• BIST 108.645
  • Altın 154,531
  • Dolar 3,8286
  • Euro 4,5258
  • İstanbul 14 °C
  • Adıyaman 10 °C
  • Ankara 1 °C

Alim Lafzı Çerçevesinde

Ziya TEPE

Alim İslam dininde peygamberlikten sonra en yüksek payedir. Daha sonra da şehitlik geliyor. Alimliğin vasıfları Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler de belirtilmiştir. Bir Müslüman bu kriterleri nazar-ı itibaren almadan, belli İslami ilimleri edinen kişilere alim lafzını gelişi-güzel kullanamaz.

           
Alimliğin başta gelen vasıflardan biri hiç şüphesiz ilim sahibi olmasıdır. Bu ilim insanlık için fazla bir ehemmiyeti olmayan veya ikinci dereceden veya gereksiz bilgi yığını mıdır? Oysa ki Fahr-i Kainat Efendimiz gereksiz ilimden Allah’a sığınmıştır.’Bu bir bilinçtir.Alim de ne kendini ne de başkalarını gereksiz bilgilerle oyalamaz.Hangi bilginin kimler için gerekli veya gereksiz olduğunu da iyi bilendir.
              
Âlim kişi kur’an-ı Kerim’de ki hak ve hakikatleri iyi bilen ve idrak eden; Resulullah’ı, misyonunu ve örnekliğini bilen ve tanıyan; geçmiş ve günümüz İslam alimlerinin birikimlerinden ve deneyimlerinden istifade eden üstün bir şahsiyettir. Bu şahsiyet İslam dininin birikimleriyle donanmış, şekillenmiş ve İslam’ı en güzel şekilde temsile çalışan zattır. Bu uğur da her türlü bedeli de ödemeye hazırdır. Peygamberler misali. Fahr-i kainat Efendimiz; “insanlar içinde en fazla zulme uğrayanlar peygamberlerdir. Sonra peygamberlere yakın olanlardır. Daha sonra onlara yakın olanlardır. Bu böyle devam eder’’ diyor. Demek oluyor ki hak ve hakikatler öyle yüksek değerlerdir ki, bunların bedelleri de çok ağırdır.
            
İslam aliminin ilmi yönde önemli bir hususiyeti de İslam dinine zarar verecek şeyleri ile faydalı olacak şeyleri bilmesidir. Alim bu yönde dinine hamilik yapar. Buhari ve Müslim de geçen bir Hadis-i Şerifte “Allah’u Teala kime iyilik ederse, onu dinde alim yapar ve dinine zarar verecekleri ona bildirir, doğruyu gösterir’’ diyor.
             Kur’an-ı kerim de geçen alimliğin bir vasfı da kulları arasında Allah’u Teala’dan en çok korkmalarıdır. Fatır suresinin 28. ayetin de “kulları arasında Allah’u tealadan -en çok- korkanlar alimlerdir”. Allah’u Teala’dan korkmanın göstergesi ise Allah (c.c)ın tüm emirlerini ve Resulullah’ın sünnetine herkesten çok bağlı olmasıdır. Allah’tan korkan kimse nefsine, insanlara ve Allah’a karşı sorumluluk duygusunu taşıyan kimsedir. Onun içindir ki bir kısım alimlerimiz “takva”yı sorumluluk duygusu olarak açıklamışlardır.
            
Allah(c.c) korkmayan ve İslam dinini gereğince yaşamayan bir kimse zaten İslam dininin hakikatlerini gereğince idrak edemezler. Bakara suresinin 2.ayetinde “o kitap kendisin de şüphe yoktur; müttakiler (Allah’tan korkanlar)için yol göstericidir” diyor. İslam dininin hakikatlerini anlamak için o hakikatleri yaşamak gerekiyor ki aynelyakine ulaşılabilsin. Yoksa insanların zaafları Kur-an’ı Kerim’in hakikatlerine birer perde olurlar. Mekke dönemin de başta Amr b.As ve Ebu Sufyan olmak üzere bilinen beş deha vardı. Bu dehaların hiç birisi Mekke Dönemin de müslüman olmadı.Fakat Bilal-i Habeşi(r.a)gibi bir köle İslam dininin hakikatlerini idrak edip ilk Müslümanlar arasında yer almıştır. Müttaki, salih ve zahid bir tasavvuf alimi olan Adi b. Musafir el-Hakari diyor ki “Bir kişide kerametlerin zuhur ettiğini, olağanüstü olayların kendisinden sudur ettiğini görürseniz bile, emir ve yasaklara riayet etmiyorsa, onun yaptıklarına aldanma”.(1) Bu örnekten de anlaşılıyor ki Allah’tan korkma alimliğin asla göz ardı edilmeyecek bir vasfıdır.              
      
İslam aliminin en belirgin kriterlerinden biri de peygamberlerin varisleri olmalarıdır. Bu vasfı Peygamber Efendimizin şu iki Hadis-i Şerif belirliyor.”Alimler peygamberlerin varisleridir”.(2) ve ”Benim ümmetimin alimleri ben-i İsrail’in peygamberleri gibidir” Peygamber Efendimizden önce sık aralıklarla peygamberler gönderilmişti.Hatta belli bir zaman diliminde birden fazla peygamber bulunuyordu.Resulullah’tan sonra ise kıyamete kadar peygamber gelmiyeceğine göre bu misyon alimlere verilmiştir.Alimlerin yüksek payesi de bu misyon da geliyor.
Bu bazda alimlerin en büyük görev ve sorumluluklarından biri toplumun zaaf noktalarıyla mücadele etmektir. Halkın hoşuna gitmese de dahi gerçekleri, üzerini örtmeden halka söylemek yine alimlerin görevidir. Bu görevin ifa edilmemesi durumun da oluşan savrulmayı geçen asrın büyük alimlerinden biri olan Kazan’lı Musa Carullah Bigiyef “İslam bilginleri İslam hukukunu (hak-hukuk, adelet, özgürlük gibi)neslimize gereğince aktarılsaydı,bu neslimiz bu şekilde savrulmazdı.” diyor. Alimler’in toplum içinde ki misyonun dan dolayı öyle önem arz ediyor ki peygamber Efendimiz  “alimlerin ölümü alemin ölümü gibidir’ ifadesiyle beyan ediyor.
    
Gelin islam dinin de büyük önem arz eden ‘alim lafzının Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerif ölçüleri gereğince kullanalım. Alimlik payesini kişilere gelişi güzel kullanarak payimal etmeyelim.

 
1.Çığır açan şark alimleri Abdulhadi TİMURTAŞ Kent yayınları
2.Ebu Davut, Tirmizi, İbn-i Mace ve ibn-i Hibbar,Ebud-Derda’dan sahih senetle riyavet etmiştir    
        
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr