• BIST 107.921
  • Altın 153,999
  • Dolar 3,8353
  • Euro 4,5054
  • İstanbul 10 °C
  • Adıyaman 2 °C
  • Ankara 3 °C

Aşk Yıkıcıdır

Ayhan ŞİMŞEK

Eski Ahit  “önce söz vardı” der. Aslında sonrasında da, şimdi de, kısacası her zaman söz vardı. Yani kelam vardı. Söze çok büyük bir önem verilir. Her şeyin başı “ol” ile başlamıyor mu zaten? Bizim söz geleneğimizde en aşağıda hiciv, onun bir üstünde küfür, küfrün üstünde şiir, şiirin üstünde hadis, hadisin üstünde de ayet vardır. Söz, dil gibidir; bazen tatlı bazen acıdır.

Yunus demiş ya;

“ Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı

Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz “

Bir araştırma yapılsa en fazla sözün “Aşk” için kullanıldığını görebiliriz. Sadece aşka dair yazılan kitapların isimlerini yazmaya kalksak başlı başına bir kitap meydana gelebilir. Efsanelere, sözlere, kitaplara hikâye olmuş Âşıkların isimleri de keza böyledir. Aşk, ulaşıldıkça ulaşılamayan bir kavram aslında… Aşkın anahtarı sözdür. Söz ile aşkın tarifini yapılabilir mi? Herkesin kendisine göre bir tarifi vardır aşka dair. Zaten aşkı ulaşılmaz yapan da bu değil mi? Anlamlar çoğaldıkça, anlamların ötesine geçer, kişilere göre içkin olan, kendi içinde aşkınlaşır, taşkınlaşır. İlla tarif edilecekse de “aşk yıkıcıdır” tanımı anlam kazanır biraz. Aşk, iki insanın birbirine bakması değil, iki insanın aynı anda aynı yöne bakmasıdır. Asıl mesele burada başlıyor, biri çıkıp dese ki “iki insanın bir yöne bakması, aynı şeyleri görüyor anlamına mı geliyor?” diye bir soru sorsa! İşte orda sorun başlar. Çünkü akıl işin içine girdiği zaman aşk olmaz, efsun bozulur. Ama sevgi konusunda farklı şeyler söylenebilir. İbn-i Haldun sevgi konusunda; “önce sevgiliyi sevmek, sonra sevgilinin sevdiklerini sevmek, sonra sevgiliyle birlikte sevmek.” Der. Aşkı çekici kılan kalplerden birinin biraz daha soğuk olmasıdır. Bu şekilde aşka adanış başlar.

Sokrates der ki; Önceleri insan tekti. Kendisinde hem dişi olanı hem de eril olanı bulunduruyordu, bu durum insanı tamamlıyordu. Sonra Zeus bu durumu kıskandı ve bir olan insanı ikiye ayırarak; eril ile dişiyi birbirine muhtaç kıldı. Böylelikle bir arayış başladı, bunun adına da aşk denildi. Tarih boyunca insanlar bir arayış içinde olagelmişlerdir. Bu arayış kendi diğer yarısını bulma arayışıdır. Dinlere, kültürlere bakıldığında hepsinde erkek ve dişi olana dair kavramların varlığını görülür.

İngilizcede sevgi ve aşkı tek bir kelime karşılarken, Türkçede ve Ortadoğu dillerinde sevgi ve aşk ayrı ayrı kelimeler ve anlamlar ifade eder. Leyla ve Mecnun hikâyesinde Mecnun her ne kadar ön plandaysa da asıl acıyı leyla çekmiştir. Leyla ile Mecnun döneminde Leyla mı Mecnun’u çok seviyor yoksa Mecnun mu Leyla’yı? Diye merak eden bir zat gelip Leyla’ya sorar; Leyla, sen mi Kays’ı çok seviyorsun yoksa Kays mı seni çok seviyor, hanginizin aşkı daha şiddetli diye Leyla’ya sorar. Leyla der ki; Tabii ki ben Kays’ı daha çok seviyorum ve daha çok acı çekiyorum der. Adam bunun üzerine; ama Leyla baksana Kays dağlara, taşlara vurdu kendisini Mecnun diye anılır oldu der Leyla’ya. Leyla der ki; işte bunun için diyorum ya ben daha acı çekiyorum diye. Çünkü Kays hiç olmasa içini dökebiliyor peki ya ben! der. Aşka sevgiliyi görsen de mutlu olamazsın, görmesen de.

İnsan aşkın peşinden neden koşar, bu adanmışlık neden? Aşkın halini doğu geleneği ayın on dördüne benzetir. Ve derler ki zirvedir ayın on dördü, iniş başlar sonra. O yüzden âşık, maşukuna kavuşmayı istemez derler. İnsan, aşkı kafasında yaşar bu yüzden, sevgiliyi kafasında çizer, onu onsuz yaşar. Aşk, ulaşılmak istendiğinde de ulaşıldığında da yıpratır. Çünkü sevgili olan kafandaki gibi değildir. Çünkü aşk yıkıcıdır. Romeo ve Juliet’i evli olarak gösteren bir tiyatroda görülür ki, o mucizevi aşk komikleşir evlilik durumunda. Artık aşk yoktur, sorumluluklar vardır. İnsan hamuru aşkla yoğrulmuştur ve aşk her zaman insanı insan yapan yanıdır.

 

Hiç şiir yazmadım ben!

Bilmiyorum nedenini...

Ama çok şiir okudum,

Ezberimde tutmadım hiçbirisini.

 

Şiir gibi hayatlara şahit oldum

Ve şiir gibi hayatlar kafamda hep yer etti.

Güzel bir kadına yazılan şiir yerine,

Güzel bir kadına sevdalandım mesela.

 

Şairler ve yazarlar her devirde aynı şeyleri birbirinden habersiz söylemeleri beni hep şaşırtmıştır. Mecnun ile Leyla hikâyesi Romeo ve Juliet’ benzediği gibi, Mevlana ve Dante’de birbirine benzer eserler vermişlerdir. Ve çıkan sonuç şu olmuştur, aşk, adanmışlıktır, arayıştır, bütünlenmektir sevgili olanla.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr