• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 19 °C
  • Adıyaman 15 °C
  • Ankara 7 °C

Bir Cemaatçinin Analizi

Y.YAVUZYILMAZ

İnancın gereği olan değerlerin, içinde bulunduğun ve ömrünü adadığın cemaat tarafından, cemaatin menfaatleri için insafsızca sömürüldüğünün, bunun için senin saf inançlarının kullanıldığının farkında değilsin.

Bir zamanlar işbirliği yaptığın ve daha sonra çeşitli sebeplerle savaş açtığın iktidarla çatışma sürecinde, geçmişte sürekli mücadele ettiğin pati ve grupların sana destek vereceğini düşünüyor, onların iktidarla olan mücadelelerinde tıpkı senin onları araçsallaştırdığın gibi onlarında seni parasallaştıracağının analizini yapamıyorsun. Onların bu ikircikli davranışı kendilerine de göstereceğinden kuşkulanarak sana yeterince destek vermediklerini anlamak istemiyorsun. Bu durumun senin tutarsız davranışların sonucu kaybettiğin sosyal sermaye sonucunda ortaya çıkan bir durum olduğunu aklına getirmiyor, suçluyu sürekli kendi dışında arıyorsun.

 Rüya, ilham ve sezgi gibi bilgi kaynaklarının dini anlamda bağlayıcı olmadığını, bu kaynaklara dayanan bilgi anlayışlarının Hermetik felsefenin İslam içindeki uzantıları olduğunu bildiğin halde, tam tersi tavır sergiliyor, bu bilgileri yanılmaz bilgi kaynakları olarak kullanıyorsun.

Dini literatürde çok önemli bir merkezi kavram olan cihat kavramını sadece içinde bulunduğun cemaatin istekleri doğrultusunda çaba sarf etmeye indirgiyorsun. Buradan hareketle cemaatin yayınlarını satmayı, cemaatin ekonomik faaliyetlerini yaygınlaştırmayı en büyük cihat faaliyeti olarak tanımlıyorsun.

Kendi gurubunun felsefesi dışında tercihler yapan cemaatlerin ve bağımsız kalan Müslümanların sorunlarını önemsemiyor sadece kendini düşünüyorsun.

Siyasal alanda mücadele eden ve destekçileri genellikle muhafazakâr-dindar olan siyasal partilerin karşısında askeri darbeleri destekliyor, onların karşılarına dikilmekten çekinmiyorsun. Özellikle 28 şubat gibi Müslüman değerlerinin sıkıştırıldığı bir dönemde mazlumun değil, zalimin yanında yer alıyorsun. Başörtüsü eylemleri yaparak masum bir hak arayışında bulunan üniversite kızlarının eylemlerine destek vermediğin gibi, bir de onları İran ajanı şeklinde lanse ediyor, daha da vahimimi kendi mensuplarının başlarını açtırarak, onların mücadelelerini etkisizleştiriyorsun. Başörtüsünü dinin özünden olmayan bir teferruat olarak göstererek, bunu bir dini tartışmanın çok ötesine taşıyor insanların hak aramalarının önüne set çekmek için kullanıyorsun. 28 Şubat sürecinde her türlü haksızlığa sabretmeyi önerdiğin mensuplarını, bir bankanın kurtulması için seferber ediyorsun.

İktidarla girdiğin kavgada halk derin irfanıyla senden değil, iktidardan yana tavır koyduğunda onları aşağılamaktan çekinmiyorsun. Kendini İslam tarihinin mazlumları kategorisine, iktidarı zalimlerin kategorisine koyuyor, ama bu kavramsallaştırmanın neden inandırıcı olduğunu sorgulamıyorsun.

Anadolu insanının iktidar ile cemaat arasında tercih yapmak zorunda kaldığında, tarihinde iktidar kavgaları sebebiyle fetret dönemleri yaşayan, istikrar ve güvenliği önemseyen, binlerce yıllık bir kadim devlet geleneğinin etkisiyle iktidardan yana tavır koyacağını bile analiz edemiyorsun.

Haksızlığa uğradığın alanlarda bile halkın seni mazlum konumuna kaymadığını anlamak istemiyorsun. Halkın bu değerlendirmesine kendi tutarsız davranışlarının yol açtığını görmezden geliyorsun. 1950 seçimlerinden beri halkın genellikle sistem tarafından mağdur edilenin yanında durduğunu görmezden geliyor, senin tarafında durmamasının nedeninin seni mağdur olarak görmediği temeline dayandırdığını anlamak istemiyorsun.

Dinin en kutsal değerlerinin içinde bulunduğun cemaat tarafından insafsızca sömürüldüğünü göremiyor, üstelik bu faaliyetlerde gönüllü aracı oluyorsun.

İnancının izzeti için kendini feda edecek kadar “Allah rızasını” öne alan ve bu uğurda çaba harcayan seçkin insanları, içinde bulunduğun cemaatin menfaatleri için seferber olan bir konuma indirgiyorsun.

Eleştirildiğinde sürekli iktidarı suçlayarak özeleştiriden kaçıyor, bu tavrının kabul göreceğini zannediyorsun. İktidarın yaptığı hataların senin günahlarını temizlemeye yetmeyeceğini anlamak istemiyorsun.

Cemaatinin menfaatleri için insanların mahremlerine giriyor, yasa dışı dinlemeler yapıyor, devletlerin istihbarat örgütleri gibi çalışıyorsun. Bu konuda yaptığın hiçbir davranışın sorumluluğunu üzerine almıyorsun. İktidar kavgasının zor geçtiğini tarihsel birikiminle bildiğin halde, bu kavgada kaybedenin olacağını da biliyorsun demektir. Buna rağmen kaybettiğinde de izzetli bir tavır gösteremiyorsun. Cemaatin geleceği için her türlü tavrı meşru gören bir ahlak anlayışına savruluyorsun.

Devlet memurluğu alımları için yapılan ortak seçme sınavlarında cemaat mensuplarına avantaj sağlamak için soruları çalıyor, bu davranışınla karşıda mağdur ve öfkeli bir kitle yarattığını aklına bile getirmiyorsun. Bu davranışınla adaletten saptığını fark edemiyor, belki de bunu bilinçli yapıyorsun.

Herkese eşit davranılması gereken ortak sınavlarda soruları sadece kendi yandaşlarına dağıtan bir yapıyı sorgulamıyor, kınamıyor, üstelik bu davranış biçimini meşru görüyorsun. Sonra da iktidara karşı giriştiğin yolsuzluk söyleminin neden etkili olmadığını sorguluyor karşındaki herkesi suçlayıcı bir dil kullanıyorsun. Buna kendi tutarsız davranışlarının, yaptığın haksızlık yolsuzluklarının yol açtığını anlamak istemiyorsun.

Hatalı karar alma ihtimaline karşı bir tür uygulamaya getirilen en küçük eleştirel bakışı, “Ben kendiliğinden mi konuşuyorum “ diyerek metafizik bir alana çeken Hocaefendiyi sorgulamayı asla aklına getirmiyorsun. Hocaefendiyi konumlandırdığın yerin dini ve ahlaki anlamda sorunlu bir temele dayandığını görmek istemiyorsun.

Bulunduğun cemaat yapısında sen "nefsini eğitmek" adı altında şahsiyetini yok ettiğinin farkında bile değilsin. Yanılmaz şeyhin, liderin, önderliğin olduğu yerde bireye düşen tek şeyin "itaat" olduğunun farkında değilsin. Bundan dolayı farklı düşünenler daima satılmış, hain ve işbirlikçidir senin gözünde. Çünkü hakikatin senin şeyhinde ve hocaefendinde içkin olduğunu düşünüyorsun.

Şeyhine, hocaefendine, öğüt liderine sonuna kadar itaat ediyor, aldığı kararları ve politik tutumları asla eleştirmiyor, hikmetinden sual etmiyor, bilgisine karşı en küçük şüphe duymuyorsun, kendini onun öğretisine adıyorsun; sonra da siyasal partilerdeki lider sultanından şikâyet ediyorsun. Şu basit sosyolojik gerçeği kabul etmek istemiyorsun: Politik alanda şikayet ettiğin davranışların kodları senin içinde bulunduğun yapıda gizlidir. Lider kültü senin bağlı bulunduğun tarikat ve cemaat kültürünün hâkim olduğu sosyolojik zeminde hayat buluyor.

Sen şeyhine, hocana, öğüt liderine sahabenin Hz. Peygamberle olan bağlılığını aşan bir tavırla bağlısın. Sahabenin Peygambere sorduğu "bu senin şahsi fikrin midir " sorusunu şeyhine soramıyor musun, sormaya izin veriliyor mu? Yoksa şeyhinin hocaefendinin kendinden konuşmadığına, yanılmaz bir kaynakla iletişim kurduğunda mı inanıyorsun? Sen toplumsal zeminde karşılığı olmayan bir davranış biçiminin siyasal alanda karşılık bulacağına mı inanıyorsun? Sen Eric Hoffer'in deyimiyle bir kesin inançlısın. 
Sen şeyhinin her konuşmasında bir hikmet arıyor, kendini onu hizmete adıyorsun. Bu davranışlarında adeta şeyhinin, hoca efendinin şahsında kişiliğini yok ettiğinin farkında bile değilsin.

Sürekli siyasal olarak savaş açtığın iktidarın lideri olan Erdoğan’ın yurt dışına kaçacağı propagandasını yapıyor, ama bağlı bulunduğun cemaat liderinin yıllarca Amerika’da yaşadığını ıskalıyorsun. Bunun zihinlerde ne tür bir travma yarattığı anlamak istemiyorsun.

Yıllarca dine hizmet adı altında samimi olarak içinde bulunduğun cemaate3 hizmet edenlerin büyük bölümünde nasıl bir taravma ve hayal kırıklığı yarattığını anlamak bile istemiyorsun.

Yıllardır bir dediğini iki etmeyecek kadar cemaatini ve Hoca efendisini seven bir topluluğun “şu partiye oy vermeyin” dediğinde, neden toplumda karşılık bulmadığını analiz edemeyecek kadar bu toplumun siyasal aklına yabancısın.

Uzun süre takiyye üzerinden Şia ve İran düşmanlığı yapan cemaatin, bu davranış biçimini insansızca kullandığını göremiyorsun. İktidarla savaşımı sırasında bu sefer iktidarı takiyye yapmakla ve İran tarafını tutmakla suçluyor, ama bir zaman sonra eleştirdiğin davranışları aynen yapıyorsun.

Kamuoyunda yerleşen “Bunlar kendilerinden başkasını düşünmezler” yargısının yerleşmesinde kendine pay çıkarmıyor, sürekli karşındakileri suçluyorsun.

Cemaatin içinden gelebilecek en küçük eleştiriyi hainlik olarak niteliyor, bu tavrında örgüt yapılarına benziyorsun.

Siyasal tavırların ve olayları analiz etme biçimin içinde yaşadığın toplumun sosyolojisini hiç anlamadığını gösteriyor. Ancak bu yanlış okumada ısrar ediyorsun. Doğru olduğun konularda bile yeterinde desteklenmenin sosyolojik anlamda neye karşılık geldiğini dahi sorgulamıyorsun.

Bağış adı altında yapılan himmet toplantılarının bir baskı unsuruna dönüştüğünü anlamak istemiyor, bu eylem biçimine dört elle sarılıyorsun.

Militanlaşan cemaat siyasal aklının yaptığı Türkiye okumasının sadece saçma değil, Türkiye sosyolojisine de uymadığını göremiyorsun. Militanın yorumunun olgudan değil, ütopyadan hareket ettiğini anlamıyorsun. Militanın kendini olayları kendi üzerinden değil, sadece şeytanlaştırdığı rakibi üzerinden içeriksiz Türkiye okuması yapmaktan yorulmuyor olmasını doğru okuyamıyorsun.

En vahim davranışlardan birinin yıllardır kendini cemaatin hizmetine adayan kamu görevlilerinin hakkında bir soruşturma açıldığında, zor duruma düştüklerinde onları tanımamazlıktan gelen bir yapıyı sorgulamaman

Siyasal ideolojisi, Türkiye okuması, İslam anlayışı,  ne olursa olsun her kesimle işbirliği yapmayı marifet zannediyor, bunu dünya çapında bir siyasal tavır olarak algılıyorsun. Bu tavrın seni kimliksizleştirdiğini, renksizleştirdiğini, başkalaştırdığını, dönüştürdüğünü anlamak istemiyorsun

Sergilediğin tavırlarla usta hikayeci Rasim Özdenören’in “Yüzler” adlı insan tiplemeleri yaptığı eserinde analiz ettiği, “Kurtinsan” , “Sırtlaninsan”, “Kargainsan,”Tilkinsan” karakterlerine ne kadar oturduğunu fark edemiyorsun. Aynı şekilde “Zilletin yüzü”, “Nankörün yüzü”, “Küstahın yüzü”, “Sırnaşığın yüzü”, “Utanmazın yüzü”, “Arsızın yüzü” ve “Tuzakçının yüzü”ne ait davranışlar sergilediğini fark edemiyorsun. Doğrudur insanlar sevdiklerinin hatalı yönlerini görmeme eğilimine girerler; ama bu durumdaki duygusallığı dengeleyecek olan akıldır. Aklını etkin olarak hiç kullanmadığı ise hiç fark edemiyorsun.

Uhud savaşının kaybedilmesinde Halid Bin Velid’in askeri dehası bilinmesine karşın, Kur’an savaşın kaybedilmesinde Haild Bin Velid’in dehasını hiç söz konusu etmemesindeki hikmeti kavrayamıyorsun. Tam tersine Kur’an savaşın kaybedilmesini dış faktörlere değil, Müslümanların ganimet tutkusu ve zaafları gibi iç faktörlere bağladığından habersizsin. Başına gelen olumsuzluklardan sadece emperyalistleri sorumlu tutarak kurtulacağını zannediyorsun. Bu davranışınla kendini kandırdığının farkında bile değilsin.

Şöyle diyor Aziz Kur’an “ Başınıza gelenler kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir” ve ekliyor “ Allah kimseye zulmetmez.”

Sen ise bütün retoriğini başkalarının günahları üzerine kuruyorsun.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr