• BIST 92.958
  • Altın 211,671
  • Dolar 5,4358
  • Euro 6,1316
  • İstanbul 10 °C
  • Adıyaman 11 °C
  • Ankara 5 °C

“Ah be Kâhta’m”

Yasir Polat

Kıyısı var şehrimin,
En uzak ufka sözü var memleketimin. 
Göl mü dersin baraj mı? Bilmem.
Uludağların eteğinde püfür-püfür sesi var yellerin.

Burası Kâhta, Türkiye’nin en büyük barajına kıyısı var. Hatta üç tarafı bu göl ile çevrili. Ve sekizinci harika olabilecek seviye de Kommagene Krallığına ev sahipliği yapmış dağı var, Nemrut dağı. Güneşin ve ufkun en güzel görüldüğü yerdir burası. Tarihi ve coğrafi özellikleri ile dünyanın en güzel yeri olabilecek kapasiteye sahiptir Kâhta.

Sahiptir sahip olmasına da sahibi mi yoktur, unutulmuş mudur karar verilmesi müphem.
Çünkü bunca özellik sadece romantik olduğu için avantaj değildir. Ekonomik alanda, birçok anlamda Turistik, yeni mekânlar, yeni işler ve istihdam edilecek yeni alanlar demektir.  Bunun göz ardı edilmiş olması düşünülmesi zor bir durum.

Bu gün Cendere köprüsü ve ilçeye yakın olan barajın kıyısı… Bakım ve onarımları olmadığı gibi estetik anlamda herhangi bir çalışmanın olmamasının yanı sıra, güvenliği ve temizliği kontrol altın da tutacak personelin olmayışı da göz zevkini kıracak, doğaya hakaret sayılacak, turistlerin ve halkın nezdinde de kötü izlenimler bırakacak sahnelere şahit oluyoruz.
Oysaki temiz ve estetik bir görüntü hem ekonomi demektir hem de görsel zenginlik, huzur, toplumsal yükseliş.

Ancak bu tür değişimlerin olmamasına şaşmıyorum. Çünkü içsel bir gelişim veya değişim söz konusu olmadı mı dışa, çevreye, turizme ya da halkın ferahlığa kavuşacağı alanların oluşturulması mümkün görünmüyor.
İçsel gelişimden kastımız elbette ki bir şehrin ruhunu yücelten unsurlar; Kaldırımlar, şehir içi yolları, araçların park ediş şekilleri, oto park alanları, mahalle parkları… Bir bütünün parçaları… Ve bakıldığı zaman gelişimden çok bir geri gidiş söz konusu. Geçen gün şehir içinde oturulacak güvenli ve ferah bir yer bulamadığımızdan değerli bir arkadaş ile bulduğumuz ilk çay ocağına oturduk. Sohbet esnasında söylediği bir şey hem çok komik hem de çok acıydı.
“Ya kardeş, ticari taksi olsan, hamile bir kadını acilen hastaneye yetiştirmek zorunda kalsan hastaneye yetişmeden (affedersiniz) doğurur. Bu yolların hali nedir böyle arkadaş!” dedi sitem ve hüzünle.
Koca şehrin özeti mi desek, şehrin kimsesizliği mi gerçekten bilemiyorum. Bildiğim bir şey varsa o da koca bir yoksunluğun ortasında olduğumuzdur.

Bu yoksunluğumuzu ve mahrumiyetimizi seslendirebileceğimiz bir meydanımız dahi yok!

Bizler toplum olarak istemeyi, hakkımız olanın peşinden gitmeyi bilmiyoruz. İsteklerimiz toplumsal değil şahsi olmakla kalıyor. Bu da yönetimi ve bizleri toplumsal olay ve değerlerden uzaklaştırıyor. Gelişim ve değişim engellenmiş olup bir taşın yerinden kaldırılıp yenisinin konulması icraat olarak atfettiriliyor. Bu tamamen toplumsal SORUMSUZLUĞUN sonucu… Ha! Bu durum halkın ihtiyacına sessiz kalanları haklı çıkarmaz.

Yönetim ve halk olarak el ele verildi mi ekonomik, kültürel ve sosyal anlamda devrim niteliğinde projelere imza atabilir, onları aktive edebilir ve ilçemizi bir asır öteye götürebilir bir kapasiteye sahibiz.
Gençlerimizin taze beyinleri ve kalpleri uğraş ve iş olmamasından dolayı kahve köşelerinde yok oluyor. İlçelerini çağlar üstüne çıkarma kabiliyetleri varken kör kuyularda kaybolmalarının ne anlamı var!

İnanın yazılabilecek o kadar şey var ki, okunmaz korkusuyla kısa kesmek zorundayım.

Lütfen kendinizin ve ilçenizin farkına varın.

Selametle kalın… 

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr