• BIST 106.239
  • Altın 161,483
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 15 °C
  • Adıyaman 15 °C
  • Ankara 8 °C

Barış Süreci ve İslamcılar

Barış Süreci ve İslamcılar
Önceki hafta Kandil’in çekilme süreci ile ilgili yol haritasını deklare etmesi ve akabinde yaptığı açıklamalar süreçle ilgili önemli detaylar barındırıyor.

                         Önceki hafta Kandil’in çekilme süreci ile ilgili yol haritasını deklare etmesi ve akabinde yaptığı açıklamalar süreçle ilgili önemli detaylar barındırıyor.

            Yapılan açıklamaya göre, 8 Mayıs’tan itibaren silahlı unsurlar ülke dışına çıkmaya başlayacak ve kısa sürede bu süreç tamamlanacak. Çekilme esnasında olası provokasyonlara Kandil’in çatışma ortamının oluşmaması konusunda yaptığı uyarı, kimilerince aba altında sopa gösterme olarak değerlendirilse bile sürecin kırılganlığını dikkate aldığımızda çekilmenin sorunsuz işlemesi ve sürecin kesintiye uğramaması konusundaki hassasiyetin bir göstergesi olarak da okumak mümkün.

            Dikkate değer bir diğer husus ise geri çekilen PKK’lıların siyasi eğitim alacağına yönelik yapılan açıklamadır. Silahın devre dışı kalması, siyasetin devreye girmesi, sorunların olgunlukla çözülme ortamının oluşmasında önemli bir katkı sağlayacak; sözün gücünü arttıracaktır. Şiddetin hâkim dil – uygulama olduğu yerde ise tepkiselliği aşamayan, aklın devre dışı bırakıldığı bir ortam anlamına gelecektir. Sürecin bu kırılgan durumdan giderek uzaklaşmasını, sorunun çözümünün hayati adımları olarak görüyoruz.

            Bu köşede önceki yazılarımızda sorunla ilgili işlediğimiz iki husus vardı: Birincisi, silahların devre dışı bırakılmasının önemi; ikincisi, sorunun birden çok aktörünün olduğu, bunun ise çözümle ilgili en sorunlu noktalardan biri olduğu hususu idi. Çekilme, silahların devre dışı bırakılması açısından önemli bir adım. İkinci husus için ise Karayılan’ın son açıklamalarının üzerinde durmak gerek.

            Karayılan’ın çekilme açıklamasının ardında basına bu çerçevede yaptığı açıklamalar, sürecin sacayaklarının oturmasında dikkate değerdir: “Avrupa’nın çözüm süreci konusunda çok samimi olduğunu söylemek mümkün değil. Paris’te yaşanan katliam ortadadır. Söz konusu binanın üç ayrı girişi var. Bu konuda çok etkili bir soruşturma yaptıklarına inanmıyoruz. Çözüm sürecini istemeyebiliriler. Türkiye demokratikleşerek Kürt kartını, Avrupa Birliği’nin elinden almalıdır ki artık Türkiye’yi ve Kürtleri kullanmasınlar.”

            Paris’teki cinayetlerin süreci saboteye yönelik girişimler olduğunu, olayın arkasında Avrupa ülkelerinin olduğunu, özellikle Fransa ve Almanya’nın olayda merkezi rol oynadıklarını ve saldırıların asıl faillerinin bulunamayacağını olayın akabindeki yazımızda dile getirmiştik. Bununla birlikte, problemin boyutu ile ilgili tarafların kısmen de olsa farkındalıklarını dile getiren açıklamalarını önemsiyoruz

            Meselenin asıl kaynağı ile ilgili şunları söylemeden geçmeyelim. Şu an mevcut birçok sorunun, hastalığın (özellikle ulusçuluğun),doğu toplumlarına batı tarafından enjekte edildiğini, sonra da batının toplumları ve devletleri kontrol etmede,  müsebbibi olduğu sorunları kullandığını, istismar ettiğini söyleyebiliriz. Kürt Sorunu ve benzeri sorunların çözümünün batının elindeki kozları alma anlamına geleceği ise aşikârdır. Haliyle batının doğu toplumlarını kontrol etmede, sömürmede elini zayıflatacak çözümlere olumlu yaklaşmayacağı açıktır.

            Karayılan’ın Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulmasına karşı olduğunu, gerekçe olarak ise ulus-devlet anlayışına karşı olmalarını ifade etmesi dikkate değer bir diğer husustur. Dikkate değerdir; çünkü şimdiye kadar PKK’nın, sol söylemi yeniden yorumlayarak, Kürdistan merkezli bağımsızlığı somut hedef olarak dillendirilmesine şahit olduk (söylem zaman zaman değişse bile ).Karayılan’ın bu ifadeleri “ulusalcı sol“  (kavram size tanıdık gelmiştir) olarak tanımlayabileceğimiz bir söylemi yıllarca kullanan bir yapının geçirdiği evrimi anlama açısından da önemlidir.

            PKK’ya özenen bir kısım İslamcı çevrenin söylemleri de bu anlamda merak konusudur. Bölge merkezli çalışmanın arayışlarının yanında, duygusal unsurları, İslamcılığı yeniden revize ederek(!), bölge halkını kazanmanın hesabını yapan bu kesimlerin, özellikle Öcalan’ın Nevruz’da yaptığı açıklamayı nasıl yorumladığı merakımızı celb eden bir husustur. Öcalan imana mı gelmiş, efendi mi değiştirmiş, yoksa süreçle ilgili başka unsurlar mı devreye girmiştir?(!)

            Yoğunluklu olarak bölgede çalışan (Kürt İslamcı olarak tanımladığımız)bu kesimlerin, süreci çok geriden takip ettiği, mevcut yaklaşım tarzlarının gidişatı anlamada önemli bir engel oluşturduğu izlenimi veriyor. Sorunun çözümüne katkıda bulunmak yerine rüştünü ispatlamaya yönelik beyanları, gayretleri anlamak güç. Bölgede alternatif güç olma, bölgeyi kaptırmama düşüncesinin malum duruşta etkili olduğu düşüncesi oluşuyor ki bu bize karanlık maziden yeterince ders çıkarılmadığı kanaati oluşturuyor.

            İmkânlarını, önceliklerini, ihtiyaçlarını tespit etmede problem yaşayan, kendine ait, özgün, değerlerden neşet eden bir dil kullanma sancısı çeken, Kürdistaniliği temel sorunları kabul eden İslamcılarımızı bundan sonra da sancılı bir sürecin beklediğini ifade etmek isteriz.

            Çözümün siyasi aktörlerini eleştirmenin ötesine geçemeyen bir duruş yerine, çözüm atmosferine pozitif katkıda bulunmak İslami sorumluluğumuzun gereğidir. Zanla, kuruntuyla, davranış haline gelen düşünsel alışkanlıklarla (aşırı şüphecilik gibi), hakkaniyete uygun söylemler oluşturulamayacağı aşikârdır. Unutulan husus, şiddetin kol gezdiği şartlarda düşüncenin, fikrin yerinin olmayacağıdır.

            Sürece şüpheyle yaklaşanların, karşı çıkanların oluşturduğu fotoğrafın karelerine girenlerin oluşturduğu tablo ise dikkate değer bir diğer husustur. Süreç iyi gidiyor ama ya kesintiye uğrarsa; zahir iyi; ama ya batın… Devlet ne vaat etti ki PKK çekilme kararı aldı? Barış süreci için hangi tavizler verildi? PKK’nın muhatap alınması temsiliyet açısından sorunlu olmaz mı? Ve benzeri sorular kafalardaki soru işaretlerinin sadece birkaç tanesidir.

            Bu tarz yaklaşımlar, sorular çözümün bir parçası olma düşüncesinden uzak bir duruşa işaret ediyor. Resmin tamamını dikkate almayan, bardağın boş tarafı ile birlikte dolu tarafını da görmeyen yaklaşımların ne kadar hakkaniyete uygun olduğu tartışma konusudur. Sorulacak sorunun yerindeliği çözüme yaptığı katkı ile doğru orantılıdır. Aksi laf ü güzaftır.

            Geçmişi yüzyılı aşan Kürt Sorunun çözümüne yönelik atılan adımları önemsiyoruz. Kürt Sorunun çözümünü, Müslümanların yüzyıllardır her alandaki yenilgilerinin yerini, yeni bir dirilişin, yeni bir atağın somut adımı olarak görüyoruz. Batının yüzyıllardır attığı fitne, ayrılık tohumlarını kökünden sökme çabası olarak değerlendiriyoruz. Barış Sürecini, gerek kendi bölgemizde, gerekse İslam coğrafyasında kendi köklerimiz üzerinde yeniden ayağa kalkmanın önemli göstergelerinden biri olarak okuyoruz.      Hadi Han'ın Kaleminden


  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr