• BIST 96.861
  • Altın 238,344
  • Dolar 5,8057
  • Euro 6,5299
  • İstanbul 7 °C
  • Adıyaman 5 °C
  • Ankara 1 °C

31 Mart Seçimleri

Abdullah YEKTA

Kâhta’da 31 Mart seçimleri hayli renkli geçti. İki kutuplu siyah beyaz bir tablo ile karşı karşıya kaldığımız bu seçimler, propagandalarıyla Kahta’da yeni bir seçim şeklini doğurdu. İlk kez meydanlar doldu, adaylar, meydan mitingleriyle birbirilerine mesajlar verdi. İttifaklar Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Kâhta’da da seçim sonucunu belirledi. 7 Haziran seçimlerinde olduğu gibi ittifaklar, bazen insanları çıkmaz sokaklara bazen de güzel sonuçlara da götürebiliyor. Bu seçimde bunları bizzat gördük. Bunlar doğal şeylerdir, her dönem benzer koalisyonlar olmuştur, bundan sonra da benzer ittifak ve koalisyonları göreceğiz.  

İki adaylı seçim yaşadık. İki bilek karşı karşıya geldiği zaman mutlaka biri yenilecektir. Bu doğal bir şeydir. Bunu hazmetmek gerekir. Özellikle kaybeden taraflar eğer bundan sonra siyasetle uğraşacaklarsa neden kaybettiklerini değerlendirme imkanına kavuşmuş oldular. Adayların bilmesi gereken hususlardan biri de seçime birkaç ay kala seçime hazırlanılmaz. Bu işle uğraşan insanlar halkla beraber ve halk içinde bir hayatı yaşayarak, halkın sorunlarıyla ilgilenerek ancak başarılı olabilirler. Seçime birkaç ay kala sırtını güçlü bir partiye dayayarak ben de adayım, demekle seçim kazanılmaz. Halkın tanımadığı halk ile beraber, halk içinde olmayan birinin halktan bir şey beklemeye hakkı olmaz. Hele halka rağmen bu iş hiç olmaz.  

Ak Parti, Kâhta dahil bazı belediye başkanlıklarını beş yıl öncesinden beri kaybediyordu ve kaybetti. Türkiye’nin ve halkın çıkarları değil de kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutan ve halkın verdiği krediyi tüketen bazı Ak Partili başkanlar kaybetti. Onlar elbette ki kaybedeceklerdir. Onların kaybetmelerine üzüldüğümüz yok, onlar halkın umudunu yok eden insanlardı. Biz, onların kaybetmelerine değil, onların yaptığı tahribata üzülüyoruz. Bu söylenenler sadece Kâhta için geçerli değil Türkiye’nin her tarafı için geçerlidir. 

Genel olarak düşündüğümüzde aday belirleme döneminde çok büyük hatalar oldu. Ak Parti’nin düşüncesiyle ve dünya görüşüyle bir alakası olmayan, halka sırtını dönmüş adaylar belirlendi. Halk nezdinde yolsuzluğuyla, kendisi ve çevresinin ahlaksızlığıyla insanlar nezdinde silik şahsiyetler, Ak Parti tabanında nefretle karşılanan kişiler milletvekili veya belediye başkan adayı gösterildi. Bu adayların ne Ak Parti’ye ne de halka faydası oldu. Hatır gönül için verilen adaylıklar sonunda hezimeti beraberinde getirdi. Aklı ve fikriyle Ak Partili olan dürüst adaylar kerhen, istemeyerek başka partilerde kendilerine yer bulmaya çalışıyorsa orada bir sıkıntı var demektir. Geçen dönemlerde hatır gönül için aday gösterilen kişiler bu seçimde Ak Parti’yi arkadan vurdular, kaybettirdiler. Gizli veya açık Ak Parti’nin kazanmaması için çaba sarf ettiler.

Ak parti, fakir fukaranın, üniversite kapılarında örtüsünden dolayı geri çevrilen; 28 Şubat döneminde aşından işinden olan memurun, işçinin ve askerin emekleriyle uluştu. İlk döneminde İslami ve insani değerleri üstün tutan insanların, dağ taş demeden gece gündüz sarf ettikleri çabalarla Ak Parti büyüdü. O gün Ak Parti’yi Türkiye’nin birinci partisi yapan insanları bugün bu partinin içinde göremiyoruz maalesef. Seçim meydanlarında kendi partilileri tarafından yuhalanan adaylara niye oy verilmedi diye sorulması abes değil mi?   Miting alanında toplanan insanlar bu partinin gönüllüleridir. Birinci derecede başvurulması gerekenler bu insanlardır. Bu partiye gönül veren insanlara rağmen, onların önüne istenmeyen bir aday getirmek ne kadar ahlaki bir şeydir. Bu manzaralar kendi ilçemizde bire bir belki yaşanmadı fakat başka yerlerde bunun örneklerini çok gördük.

Bugün Ak Parti iktidarının bütün nimetlerinden yararlandığı halde seçim zamanında Ak Parti’ye kaybettiren çetelerle karşı karşıyayız. Bu menfaat çeteleri her zaman zeytin yağı gibi üste çıkabiliyorlar. Bu menfaat şebekelerine bir türlü engel olunmuyor. İş zamanı, zorluk anlarında bu menfaat çeteleri ortada görünmez, zorlukların olmadığı dönemlerde bu çeteler ekranlarda hiç düşmezler. En önde, her şeyi kendilerinin yaptığını vehmettirirler.

Bu seçim, ittifakların yanı sıra oy hırsızlıklarının da konuşulduğu bir seçim oldu. Sanırım bu olay, bazı partilerin alnında bir leke olarak kalacak. Aynı zamanda bu hırsızlıklar Türk demokrasinin de kara bir lekesi oldu. İstanbul’da yaşanan oy sahtekarlığı olayının bütün Türkiye’de yaşanmadığını kim iddia edebilir? Bu oyunları 7 Haziran seçimlerinde gördük, hatırlıyoruz. İttifak eden partililerin bilinçli sahtekarlıklar yaparak kendi partilerine fazladan oy yazdıkları görülmüştü. 31 Mart’ta İstanbul’da aynı senaryonun yaşandığı, sosyal medya paylaşımlarında görülmektedir. Bu tür iddialara karşı harekete geçilmesi gerekir. Bütün siyasi partiler böyle iğrenç olaylara karşı birlik olmalıdır. Siyaset yapan insanlar, bununla mükelleftir. Mal çalındıktan sonra eyvah evime hırsız girdi, diye bağıran ev sahibinin durumuna düşmemek gerekir. Bugün Ak Parti oyları çalınıyorsa yarın CHP, HDP veya SP oyları çalınacaktır. Bunun tekrarlanmaması için gerekli tedbirin alınması gerekir.

Önümüzdeki günlerde 31 Mart seçimleri değerlendirilecek, çok şeyler konuşulacak fakat şunu sormak gerekir: Son seçimlerde karşı ittifakın birliği, Ak Parti’ye kendi tabanında birlik ve beraberliği hatırlatabilecek mi? Bazı il ve ilçelerde lâ yüs’el davranan, kendi istek ve arzularını insanlara dayatmaya çalışan, il ve ilçelerde kendi etrafındaki menfaat çeteleriyle beraber iş götürenlere bir son verebilecek mi?

 Selam ve dua ile.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr