• BIST 106.702
  • Altın 146,549
  • Dolar 3,4864
  • Euro 4,1701
  • İstanbul 28 °C
  • Adıyaman 36 °C
  • Ankara 34 °C

Ad, Semud, Medyen… Tebbet Yeda Ebi Leheb!

Abdullah YEKTA

               

17 Aralıktan sonra, toplum olarak beddua, lanet ve mülaane (lanetleşme ) kavramlarıyla tanıştık. Bu kelimelerin telaffuzu dahi insana sıkıcı geliyor. İtici bir tabiatları vardır, bu kelimelerin. Cahil insanlar bu kelimeleri alelade kullanırlar. Fakat bilen insanlar, âlim insanlar bu kelimeleri rastgele kullanamazlar. Çünkü Allah Teâlâ Kâfir, Münafık,  Fir’avun, Ad Kavmi, Semud Kavmi… vs. için kullanmaktadır.  Resulullah da bu kavramları gelişigüzel kullanmayı yasaklamıştır.  Kâfir olduğu sabit olmayan birini lanetlemek veya ona beddua okumak haramdır. Müslüman kardeşini Fir’avun, Nemrut ve Ebu Leheb’in ölüm şekliyle veya yok oluşlarıyla tehdit etmek bir bedduadır. Böyle bir dili kullanmak müslümana helal değildir.

               

Bazı yazarların (A.Turan Alkan) Müslüman önder ve şahsiyetleri kastederek  “"Mene, tekel, ufarsin”(*) gibi Yahudi beddualarıyla lanetlemesi veya bu şekilde müslümana beddua etmesi çok çirkin ve dinimizde hiç yeri olmayan bir davranıştır. Düşünüyorum da İslami bir kelime veya ifade yok muydu ki yazarımız Yahudi kültüründen aldığı ifadelerle Müslümanlara beddua ediyor, Müslümanları (bir başbakanı) tehdit ediyor? Yoksa bu insanlar, Yahudi-Kabalist kültürünü çok mu seviyorlar?

               

Bir başka yazar(Abdullah Aymaz 29 Aralık tarihli Zaman'daki yazısında da örtülü biçimde)  Fethullah Gülen’e muhalif olanlara karşı "Tebbet okuma" tavsiyesinde bulunuyor. Allah Teâlâ, Tebbet suresinde Ebu Leheb’i lanetliyor. Bu sure indiği zaman Mekke’de Ebu Leheb’den daha kâfir biri yoktu. Peygamberin amcası olmasına rağmen, ona en çok hakaret ve küfür eden, akrabalık haklarına hiç riayet etmeyen haddi aşmış olan biriydi. Eşi hakeza haddi aşmış bir kadındı. İnsan sormadan edemiyor, bugün muhalif olarak görülen insanlar Ebu Leheb gibi kâfir kimseler mi? Bu zihniyeti taşıyan insanın harici tekfircilerinden ne farkı var? İnsanlara beddua okuma ve mülaanede bulunmak tekfir etmek değil midir?  Hani Müslüman tekfir edilmezdi. Bu Ehli Sünnetin yegâne prensibi değil miydi?

               

Yine adı geçen gazetenin en kibar diyebilinen yazarı ( Hüseyin Gülerce) Twitter’de “Herkes, Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar, bu topraklarda Cumhuriyet tarihinde hiç yaşanmamış sıkıntılara ve savrulmalara hazır olsun”, gibi tehditleri savurabiliyor. Bu ne biçim Müslümanlık? Bütün bunlar, acaba hangi menfaatler uğruna yapılıyor? İnsanlığın, Müslümanlığın olması gereken ahlakı, önceliği bu mudur?

               

Bu tür haddi aşan beyanatları çoğaltmak mümkün, fakat bize düşen Peygamber ahlakı ile edeplenmektir.

                  

Allah (c.c.) ve Peygamberimiz(sav)’in bu konuyla ilgili tavsiyelerine kulak verelim:

               

Lânet etmek: İnsanların birbirine lânet etmesi;  “Allah’ın lânetine uğra!”,  “lânet olsun!”,  “mel’ûn!”  gibi tabirleri kullanmakla gerçekleşir. “Allah’ın rahmetinden uzak olasın!” anlamına gelir. Hak etmeyen bir kimseye lânet etmek veya çokça lânet tabirini kullanmak, büyük günahlardan kabul edilir. “Mü’mine lânet etmek, onu öldürmek gibidir.” (Buhârî, Eymân 7, Cenâiz 84, Edeb 44, 73; Müslim, İman 176 -110-; Tirmizî, İman 16)

               

“Birbirinize karşı Allah’ın lânetiyle lânetleşmeyin. Allah’ın gazabı ve cehennem temennisiyle birbirinize ilenip bedduada bulunmayın.” (Ebû Dâvud, Edeb 53; Tirmizî Birr 48)

               

 “Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekişenlere de ki: ‘Geliniz, sizler ve bizler de dâhil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allah’tan yalancılar üzerine lânet dileyelim.” (3/Al-i İmran, 61) Bu ayete mübâhele ayeti denir ki, bir meselede haklı olanın ortaya çıkması için karşılıklı lânetleşmek demektir.

               

Ehli-i Kitap: “Kendilerine Kitap’tan nasip verilenleri görmedin mi? Putlara ve batıla (sahte tanrılara) iman ediyorlar, sonra da kâfirler için: ‘Bunlar, Allah’a iman edenlerden daha doğru yoldadır’ diyorlar! Bunlar, Allah’ın lânetlediği kimselerdir; Allah’ın rahmetinden uzaklaştırdığı (lânetli) kimseye gerçek bir yardımcı bulamazsın.” (4/Nisa, 51-52)

               

Kâfirler: “Ayetlerimizi inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüşlere gelince, işte Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların lâneti onların üzerinedir. Onlar ebediyen lânet içinde kalırlar. Artık ne kendilerinden azap hafifletilir, ne de onların yüzlerine bakılır.” (2/Bakara, 161-162)  

               

Münafıklar: “Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da kâfirlere de içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vaad etti. O, onlara yeter. Allah onlara lânet etmiştir! Onlar için devamlı bir azap da vardır.” (9/Tevbe, 68)

               

Bunların yanı sıra mülaane kavramı eşler arasında zina suçunun isnadında da kullanılmıştır. Bu konuda dileyen fıkıh kitaplarına bakabilir.

            

 * Mene, mene, tekel, ufarsin. ‘Mene, Allah'ın emriyle krallığın sona erdi. Tekel, terazide tartıldın ve eksik bulundun. Ufarsin ise krallığın bölündü ve yarısı Medlere yarısı Perslere verildi."
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr