• BIST 108.518
  • Altın 153,390
  • Dolar 3,8429
  • Euro 4,5142
  • İstanbul 15 °C
  • Adıyaman 12 °C
  • Ankara 7 °C

Aliya: 20.Yüzyılın Siyasi Ve Entelektüel Dehası

Y.YAVUZYILMAZ

Aliya İzzetbegoviç, hem zihinsel donanımı,hem entelektüel duruşu, hem de siyasi önderliği ile hiç kuşkusuz Yirminci yüzyılın en önemli düşünce ve eylem adamlarından biridir. Bir taraftan din ve siyaset alanında önemli bir entelektüel birikime sahip olmak, diğer yandan bu birikimi pratik siyaset alanına dökmek gibi bir yapıya sahip olmak çok az entelektüele nasip olmuştur. O, siyasal alanda Bosna’yı hem savaştan çıkararak uluslar arası alanda tanınan bir devlet haline getirecek, hem de “Doğu ve Batı Arasında İslam” gibi devasa bir eseri yazacak kadar birikim sahibiydi.

Entelektüel birikimi olanların pratik sahada görev yapmaları hiç kuşkusuz düşüncelerini olgunlaştıran çok önemli bir faktördür. Öte yandan bu durum, entelektüeli ütopik ve gerçeklerden kopuk uygulanamaz fikirler üretmesine sebep olur. Bu anlamda o, düşünür-siyasetçi tipine örnektir ve tarihte örneği çok görülmeyen bürokrat-entelektüel geleneğin temsilcilerinden biridir. Aliya bu yönüyle Selçuklu veziri Nizam’ül Mülk, Osmanlının çöküş dönemi sadrazamı Said Halim Paşa ve İran Devriminin efsane lideri Humeyni geleneğine aitti.

Ömrü Bosna’nın kurtuluş mücadelesi içinde geçen Aliya “Hayat kısa değil,ben onu uzun buluyorum” der. Elbette bu hayatı nasıl değerlendirdiğine bağlı olarak ortaya çıkan bir sonuçtur.

Babasının ilk evliliğinden iki kardeşi daha olan Aliya, üçü kız iki erkek beş çocuklu bir ailenin üyesi olarak yaşamını sürdürdü. Annesi dindar bir Müslüman olan Aliya, İslam düşünce mirasının temeli olan dindarlığını ona borçluydu. 15 yaşından itibaren dönemin Yugoslavya’sında okuduğu için komünist ve ateist külliyatla tanıştı. O dönemlerde Yugoslavya efsanevi lideri Tito önderliğinde Sovyetler Birliğinde ayrı, Üçüncü Dünyacı bir sol anlayışı temsil ediyordu. Aliya okul hayatını değerlendirirken “Okulda çok iyi ve çok kötü öğrenci olmak arasında salındığını” belirtir.

Entelektüel hayata erken yaşlarda adım atan Aliya 18-19’lu yaşlarda felsefe metinleri okuyup değerlendirmeye başlar. Gençliği Hırvat Milliyetçileri olan “Ustaşalar” ve Sırp milliyetçileri olan “Çetnikler” arasında mücadele ile geçti. Bilindiği gibi Çetnikler Bosna savaşı sırasında tarihin en büyük soykırımı ve katliamını işleyecekleri.   

Politik faaliyet sürdürdüğü zamanlarda Çetnikler tarafından yakalanan Aliya, Çetniklerin komutanı olan Keseroviç tarafından öldürülmesi engellenmişti. Bunun nedeni dedesi Aziziye Valisi iken çok sayıda Sırpın suçsuz yere tutuklanmasını önlemek olmuştur. 1945 yılında Tito’nun lideri olduğu Partizanlar grubu Yugoslavya’da iktidarı ele geçirdi.

Aliya 1940’lı yıllarda  “Genç Müslümanlar Teşkilatı” adlı örgüte üye oldu. Yasadışı bir örgüt olan Genç Müslümanlar Teşkilatı içinde yürüttüğü faaliyetlerle üye sayısını hızla artırdı. Bu yıllardan itibaren Tito’yu eleştirmek ve Onun teşkilatı olan Partizanlara muhalif olmak eyleminden defalarca tutuklandı.

Daha sonraki yıllarda Genç Müslüman Teşkilatını yeniden örgütlemek ve etkin hale getirmek, savaş nedeniyle yardıma muhtaç olanlara yardım etmek gibi amaçlarla “Merhamet “adlı örgüte üye olur.

Hayatını Ömrünü geçireceği Halida Hanım ile Birleştiren Aliya’nı bu evlilikten Leyla ve Sabina adlı iki çocuğu oldu. Yaptığı siyasi çalışmalarından dolayı 1983 yılında 14 yıla mahkum oldu. Aliya, Yugoslavya rejiminin 1987 yılında af dilemesi karşılığında affedilmesi teklifini reddetti. 1990 yılında remen kurulan Demokratik Eylem Partisinin (SDA) kuruluş fikri 1989 yılında cezaevinde bulunduğu yıllarda oluştu

Aliya entelektüel birikimini oluştururken Batı düşüncesinin yanında Mevdudi, Seyyid Kutub, Hasan el Benna ve Fazlurrahman gibi İslam entelektüellerinden de haberdardı. İlk girdiği seçimlerde 130 milletvekili olan parlamentoda 42 milletvekilliği kazandı. 1990’lı yıllarda Yugoslavya’da çıkan iç savaşı yönetti. Bosna’nın uluslar arası bir devlet olarak meşruiyetini sağlayan “Dayton Antlaşması” sonrasında girdiği seçimi kazanarak Bosna için mücadeleye devam etti.

Aliya, halkına şöyle öğüt veriyordu: “Selam sana ey halkım! İmanınıza, bayrağınıza ve  devletinize sahip çıkın”Aliya’nın temel düşüncelerini en iyi anlatan eser “Doğu ve Batı Arasında İslam adlı eserdir. “ Cemalettin Afgani, Muhammed İkbal, Seyyid Kutub,Ali Şeriati, Roger Garaudy, bunu söylediler. Bir İstisna var: Aliya İzzetbegoviç.Onun ‘Doğu ve Batı Arasında İslam’kitabı defalarca okunması gereken bir kitap. Bu kitaptaki analizler, anlaşılmayı bekleyen, yeni bir başlangıç ihtiyacını kavramış olan erken sözler. İslam ne doğu(lu) ne Batı(lı) dır;ikisinin arasındadır ve dolayısıyla her ikisini de hem ihata eden hem de aşan bir topoloji(Sosyolojik mekan/ cemaat/ümmet) inşa edilmelidir.”( Yüzyıl ve Gelecek/ Ümit Aktaş/ Okur kitaplığı)Aliya temel eseri olan “Doğu ve Batı Arasında İslam”da izini sürdüğü arayış, İslamı bugünkü neslin anlayacağı bir dile tercüme etme endişesidir. Bu arayış hiç kuşkusuz Mehmet Akif’in çağın idrakine islamı söyletmek amacıyla örtüşmektedir. Modern dünyada İslamın yeri nedir ve ne olmalıdır soruları Aliya İzzetbegoviç’ın izini sürdüğü sorulardır. Modern dönemde insanlığın içine düştüğü ahlaksızlık ve cinayetler içinde uygarlık ve tekniğin konforu bir yanılgıdır

Sanat ve dram insanlığın içindeki bir yolculuktur ve kaynağı dindir. İzzetbegoviç, Doğu ve Batı Arasında İslam’da izini sürdüğü anlayışlı şöyle temellendirir. Yahudilik dünyaya, Hıristiyanlık öte dünyaya aittir. Bundan dolayı Doğu ruh,batı madde eğiliminde olmuştur.İslam bu uygarlık anlayışlarının tam ortasında durmaktadır. İslam Doğu ve Batı,Ruh ve Madde arasında bir denge dinidir. Bu anlamıyla hem batıyı hem de Doğuyu kapsamaktadır. Bir anlamıyla Hz.Musa bir uçta Hz.İsa öteki uçta Hz. Muhammed ise ortada durmaktadır.

Aliya İzzetbegoviç’e göre kültür semadaki “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” prologu ile başlamıştır. Bundan dolayı hiçbir kültür tamamen dinin dışında olamaz. Uygarlık insan-madde-tabiat üçgeninde oluşan serüvenin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Kültür kendini yönetmek,uygarlık dünyayı değiştirmektir. Sanatın kült üretme ile bilimin alet üretme fonksiyonları İslam’da el ele vererek yeni bir sentezin kapısını aralar.

Din ve ahlak kopmaz bir bağlantı içindedir. Din “Nasıl inanmalıyım” sorusuna,ahlak ise “Nasıl yaşamalıyım “ sorusuna cevap verir. Bu iki alanın sentezi “İnanın ve iyi amellerde bulunun” anlayışıdır ki, dinin istediği de budur.

İzzetbegoviç’e göre hiçbir şey öncülsüz başlamayacağı gibi,İnsanlık tarihi de sıfırdan başlamamıştır. İnsanlık tarihi “Ben sizin Rabbiniz Değil miyim?” prologu ile başlamıştır.

Begoviç’de göre Hz. Peygamber Mağaradan Mekke’ye dönmeye mahkumdu. Bu dönüş olmamış olsaydı hiç kuşkusuz Hz. Muhammed olarak değil hanif olarak kalırdı. Tarih ona göre ikiye ayrılmalıdır: Hz. Muhammed öncesi ve Hz. Muhammed sonrası. Hz. İsa Hıristiyanlıktan ayrı olarak incelenmelidir. Nietzsche’nin dediği gibi “Son Hıristiyan çarmıhta ölmüştü”

Aliya gençliğinden beri okuduğu Marks ve Marksizm için şu sonuca ulaşmıştı: “Teoride tutarlı, pratikte zorunlu olarak tutarsızdır.

Aliya’ya göre milli olan ve milliyetçilik birbirinden ayrı kavramlardır. Ona göre milli olan ile milliyetçilik arasındaki fark tıpkı sevgi ve nefret kadardır. Milli olan halkını sever,onun için çalışır,başkalarına düşmanlık etmez. Milliyetçi ise başkalarından nefret eder, hoşgörüsüzdür, farklılıkları boğar ve fiziksel baskı uygular. Aşırı milliyetçiliğin özünde Tanrı’ya inanç yoktur. Din ise sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma der. Gerçek inanç milliyetçilikte değil, kırık hoparlörde sesini yükselten müezzinlerin sesinde aranmalı

Aliya İzzetbegoviç’e göre ahlak çıkarlarımıza göre değil, görevlerimiz gereği eylemde bulunmaktır. Tanrı yoksa ahlakın hiçbir anlamı yoktur. Ahlakı Tanrıya refere ederek egoist, anarşist, pragmatist ve hedonist ahlak anlayışlarından ayrılır.

Aliya Bosna Savaşının olanca dehşetiyle sürdüğü yağmurlu bir günde, çamur içinde Bosna’lı bir savaşçıyla yan yana kalır. “Başkanım barış gelince hiç adaletsizlik olacak mı?” diye soran askere şu karşılığı verir: “Evet maalesef olaak düşmana karşı savaştığımız gibi onunla da savaşmamız gerekecek”

“Din de devrim de acılar ve ıstıraplar içinde doğar. İkisi de konfor içinde yok olup gider. Gerçekten devam eden sırf  onların gerçekleşme çabasıdır. Onların gerçekleşmesi ise ,aynı zamanda ölümleri demektir. Din de devrim de gerçekleşirken ,kendini boğacak kurumların statükolarını doğururlar. Devrim yalan söylemeye ve kendi kendine ihanet etmeye başladıktan sonra statükolaşmış sahte dinle ortak bir dik kullanmaya başlar.”

Aliya kişisel olarak kendisini sıradan bir insandan farklı görmeyen bir zihin yapısına sahipti. “Savaşın devam ettiği yıllarda havanın sisli olduğu bir kış günü cuma namazını kılmak için Gazi Hüsrev Bey camiine gider. Bombardımana rağmen cami tıklım tıklım doludur. Aliya görününce İmam hutbeyi durdurur, ön saflardan ayağa kalkanlar kendisine yer vermek isterler. Ancak Aliya kişiliği yansıtan şu sözleri söyler; "Burası Allah'ın evidir. Burada farklılık olmaz.. Allah katında en üstün olan, takva sahibi olandır. Camide herkes bulduğu yere oturur. Ben burada oturacağım. Bilmiyoruz, belki hepimiz çiğnenecek, öleceğiz; ama, İslam'ı inşallah çiğnetmeyeceğiz. Hocam lütfen hutbeyi tamamlayın!”

Aliya İzzetbegoviç’in zihin dünyası hakkında bilgi verecek olan sözleri,düşünce dünyasını daha iyi değerlendirmeye yardımcı olacaktır.

Milli duyguları olan bir insan, kendi halkını sever, onların kusurlarını da erdemlerini de kendi üstünde taşır, o halka aittir. Bir milliyetçi ise kendi halkını sevmekten çok başkalarından nefret eder, daha da önemlisi, uygulamada, başkalarının mülkü olan şeyi ister. Başkalarına ait farklılıkları boğar, hoşgörüsüzdür, fiziksel baskı uygular. Kendisine ait olanı savunmaz, olmayanı da ister. Aşırı milliyetçiliğin özünde Tanrı’ya inanç yoktur. Dünyanın bütün büyük dinleri şu basit hakikati öğretmeye çalışır (ve bütün hakikatler basittir): Sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkasına yapma. Ya da öyle hareket et ki, davranışların herkes için geçerli olsun; ne sana göre değişsin ne de başkalarına göre…”(Aliya Izzetbegovic (Dnevni Avaz, 8 Nisan 1999)

"Bu günleri gösteren yüce Allah'a hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır. Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı. Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inşa ettik. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inşallah Cennet’te buluşacağız, onları Allah'ın ve meleklerinin huzurunda şanlı direnişlerinden dolayı kutlayacağız. Gelinen noktada her şey bitmiş değil, yeni başlıyoruz. Başlattığımız mücadelede eksiklikler olmasına rağmen bir yerlere geldik. Bundan sonra görev sizlerindir. İlerleyen yaşım ve sıhhatim nedeniyle aktif siyaseti bırakıyor, bir nefer olarak ömrümü halkıma hizmet etmek isteyen siyasilere destekle yaşayacağım. Allah'a hamd ediyorum ki bugün elimdeki dalgalanan bayrağı teslim edeceğim inanmış yüz binler var. Artık Bosna Hersek hür ve bayrağımız kendi topraklarımızda dalgalanıyor. Selam sana ey halkım. İmanınıza, bayrağınıza ve devletinize sımsıkı sarılın." 
(Aliya'nın SDA’ nın Genel Kurulu'ndaki veda konuşmasından)

“Bize yapılan soykırımı unutursak bunu bir daha yaşamaya mecburuz,size asla intikam peşinden koşun demiyorum ama yapılanları da asla unutmayın!” 

"Ben bir Müslümanım ve öyle kalacağım. Kendimi dünyadaki İslam davasının bir neferi olarak telakki ediyorum ve son günüme kadar da böyle hissedeceğim. Çünkü İslam benim için güzel ve asil olan her şeyin diğer adı; dünyadaki Müslüman halklar için daha iyi bir gelecek vaadinin ya da umudunun, onlar için onurlu ve özgür bir hayatın, kısacası benim inancıma göre uğrunda yaşamaya değer olan her şeyin adıdır.”

"Bizler insan olmaya ve insan kalmaya çalıştık ve başarılı olduk. Ancak bunu onlardan(Sırplardan) dolayı yapmadığımızın altını çizmeliyim. Kendimizden dolayı insan kalmaya çalıştık, onlardan dolayı değil. Onlara hiçbir şey borçlu değiliz. İnsan olmak ve insan kalmak, Allaha ve kendimize karşı sorumluluğumuzdur. Onlara karşı değil."

“Kabile ve ulusun dar sınırlarından kurtulmak için kendinizi Müslüman olarak düşünmeye başlayın.”

“Hukuk benim için sadece meslek değil inancım, yaşam tercihim ve hayat felsefem.”

“Din hurafeleri yok etmezse, hurafeler dini yok eder.”

“Kur'an edebiyat değil, hayattır; dolayısıyla O'na bir düşünce tarzı değil, bir yaşama tarzı olarak bakılmalıdır.”

“Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız.”

“Ey teslimiyet, senin adın İslam'dır!” 

“Her şeye kadir olan Allah'a andolsun ki köle olmayacağız.”

“Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.”

“Bir kelimeyi hiç aklınızdan çıkarmayın: Devlet. Devletin ne kadar önemli olduğunu hepimiz idrak etmeliyiz. Devletsiz bir millet boşluğa düşer, rüzgarda savrulup gider.” 

“Nefrete nefretle cevap vermeyin. Bosna için nefret çıkmaz sokaktır. Nefret sadece bizim ruhlarımızı zedelemiyor, Bosna'nın özünü de zedeliyor.”

“Hayat kısa sözüne hiç itibar etmedim. Çünkü yeterince uzun yaşadığımı düşünüyorum.”

“Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı’nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına.”

“Müslümanların hızla artan büyük nüfusuyla övünmemiz, bana şişmanlığıyla övünen ve aldığı yeni kilolardan haz duyan bir adamı hatırlatıyor. Ruhumuza, akılımıza ve başarılarımıza vurgu yapmaya ne zaman başlayacağız? Küçük ve kırılgan bir insanda bile insanlığa katkıda bulunabilecek büyük bir ruh bulunabilir. Gücümüz, bilimimiz, edebiyatımız nerede? Nerede buluşlarımız, küllî iyiliğe katkılarımız?”

“İnsan şahsiyetini alçaltan, onu eşyayla bir tutan herşey gayri insanidir.”

“Bir gün askerlerden biri gelip kendisine 'onlar bizim kadınlarımıza tecavüz ediyorlar, onlar bizim kadınlarımızı, yaşlılarımızı ve çocuklarımızı öldürüyorlar. Buna bigane kalmamalıyız' dediğinde, Aliya çok veciz bir şey söylüyor 'Sırplar bizim öğretmenimiz değiller.'”

“Balığı suda yaşaması gibi dünyanın içinde yaşadığı çevre Kur'an ve İslâm'dır.”

“Mehdi bizim tembelliğimizin adıdır”

“Biz de zalimlerden olursak, zulme karşı savaşmamızın bir anlamı kalmaz. Kitab’a uyacağız.”

“Din hurafeleri yok etmezse, hurafeler dini yok eder.”

Referanslar:

​​​1-    Doğu ve Batı Arasında İslam/Aliya İzzetbegoviç/Yarın yayınları.

2-    Tarihe Tanıklığım/Aliya İzzetbegoviç/ Klasik yayınları.

3-    Aliya İzzetbegoviç/ R.İhsan Eliaçık/İlke yayınları.

4-    TİMETÜRK/ Aliya İzzetbegoviç’in tarihe geçen sözleri.

5-    Kaynak: http://www.sozler.net/aliya-izzetbegovic sozleri.html#ixzz3GoY253L0

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr