• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 14 °C
  • Adıyaman 12 °C
  • Ankara 11 °C

Beni Dinleyin Yoksa Ölürüm Yemem!

Beni Dinleyin Yoksa Ölürüm Yemem!
Bir taraftan düzeni koruma refleksleri, diğer tara

İntihar, kendini yakma, açlık grevi, konuşma orucu… Pasif karşı koyma eylemleri. Pasif olmasının yanında bir meydan okumadır bu eylemler. Kişinin kurumsal ya da bireysel otoriteyi reddedişin en uç ifadesi. Yenilmez, anlaşmaz, hak vermez güçlü devlet otoritesine karşı fiziki olarak güçsüzlüğüne karşın, bilenmiş bir iradenin kesin inançla keskin bir ifadesidir intihar ya da açlık grevi.

 Yirminci yüzyılın ulus devletleri sahip oldukları homojen bir toplum yaratma paradigmalarını, gerek kulluk kuvvetleri gerekse bürokrasisi ile, özellikle hukuk sistemleri ile korudular. Paradigmalarını korurken, vatandaşın farklı düşünenini kolayca feda ettiler. Bir demir kafes olarak da ifade edilen ulus devlet yapısı, bu yapının tezahürleri olarak uygulanan politikalar karşısında farklı fikir hareketlerine bağlı birçok kişi intihar ve açlık grevi benzer pasif direniş eylemlerine başvurdu.
Pasif direniş eylemlerini doğuran nedenlerden biri ulus devletlerin yaşamak için eleştiri ve alternatif önerileri kabul etmemesiyse, diğeri de düşünce hareketlerinin düşünceye verdiği önemdi. Yani düşüncenin toplumsal düzeni değiştirebileceğine dair takınan devrimci tutumdu. Devrimci tutumu yeşerten devrimci fikirlerdi. Devrimci fikirlerin yozlaşması, başka bir deyişle yaşayan düzene uyum sağlaması ya da en azından çatışmaktan kaçınması, hareketlerin legal düzeyde faaliyette bulunmayı tercih etmesi ya da bu şansı bulmasıyla mümkün olmaktadır. Fikirlerin devrimci olması ile hareketlerin illegal ya da yeraltına inmesi birbirini besleyen iki önemli etkendir. Fikir ve hareketin devrimciliği eylemde de intihar, intihar bombacısı olma ve açlık grevi gibi uç örnekleri doğurmaktadır.
Yirmi birinci yüzyılda ulus devlet paradigmalarının savunulamayacağına dair yaygın bir kanı vardır artık. Devletlerin artık bir düşünceyi kristalize edip yüceltme eğilimleri daha az görülüyor. Bu, devletlerin vatandaşları için artık gelecek planları yapmadığı anlamına gelmez. Daha açık ifade ile devletler toplumun birliğini, refahı, eğitim ve hukuki düzenlemeleri gelecekle ilgili öngörüleri doğrultusunda yapacaktır.
Açlık grevleri son yıllarda o kadar yapıldı ki artık sıradan bir eylem haline geldi. Kamuoyunun, cezaevleri şartlarının iyileştirilmesi için açlık grevi yapanların isteklerine bir aşinalığı vardır sanırım. Ancak kendisi mahkum olan, yani özgür olmayan bir mahkumun başkasının özgürlüğü için özgürlük istemesi, çok ağır bir yükün altına girmesi demektir. Taleplerinin kabul edilmeme ihtimalinin oldukça yüksek olması ve kişinin canından olma ihtimalini barındırdığı için ağır bir yükün altına girmiş sayılırlar. Grev yapanların işaret ettiği sorunları konuşmak değil de grevlerin normal sıradan bir eylem halini aldığı görülüyor.
Bir tarafta ulus devletin keskin paradigmalarının kuvvet ve kurumlarıyla bütünleşmiş bir siyaset anlayışı, diğer yandan keskin devrimci inançlara sahip grupların elemanları. Bir taraftan düzeni koruma refleksleri, diğer taraftan ideolojik gözlüklerle koşullanmış örgüt bağlıları, bağımlıları. Sonuç: kolay insan kıyımları olmuştur. Kıyımlar çok ve kolay olunca, kolay unutulmaktadır.
Nazım Hikmet bir siyasi grup elemanı değildi ama bir düşünceye kesin inanan ve inancını keskince ifade eden biriydi. 1933’te eşine hapishaneden yazdığı mektupta: “En fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı.”
Murat Belge de, “Bir iş, ayağa düşmeyegörsün. Dünyanın en ciddi olayı da hemen etkisizleşiverir.”diyor, açlık grevlerinin bu denli sık yapılması ile ilgili. Açlık grevi gibi ciddi bir eylemin ayağa düşmesi mi yoksa ölümün kolay seçilmesi midir açlık grevini sıradanlaştıran?
Adalet Bakanı açlık grevi yapan bazı mahkumlarla görüştü. Grev yapan mahkumların hiçbirinin tutuklu oldukları cezaevi şartları ile ilgili bir taleplerinin olmadığını, örgüt baskısının açlık grevini bir baskı aracı olarak kullanmak istediğini açıkladı. Tutukluların basına yansıyan taleplerinin Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması, anadilde eğitim hakkının verilmesi, KCK ve PKK operasyonlarının durdurulması olduğu ifade ediliyor.
Alternatif bir siyasi yapı ve bu siyasi yapının hayata geçirilmesi için belirlenen şehirlerde eylemler planlandığı için KCK tutuklamalarının yapıldığı belirtiliyor. Yine bu kapsamda Öcalan’ın avukatlarının da tutuklanması, avukatlar üzerinden örgütün bilgilendirildiği ve yönlendirildiği iddiası vardır. Bu iddiayı doğrular nitelikte Karayılan ile yapılan bir röportajda, Öcalan’ın konuşmalarının açık seçik olmasa da kendisinin aslında ne demek istediğini anladıklarını ifade etmiştir. Silahlı bir örgütün cezaevindeki lideriyle bilgi alıp verme imkanına sahip olması ve bu bilgi akışı doğrultusunda saldırıları planlamasını, geçen yüzyılın ulus devlet reflekslerinden kurtulmaya çalışan bir devlet olsa da hoş görüleceğini beklemek mümkün değildir. PKK ve sempatizanları buna müsade edilmeyeceğini bile bile lider-örgüt enformasyonunu mümkün kılacak bir düzenleme talebiyle açlık grevini başlattılar.
Devlet farklı homojen toplum yaratma idealini sürdürecek durumda değil günümüzde. Gelinen nokta ve hedeflenenlere bakılırsa, farklı dil ve kültürlere yaşam alanı açma siyaseti yaygınlaşacaktır. Gidişat bu yönde iken, bugün yaşadığımız çatışma ortamına bakarak şunu sormak gerek: Türkiye’nin yirminci asrını sürdürmek isteyenler var mıdır ki insanlar bu kadar kolay ölümü seçiyor ya da ölüme mahkum ediliyor? Siyaset kurumu değil yalnız, yazar ve akdemisyenlerin de daha çok demokrasi ve özgürlük talebi artmaktadır. Ancak farklılıklara daha çok ifade hakkı tanımaya yönelik siyaset alanı genişlerken, lideri yüceltmeye odaklı ama kitleleri başkaldırıya çağırmak, yumuşak bir normalleşme siyasetini keskin bir bıçakla kesmek demektir. Aslında yapılan şey, bir yirminci yüzyıl ulus devlet modelini yaratmak için, talepleri yirminci yüzyılın illegal reflexleriyle dillendirmektir. Böyle bir haklar ve özgürlükler talebi yöntemi, ulus devletin eski söylem ve güvenlik reflekslerini geri getirmeye yarar. Başka bir şeye de da yarar: Kolay ölümlere, ölümlere giden eylemlere...
Ahmet Altan'ın, 'Annelerinin ninni söylediği dilde eğitim almak, o dilde savunma yapmak istiyorlar' gibi duygusal yaklaşımlar, ya da BDP milletvekillerinin dediği gibi, Öcalan'ın üzerindeki tecrid kaldırılırsa barışa giden yol açılır gibi mantıksal önermeler, ancak ölüm orucuna yatanları ölüm yolunda daha da kenetler. Hak aramanın yolu ölüm yolu olmamalı.
 



  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr