• BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • İstanbul 13 °C
  • Adıyaman 6 °C
  • Ankara -1 °C

Bir İstismar Aracı Olarak Siyaset ve Özgürlük

Bilal AKGÜL

                       

Yerel seçimlerin tarihi yaklaştıkça ülkenin gündemini işgal etmeye, gidişatını esir almaya başladı. Gündemi meşgul etmesi bir yönüyle doğal olmakla birlikte, sürecin beraberinde getirdiği tartışmalar, tarafların süreci kendi lehlerine çevirmek için başvurdukları yöntemler, yerel seçimi aşan ülkenin istikametine etki edebilecek bir mahiyet göstermeye başladı.

 

Tarafların seçim sürecindeki pozisyonlarını haklılaştırmak için en çok başvurdukları kavramlardan biri özgürlüklerin kısıtlanması iken (yerel seçimlerle ne kadar ilgisi varsa), mücadelelerinin gerekçesi olarak da özgürlük alanlarının açılmasını-genişletilmesini gösteriyorlar. Kavramın birbirinden farklı kulvarlarda mücadele eden kesimlerce birbirlerinin nerdeyse zıttı amaçlar için kullanılabilmesinin yarattığı algı, kafa karışıklıklarına sebep olabilmektedir.

 

Yakın tarihte ülkeyi kaosa sürükleyenlerin kullandıkları (sığındıkları mı demeli) en önemli kavramlardan birinin özgürlük olması dikkate değerdir. Kavramın cazibesi bir yana (cazibesi kendi medeniyetimize karşı sahip olduğumuz aşağılık psikolojisinden kaynaklanmasın), kavramdan anladığını uygulamaya çalıştığında ortaya çıkan sonuçlara baktığımızda yakın tarihte birçok toplumsal travmaya kaynaklık ettiği görülecektir. Yine benzer bir mantıkla en sıradan insan haklarının bile baskı altına alınmasına şahit olduk.

 

İttihat ve Terakki Cemiyetinin zamanın Osmanlı yönetimine muhalefetinin sloganı hürriyetlerin genişletilmesi, basındaki sansürün kaldırılması, zamanın hafiye teşkilatının baskılarının, takibatlarının sonlandırılması idi. Hürriyet kavramının cazibesine kapılan zamanın önde gelen birçok ilim erbabı da İttihat ve Terakki’nin peşinden gitmiştir.

 

Oluşan kitlesel muhalefet İttihat ve Terakki’nin yönetimi ele geçirmesine neden olmuş, muhalefetinin gerekçesi olan özgürlük alanlarının bırakın geliştirilmesini, iktidara gelmesinde pay sahibi olan tabanı başta olmak üzere, yaptığı uygulamalarla, halkın önceki uygulamaları mumla aramasına neden olmuştur. Yaptığı uygulamaların Osmanlı’yı açık bir cezaevine dönüştürmesi bir yana ülkenin parçalanmasını ve yıkılmasını hızlandırmıştır.

 

Benzer siyasi yaklaşımların nerede ise İslam Dünyasının tamamında meydana geldiğini söyleyebiliriz. Nasır’ın Mısır’ın başına gelmesinde etkili olan zamanın İhvan yönetiminde benzer kavramların cazibesinin etkili olduğu söylenebilir. Tarihin cilvesine bakın ki yakın zamanda Mısır’da meydana gelen askeri darbenin önemli destekçilerinden biri de İslami referanslarla siyaset yapma iddiasında olan bir gruptur. Ve görünen o ki bu grup baştan beri vurguladığımız vitrinlik cilalı kavramların (grup çıkarını da benzer kategoride değerlendirmek mümkündür) cazibesine kapılarak halkın oylarıyla seçilen bir iktidarın devrilmesine payandalık yapmıştır. Askeri yönetimin darbeden sonra en çok baskı yaptığı gruplardan birinin de darbeye destek veren bu grup olduğunu bilmem vurgulamaya gerek var mıdır?

 

Siyasetimizin merkezine kendi kavramlarımızı koyma özgüvenine sahip olmadığımız için siyasetimiz de Batı’dan aldığımız kavramların gölgesinde gerçekleşmektedir. Batı medeniyetinin bireyci bir tatmini merkeze alan özgürlük kavramının İslamın dünya görüşü ile örtüşmesi mümkün değildir.

 

İslam medeniyetinde özgürlük kavramına karşılık kulluk kavramının ön plana çıktığını görüyoruz. Bireyci hazcı yaklaşımı tasvip etmeyen medeniyetimiz kulluk temelinde bir yaklaşımı sosyal yaşamın düzenlenmesinde kilit kavramlardan biri olarak görmüştür. Siyaset, kulluğu merkeze aldığı zaman ancak bir imkân olma özelliğini gösterebilir.

 

Sadece özgürlük kavramı için değil, medeniyetimizden tevarüs etmeyen hiçbir kavramın bizi doğru sonuçlara, erdemi hedef edinen bir toplum düzenine götürmesi mümkün değildir. Her Allah’ın kulunun özgürlüğü diline doladığı bir ortamda toplumun yozlaşmasını, değerlerinden uzaklaşmasını,  Batı’nın gölgesine sığınmasını başka neyle açıklayabiliriz ki?

 

Rıza Kaimi Mukaddem’in de vurguladığı üzere “ eğitimin (veya siyasetin) insan tabiatı ile kaynaşması ve insanın fıtratına paralel olması gerekir. ‘Dışarıdan’ olan her çeşit eğitim (ve siyasi anlayış)  toplumun tabiatıyla ve fıtri içsel motivasyonuyla uyumlu olmayan her çeşit kural, başarısızlıkla sonuçlanacaktır. “

 

Gerek yerelde gerekse genelde oluşan siyasi algı ve siyaset tarzı erdemi yaygınlaştıran, ıslahı merkeze alan, değerleri önceleyen bir yaklaşımdan çok kimi kez grup çıkarlarını merkeze alan, çoğu kez de bireysel çıkarları ön plana çıkaran bir zihni çağrıştırmaktadır.

 

Siyasetçilerimizin halk nezdinde sahip oldukları imajı, oluşan siyasi fotoğrafı, kullandıkları kavramları medeniyetimizin süzgecinden geçirmeden ne köklü bir vizyon oluşturabilecekler ne de siyasi bir geleneğin oluşmasına katkıda bulunabileceklerdir.

 

Siyaset, kulluğu bir imkân olarak görüp, her aşamasında bunun gereklerini yerine getiren, değerlere bağlılığı günübirlik çıkarlarının önüne koyabilen yaklaşımlarla ancak medeniyetimizin dirilmesinde çimento görevi görebilir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr