• BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • İstanbul 13 °C
  • Adıyaman 6 °C
  • Ankara -1 °C

Anayasa Referandumu

Y.YAVUZYILMAZ

Anayasa değişiklik paketinin TBMM’de kabul edilmesinden sonra, gündem yapılacak referanduma kilitlendi.

Muhalefet ısrarla sorunu diktatörlük ya da tek adamlık düzleminde tartışmaya çalıştı. Oysa bu yaklaşım gerçeği yansıtmıyordu. Kuşkusuz ana sorun tek adamlık ya da diktatörlük sorunu değildir. Ana sorun yönetimde ortaya çıkacak uyumsuzluğa, daha açıkçası krize bir önlem alma çabasıdır. Ayrıca mükemmel, kusursuz, bütün zamanlar için geçerli, değişmez bir sistem yoktur. İnsan ontolojisi gereği yanılgıya açıktır; bu yüzden insanın ürettiği her sistem bazı sorunlar doğurabilir bu yüzden değişmez mükemmel sistem yoktur. Zaman içinde farklı sorunlar doğabilir bunları da onarmak siyasetin işidir.
 Ne yazık ki, özellikle 1960 sonrası iktidarlar askeri-yargı ve sivil bürokrasinin denetimi altında görev yapmak zorunda kalmış ve bunun sonucunda programlarını tam anlamıyla uygulayamamışlardır. Oysa başkan halkoyuyla seçilip programını uygulayacak ve seçmen " bir şeyler yapacak ama bırakmıyorlar" düşüncesini ortadan kaldıracaktır. Seçilecek başkan programını uygulayacak ve beş yılın sonunda bu icraat test edilecektir. 
Ayrıca başkanlık sistemine kuvvetler ayrılığı üzerinden eleştiri yapılması da çok anlamlı değil. Çünkü cumhuriyetin kuruluşundan beri kuvvetler ayrılığı hiç olmamıştır. Ayrıca siyasetle denetlenmeyen bir mutlak kuvvetler ayrılığı da çok sayıda sorun doğurabilir. Özellikle yargı hiç görevi olmadığı halde yürütmenin kanun yapma görevini engelleyebilir. Unutmayın 28 Şubat savcıları, 367 krizini ortaya çıkaran savcı idi. Yargı konusunda bir diğer önemli konu da önemli olanın savcıyı kimin seçtiği değil, savcının niteliksel özelliklerinin olmasıdır. Başkanın seçtiği savcının kötü yargı bürokrasisi içinden seçilen savcının iyi olduğunun hiçbir garantisi yoktur ayrıca. Yargıçların içe kapalı bir sistemle seçilmeleri yargıya ait bir vesayet odağı doğurma tehlikesi de vardır kuşkusuz.

Anayasa değişikliği ile Erdoğan'a olağanüstü yetkilerin verileceği propagandası da gerçeği yansıtmıyor. Bunu analiz etmek için mevcut anayasada cumhurbaşkanına tanınan yetkilerle, yeni değişiklikte getirilen değişiklikleri karşılıklı okumak bile  yeterlidir.

Atilla Yayla’nın “Türkiye'de bürokratik vesayeti kuran Atatürkçülerdir. Cemaat bürokratik vesayeti onlardan öğrendi. Türkiye, 15 Temmuzda mucizevi şekilde bundan kurtulmuştur.” tezi doğrudur. Bundan dolayı bürokratik vesayeti tümden etkisizleştirecek olan Anayasa değişikliğine vesayet odaklarından en büyük tepkinin gelmesi normal karşılanmalıdır. Referandum konusunda öne çıkan noktalardan biri de şudur: Cumhuriyetin kurucu seçkinlerinin büyük ölçüde kümelendiği CHP şunu kabullenmekte zorlanıyor: Demokrasi eşit oy ilkesi üzerine kuruludur ve oylar arasında nitelik farklılığı olmaz.

Anayasa paketine yöneltilen yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını zedeleyeceği eleştirisinin de tutarlı bir tarafı yoktur. Seçilmiş iradenin dokunmadığı bir yargı, kendi içinde bir iktidar odağı üretebilir. Bunun ne anlama geldiğini geçmişte, Türk siyasal tarihi incelendiğinde açıkça görülmüştür.

Yargıçlar bağımsız ve tarafsız olmalıdır, doğru. Peki, yargıçların uyması gereken kuralları ve verecekleri kararları belirleyen normları kim belirliyor: Meclis. Bu durumda yargıçlar meclise karşı objektif olabilir mi?
Anayasa mahkemesi veya yüksek yargı üyelerini, siyasetin dışı seçtiği zaman tarafsız ve bağımsız oluyor da, siyaset seçtiği zaman neden olmuyor. 
Bu tutum aslında demokratik siyasete karşı seçkinciliğin demokratik siyaset kılıfı altında savunulmasıdır. Aslında bilinçaltında söylenen şey seçilmiş iradeye güvenilemeyeceği inancıdır. Yargıçların siyaset ve seçilmişler üzerinde bir kurum olarak siyaseti yönlendirip sınırlandırmaları asla kabul edilemez. 1960 Darbesinden itibaren oluşturulan yargı, siyasetin etkisinden tamamen bağımsız ve siyaseti kontrol etmenin bir aracı olarak tasarlanmıştı. Kuşkusuz zaman içinde bu rollerini iyi oynadılar. Siyasetin etkin olmadığı seçilmişlerin söz sahibi olmadığı yargının nelere yol açtığını gördük. Yüksek yargıçların seçiminde siyasetin az müdahil olduğu yargıçların kararlarını çok gördük. 28 Şubat darbesi büyük ölçüde yargıçlar tarafından yürütüldü. Siyasetin etkin olmadığı bir yüksek yargı, kendi içinde oluşturacağı bir klikle, sivil siyasetin önünü kesen bir fonksiyon üretebilme potansiyeli çok yüksektir. Yüksek yargı üyelerinin siyasetin müdahalesi olmadan seçilmesinin sakıncası, siyasetin etkin olduğu seçime göre çok daha vahimdir.

Başkanın kim olması hiç önemli değildir. Önemli olan halkın desteğini kazanmış bir iktidara projesini uygulamak için imkan vermek, atanmış bürokratlarla önünü kesmemektir. İyi bir uygulama yaparsa tekrar seçilir, yapamazsa seçilmez. İktidarı denetleyecek tek güç, insan hakları ve evrensel hukuk kurallarıdır. Mevcut sistemimiz uzun yıllar seçilen iktidarları bürokratik kademelerle hizaya geçirmekle geçti. Bundan dolayı ne Ecevit, ne Özal ne de diğer siyasiler projelerini asla uygulayamadılar. Sorunun diktatörlükle hiçbir ilgisi yok. Zaten mevcut düzende de Erdoğan diktatör diye nitelendiriliyordu o çevrelerde. Önce hayırcıların zihinlerini bürokratik siyasetten arındırmaları gerekir. Ayrıca başkası gelirse hayır diyecek şimdi evet diyenler, diye ucuzluklara girmeye gerek yok. Başkalarının ne diyeceğine adı gibi emin olanlar yüzüne demokrasi ve hukuk maskesi takmış, otoriteryenlerdir.

Sorunu çözmek için başlayacağımız nokta "Biz nerede hata yaptık?" sorusuyla yüzleşmektir. Bu yüzleşme varsa hatalarımızı görmemize neden olur. 
Sorunu çözmek için dış etkenlerden başlamak ve "Başkaları nerede hata yaptı?" sorusuyla yol almaya çalışmak, sorunu çözmeye yardımcı olmayacağı gibi, var olan sorunu dışarıya havale etmeye ve kendi sorunlarımıza karşı körleşmeye yol açar. Muhalefet sürekli iktidar karşıtlığı üzerinden yürüdüğü için bir türlü kendisiyle yüzleşemiyor, kendi hatalarını göremiyor.

Referandumda kişilerin partilerin tutumu eleştirilebilir, ancak hakaret ve küfür edilemez. Benimde anlamlı ve tutarlı bulmadığım Saadet Partisinin tavrına ve bunu temellendirmek için kullandığı argümanlarına zayıflığına ve tutarsızlığına karşın onlara hakaret edilip küfredilemez.

Muhalefetin iktidar baskı uyguluyor söylemi de çok anlamlı değildir. Muhalefet ahlaki, tutarlı ve özgürlükçü bir söylem üzerinden yürüdüğünde iktidar tarafından yapılan her baskı muhalefeti büyütür. 
Sorun iktidarda değil, muhalefette. Ne üretiyorsunuz, neyi savunuyorsunuz ki, halk size güvensin ve destek versin? Muhalefetin etkisizliği iktidardan dolayı değil, kendi tutarsızlığı yüzündendir. Soruna yanlış yerden başlarsan doğru sonuca ulaşman imkansızdır.

Anayasa referandumu ve özgürlükler hakkında sivil siyasetin aktörü olan herkesle konuşulabilir. Bunun tek istisnası terör örgütleridir. PKK, FETÖ, İŞİD gibi terör örgütlerinin faaliyetlerini onaylayan, sessiz kalan, kınamayan, destek olan, şiddeti çeşitli gerekçeler göstererek rasyonelleştirmeye çalışan kimselerle hak, adalet, özgürlük üzerine konuşmak anlamlı değildir.

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr