• BIST 109.330
  • Altın 155,622
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 16 °C
  • Adıyaman 10 °C
  • Ankara 0 °C

Bilişşel Ruhsal Bedensel Güç

Emine İDE

 Sürekli olumsuz durumlardan bahsetmek, ancak olumsuzlukları çoğaltır. İçini dök, rahatla diye yaşanan olumsuzlukları dillendirmeye teşvik eden bir inanışımız olsa da, insan beyni bunu söylemez. İç sesimizde sık sık, ‘korkma’ diyerek korkumuzu yok edip sakinleştirme çabalarımız olsa bile, şunu da bilelim ki dillendirdiğimiz durum, zihnimizde gerçekliğe doğru daha etkin bir adım atar. Sarı rengi düşünme dediğimiz halde aklımıza gelen rengin sarı olması gibi. İstemediğimiz bir ruhsal, bedensel durumda,  beynimizin, bilinçaltımızın nasıl çalıştığını bilmek, enerjimizi o yönde kanalize etmek, daha doğru, kendimizle daha etkin çalışma rehberliğinde bulunacağı için bize faydalı olacaktır. Peki ne yapmak bize güç verir?

Sakinleşmek, rahatlamak istediğimiz zaman, iç söylemimizde kullanacağımız kelime, sakin ol, rahat ol vs. olumlu çağrışım yapacak bir kelime gurubu olmalıdır.

Aslında insanın kendine yardımı yoksa, o insan başkalarına da etkin şekilde yardımcı olamaz diye düşünüyorum ve bu bizim asıl ihtiyaç duyduğumuz eğitim  değil mi?  Ne yazık ki, ne kendimizi doğru şekilde sevmeyi, kabullenmeyi ve bunun sonucunda da kendimizle barışık olmayı öğrendik. Ne de sosyal var oluşun sinerjisine güçlü şekilde pozitif enerji kaynaklığı edebilmeyi… Böylelikle, mutluluğun temel dayanakları olan ruhsal, bedensel ve bilişsel güç kaynaklarından yararlanabilme yollarını öğrenemedik.

 Mutlu olmak bizim için kolay olmadı. Mutluluk, peşinden koştuğumuz bir şeydi, bir kazanım bir durum bir amaca ulaşma, bir zenginliğe sahip olmaydı belki. Siz adını koyun, yıllarca peşinden koştuğunuz hatta stresi bu şekilde yoğun yaşadığınız durumun sebebi de diyebilirsiniz. Her ne ise… işte asıl sorunumuz bu… mutluluğu bir ömre yayamamak… zorluk diye adlandırdığımız durumlar karşısında hayatı tümden kendimize, başkalarına zehir etmek, belki de farkında olmadan içimizde yaşamı bitirmek. Ya da anlık mutluluk veren bu anlık geçici mutluluklara bizi bağımlı eden sentetik, doğal olmayan araçlara yönelmek... Çünkü insan mayası,  haz veren duygulardan tamamen arınamayacağı ve nefsinin haklarından da sorumlu olduğumuz için bunlara bağımlı olma yoluna girdik. Hatta acı çekmemek için bir hiç olmayı bile kabullendik.

Öyle ki hiç bir şey karşısında heyecan duymamak, bir şeyleri, yeni bir şeyleri denemekten korkmak, başlamaktan, yürümekten çekinmek, çekindiklerimizin dar kafesinde acı çekmek…  Yaptığımız şey bu değil mi?

Oysa, nefes aldığımız sürece amaçlı yaşamaktan vazgeçmemek, yılmamak, yıkılmamak, velhasıl güçlü olmak işte.’Yaşamak’ adını koyduğumuz eylemin kavramın, tüm zerreleri ile ahenkli bir var oluşun hakkını verebilmek…

 Bize öncelikli gerekli  olan da ruhsal güçtü. Ama biz güçlü olmayı bile bedensel dinamiklerde olduğu yönündeki yanlış bilgiye sahiptik. Çünkü biz bedensel, ruhsal, bilişsel güç üçlemesiyle davranabilme, o güçte olma bilgisinden yoksunduk. Sınırsız güçte bir varlığa dayanarak güçlü olmaya da…

Eğitimin kendisi yalnız ve güçsüzdü. Çünkü insan görüntüsüne, bedenine eşit değildir, ve de biz dışa ağırlıklı, içimize sinmeyen, kendimize mal edemediğimiz  ve mutluluk kavramına açıklık getirmeyen, duygusal eğitim kanallarına gerekli eğitselliği kazandırmayan bir eğitimin bireyleriydik.

Neyle, niçin mutlu olduğumuzu tam olarak anlamadığımız gibi, mutluluğu bir ömre yayma becerisi ve ruhsal olgunluğu gösterme erdeminden de yoksunduk.

Bu yüzden,  duygularımızın da eğitilmesi için planlı bir eğitime ihtiyacın olduğu inancındayım,

Umarım yeni nesil bu erdeme ve ihtiyaç duyduğu ruhsal zenginliğe sahip bireyler olarak yetişir. Bizim gibi gereğinden fazla üzülmez, gereksiz yere korkmaz, duygularını bastırmaz, duygusallığına yenilmez.

Rahat, pozitif, iyimser insan güçlü insandır ve bu yaşama ancak güçlü insanlar dayanır. Bu güce, bu iyimserliğe kaynaklık eden; inancı, imanı,  güçlü bir varlığın var etmeye değer bulduğu  şerefli bir muhatabı olmanın kendi içinde yaşattığı sınırsız haz ile….    
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr