• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Adıyaman 29 °C
  • Ankara 22 °C

Aydın Üzerine

Y.YAVUZYILMAZ

 23 şubat günü Taraf ve 24 şubat günü Yeni şafak gazetelerinde yayınlanan Murat Belge ve Markar Eseyan'a ait yazılar Türkiye'de aydınlar ve toplum üzerine yapılan tartışmayı gündeme taşıdı. Özellikle Markar Eseyan'ın analizleri üzerinde durmayı hak etmektedir.

Tartışmayı Murat Belge'nin Taraf gazetesinde 23 Şubat 2014 tarihinde yazdığı şu satırlar ateşledi: “'Bilinçlenme düzeyinin dereceleri var. En büyük kalabalıkları, en az yontulmuş düzeyde buluyorsunuz. Modern dünya hâlâ 'kitle' ve 'nitelik' kavramları arasında köprü kurmanın yolunu bulamadı (belki de aramadı). Başbakan şimdi en yontulmamış kesime hitap ediyor, o kesimi ajite etmeye çalışıyor. Bu yöntemle o düzeyde yaratacağı kolektif enerjinin daha üst bilinçlilik düzeylerine varmış bireyleri de bağlayacağını, bu zorunlu ve zorlu var kalma savaşının neferleri haline getireceğini umuyor.” 

Murat Belge'nin bu satırları aydın despotizminin, elitizmin ve özellikle laik-Kemalist aydının bir arpa boyu yol gidemediğinin işareti olarak okunmalı. Kemalist aydınlanmacı aydınlar toplumun önderliğini Erdoğan'a kaptırmanın kompleksiyle karşısındakini aşağılıyor. Öyle görülüyor ki bu ülkenin en yontulmamış kesimi,halk iradesine daima kuşku ile bakan, halkına tepeden bakan ve onu gelişmemiş bir varlık olarak bakan Kemalist laik aydınlardır. Askeri darbelere sıcak ve olağan bakmanın arkasında da bu anlayış yatıyor.

Murat Belge'nin yazısından bir gün sonra (Yeni Şafak,24 Şubat 2014) Markar Eseyan, “Yontma Aydın Devrinin Sonu” adlı yazısında Murat Belge'ye çok güzel bir eleştiri yaptı. Eseyan laik-kemalist aydınların Erdoğan kompleksinin nedenini şöyle temellendiriyor: “Türkiye eski kalıplarından sıyrıldıkça, eskinin üzerine cila çektiği pek çok yapı kökten sarsılıyor. Tabandan başlayıp tepeye ulaşan bir sarsılma, yüzleşme ve dönüşme sarmalında 'yeni' inşa edilmeye çalışılıyor. Değişim kesintisiz yaşanan bir dinamik ama, tıpkı fay hatlarına zaman zarfında yüklenen enerjinin bir noktada depreme yol açması gibi, o tarihi an geldiğinde statüko değişiyor. Yeni düzen önce söylem ve ahlak üstünlüğünü, sonra ise paradigmayı ele geçiriyor.

Devlet ve siyaset gibi, medya, akademi ve 'aydın' müesseseleri de bu kurala tabi şüphesiz.

Normalde değişim kuramını aydınların formüle etmesi, bu şekilde topluma 'çobanlık' yapmaları beklenir. Bu kalıp da artık geçerli olmayan modernist bir ezberden başka bir şey değil oysa. Nitekim Türkiye'de son 12 yılda daha farklı bir süreç yaşandı. Bizim aydın tipimiz sınıfsal laikçi-kemalist eşiğine değin halkla beraber yol aldıktan sonra ciddi bir bunalıma girdi.

Özellikle Gezi krizinden sonra bu aydın desteğinin şartlı bir destek olduğu, toplumla birlikte öğrenen ve anlamaya çalışan değil, topluma mürebbiyelik etmeye alışık bir aydın tipolojisi ile karşı karşıya kalındığı görüldü. Kemalist toplum mühendisliği projesinin çok da dışına çıkamamış aydın tipi, halkın Erdoğan'ın şahsında reşitliğini ilan ettiği noktada kısa devre yaşamaya başladı. Erdoğan'ın hiyerarşik bir bilenler topluluğunu ve vesayeti kabul etmeyen tarzı, Türkiye'nin 27 Nisan muhtırasından sonra ilk kez geldiği değişim sularında yeni siyaset ve hareket tarzlarıyla ilerlemesi, arkaik aydın tipini krize soktu.

Erdoğan'ın kişisel çekişmelerden ziyade, 'aydınlardan artık öğrenemiyor' hale gelinmesine bir cevap olarak köprüleri attığı üzerine ise doğal olarak kafa yorulmadı. Aydınların gösterişli kılıflara soktuğu statüko tekliflerini 'yutmayacak' bir zeka ile karşı karşıya olunduğu ise, dindarlara yönelik sınıfsal körlük ve kibir sayesinde ıskalandı.

Bu nedenle, bir paratoner gibi tüm tepkileri üzerine çeken Erdoğan'ı, kendi köhne şablonları içine çekmeye ve onunla kendi alanlarında mücadele etmeye kalktılar. Oysa Erdoğan artık başka ve yeni bir yerde olunduğunun farkındaydı. Aydınlar oyunu kendi sahalarında kurduklarını düşünürken, aslında Erdoğan'ın sahasında olduklarını fark edemediler ve yenildiler. Gerçeklikle bağlarının zayıflaması böyle bir zaaf yaratmıştı. Erdoğan, kendisine fırlatılan 'diktatör', 'Hitler' gibi yaftaları, aydınların halkla yabancılaşmasının ve koflaşmanın bir itirafına tercüme edip kendilerine bumerang gibi iade ediyordu.”

Sorunu daha derinden kavrayabilmek için Türkiye'deki aydın sorununu temellendirmek gerekir. Ali Bulaç'ın da dediği gibi “ Kuşkusuz bizde aydın, burjuvazi gibi devletin serasında yetiştirildi ve bu güne kadar hiç değilse Batı'daki benzer misyon üstlenmedi. Bundan dolayı, sivil ve askeri bürokrasinin koridorlarında gezip resmi dedikoduları bir “meslek mahareti”yle aktararak toplum üzerinde terör estiren köşe yazarlarına ve televizyon medyatörlerine hala aydın denilebilmektedir.(Bir Aydın Sapmasından Aydın Ulema Profiline,Ali Bulaç)

Türk aydınlarının en büyük sorunu kendi toplumlarını batının kavramsal literatürü üzerinden okumalarıdır. Bundan dolayı organik aydınlar kendi toplumunun dinamiklerine yabancıdır. 

Türkiye'deki organik aydınların muhalif olmalarını sağlayacak  bir gelenekleri yoktur. Çünkü organik aydınların gelişip büyüdükleri yer devletin serasıdır. Yetiştikleri toprak ve iklim şartları sahici değildir. Bu anlamıyla organik aydınlar ne kadar gösterişli olurlarsa olsunlar sahih değildirler. Organik aydınlar verilen hormonlarla çok gösterişli gözüken ama son derece sağlıksız domateslere benzemektedir. Organik aydınlar tıpkı serada yetişen meyve ve sebzeler gibi toplum sağlığı açısından tehdit oluşturmaktadır.

Devletin serasında yetişen organik aydınların halkın duyuş ve sezgilerini,siyasal tercihlerini anlama ve değerlendirme imkanı yoktur. Zihinleri büyük ölçüde pozitivizm,evrimcilik ve ilerleme düşüncesine angajedir. Kendilerini toplunum üstünde ve dışında ayrıcalıklı bir sınıf olarak algılarlar. 

Organik aydınlar sanıldığının aksine genel anlamda muhafazakardırlar. Görevleri toplumu özgürleştirip önderlik etmek değil, rejimin onlara verdiği halkı aydınlatma işlevini yerine getirmektir. Ali Bulaç, laik aydınların açmazını çok iyi analiz ediyor: “Ancak belli aydın çevrelerinin kabul etmek istemedikleri bir gerçek var.O da kendi aydın ve entelektüel ,araştırmacı ve sanatçı kadrosunu yetiştiren yeni ve alternatif bir düşüncenin artık kendini ifade edebilecek iyi bir düzeye eriştiği gerçeğidir. Laik aydın,imtiyazlarla donatılmış bir dünyanın kendisine sunduğu resmi imkanları kullanarak kültürel gerçekliğini inşa ettiği için,yukarıdan buyruk almayı reddederek zengin bir düşünce ,kültür ,sanat ve bilimsel bir birikime sırtını dayamış yeni bir olguyu kabul edemiyor.”(Ali Bulaç, Bir Aydın Sapmasından Aydın Ulema Profiline)

Murat Belge yanılıyor. Gerçek onun iddia ettiğinin tam tersidir. Yontulmamış halk yok, yontulmamış kendi toplumsal ve tarihsel gerçekliğinden kopmuş aydın var. Halk binlerce yıldan beri biriktirdiği irfan ve ahlakla birlikte yontulmamış aydına nasıl davranacağını biliyor. Toplum üzerine baskı kurmak isteyen organik aydınların sonu geldi. Kemalist aydınların en büyük sorunu şimdiye kadar etki içine aldıkları siyasetçi tipinin dışında kalıyor Erdoğan. Ona etki edememenin yönlendirememenin sıkıntısını yaşıyorlar. Laik aydınların topluma önderlik etme misyonları arkalarındaki devlet desteği çekildiğinde anlamını yitiriyor. Değişen dünyaya ve siyasal dinamikleri okuyamayan aydınlar da bu kez halkın tercihlerini küçümsemeye yöneliyorlar.

Hiç kuşku yok ki, Erdoğan'ın en büyük başarısı Kemalizm'in aydın-asker-yargı ve bürokrasi ile olan bağlarını büyük ölçüde kesmesi oldu. Bu durum büyük ölçüde varlığını devletin serasında yetişmeye borçlu olan aydının en büyük destekçisini ortadan kaldırdı. Onlara rejimin tehlikede olduğu ve gericilik üzerine tez üretme alanı kaldı. Erdoğan'ın başarısı ve Türkiye'de gelişen yeni aydınlar sınıfı, bu tip organik aydınları büyük ölçüde işlevsizleştirdi. 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr