeni önlemler almaya itti. Bu yüzden siyasal seçkinlerin ideolojisini paylaşmayan bir iktidarı denetleyecek mekanizmalar büyük önem taşımaktaydı. Darbenin arkasından oluşturulan Milli Güvenlik Kurumu, Anayasa Mahkemesi ve güçlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı ki, büyük ölçüde emekli askerlerin son görevi olduğu düşünülüyordu, sivil iktidarları denetleyen ve elini kolunu bağlayan mekanizmalar haline gelmiştir. Ak Parti döneminde bu vesayet kurumlarına karşı verilen mücadeleye karşı direncin neyin arkasında durduğu anlaşılıyor sanırım

28 Şubat postmodern darbesi, Türkiye’de darbe geleneğini kurumlaştıran 27 Mayıs darbesinin, asker-bürokrasi ve politikacı işbirliği ile sahneye konan, bürokratik seçkinlerin sivil siyasetçileri iktidardan uzaklaştırmayı amaçlayan, devleti halkın değerlerinin önüne çıkaran çağdışı müdahaleci siyasal anlayışın son temsili olduğu zannediliyordu, 15 Temmuz Cemaat çetesinin darbe girişimine kadar. 15 Temmuz ilk defa dini bir arka plana yaslanan, dini terminoloji ile meşrulaştırılmaya çalışılan bir darbe girişimidir. Cemaat çetesi, dinin temel kavramlarını semantik bir dönüşüme uğratarak, askeri darbeyi meşrulaştıracak bir retoriğe dönüştürmüştür.

28 Şubat: Cumhuriyet modernleşmesinin taşıyıcısı askerlerin, devlet bürokrasisinin, sivil toplum örgütleri ve siyasal partilerle kol kola vererek doğrudan İslami değerlere savaş açtığı tarihtir. Siyasal iktidara halk iradesi ile gelemeyeceklerini anlayan siyasal partiler de sürekli darbelerin sivil ayağını oluşturmuştur.

28 Şubat her darbede olduğu gibi mağdurlar yaratmıştır. 28 Şubatın özellikle başörtüsü mağdurlarından olan, derdini siyasal sistemin egemenlerine anlatamadığı gibi, anne -babasından da gerekli desteği göremeyen, İslamcı abileri tarafında unutulan ve bana yazdığı bir yorumda büyük hayal kırıklığına uğradığı söyleyen ve psikolojik tedavi gördüğünü anlatan bayanın yaşadığı travmanın hesabı sorulmadıkça bu defter vicdanlarda asla kapanmayacaktır.

28 Şubatın ortaya çıkardığı iki sosyolojik hareket var. İlki merkezi işgal eden batıcı/Kemalist/laik elitin enerjisini tüketmesi, ikincisi çevrede yaşayan ve büyük çoğunluğunu muhafazakar dindarların oluşturduğu muazzam enerji birikimi. Merkezin o haliyle çevreden yürüyüşe geçen muhafazakar dindar hareketi engellemesi mümkün değildir. İktidar değişimi çevrede yeni bir enerji birikimi gerektiriyor. Ak Partinin uzun süre merkezde kalması biriktirdiği enerji ile birlikte çevrede yeni bir enerji odağının oluşmaması nedeni iledir.

28 Şubattan geriye irtica gerekçesiyle hayatları karartılan insanların trajik hikayeleri kaldı. Üniversite kapılarında başörtülerinden dolayı içeri alınmayıp gururları kırılan insanların hesabı tam olarak kesilmiş değil. 
Okullarından başörtülü oldukları gerekçesiyle atılan genç kızların bir kısmı asıl darbeyi kendilerini destekleyen bir takım insanların yardımını istediklerinde, ikinci eş teklifi ile karşılaştıklarında yaşadılar. 28 Şubat sadece bu zihniyeti uygulamaya konan askeri-politik seçkinlerin alçaklığını göstermedi, aynı zamanda sürecin devamında bir samimiyet sınavına da yol açtı.

28 Şubat sadece mağdur kesimler yaratmakla kalmadı, aynı zamanda devlet ve millet arasında var olan duygusal birlikteliğe en büyük epistemolojik darbeyi indirdi. Siyasal merkezi güçlendirmek amacıyla yaptıkları ve uyguladıkları politikalar ve bunun sonucunda ortaya çıkan darbe süreci merkezi iyice zayıflatmış ve çevreden gelen güçlere yeni alanlar açmıştır.

28 Şubatı yapanların politik ufukları kadar içinde yaşadıkları toplumun temel dinamiklerini anlamak imkanları da son derece sınırlı idi. Son söz: 28 Şubatçıların uygulamaya koyduğu ulusalcılığın, çok kültürlü bir toplumda insanları bir arada barış içinde yaşatacak bir proje oluşturamayacağı açıktır. Faşizmin günümüzdeki politik açılımıdır ulusalcılık. Bu anlamıyla, tanımlanan ulusal değerler içerisinde İslami değerlere hiç yer vermeyen secüler bir milliyetçiliktir ulusalcılık. Bu haliyle ulusalcılık toplumun tarihine, kültürüne ve inançlarına yabancı bir siyasal ideolojidir.

28 Şubatta merkezi elinde tutan siyasal elitlerin başarılı olması mümkün değildi. Çünkü topluma teklif ettikleri kimliğin sosyolojik zeminde karşılığı yoktu.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr