• BIST 84.423
  • Altın 253,290
  • Dolar 6,1300
  • Euro 6,8212
  • İstanbul 25 °C
  • Adıyaman 33 °C
  • Ankara 22 °C

Bir Toplumsal Tahrif Ve Tahrip Projesi Olarak 28 Şubat

Adem Ballı

Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkan ve kendilerini jön Türkler olarak adlandıran ve sonrasında bir zihniyet olarak yeni kurulacak olan Türkiye Cumhuriyet’inin kuruluş felsefesinde rol alacak olan bu kimseler bu coğrafyada öyle ya da böyle toplumsal tahrifat ve tahribat (onlara göre modernleşme) konusunda emellerine büyük ölçüde ulaşmışlardır.

Ne acıdır ki Osmanlı devleti bu grubu kendi elleriyle Avrupa’ya ilim-bilim öğrenmek için göndermiş fakat amacının tam tersi insanlar yetişmiştir.

Diyeceksiniz ki mesele 28 Şubat bu kadar geriye gitmenin mantığı nedir? Bizde cevaben diyoruz ki tarihsel değerlendirmeler bütünsel olmalıdır. Yoksa parça parça alırsınız ama tabloyu hep flu görürsünüz.

Bizler net olarak görmek istiyoruz. Bu açıdan iddiamız şudur.  Jön Türk zihniyeti Türkiye’de ki Bütün darbelerin baş aktörüdür. Bu aktörlerin en temel hedefi bizleri millet olarak inancımızdan kopartmaktır. Tıpkı küresel İslam düşmanlarının yaptığı gibi direkt olarak kopartamayacaklarını anladıklarından bu emellerini kendi uydurdukları kanunlar yaydıkları gayri ahlaki eylemler ve darbeler ile değerlerimizle bağlarımızı kopartmaya çalışmışlardır.

Bu mantık çerçevesinde 28 Şubat post modern darbeye baktığımızda seçimle başa gelmiş ve dini hüviyeti olan bir siyasi partiye bu zihniyetin tahammül etmesi düşünülemezdi.4 Şubat 1997 de Ankara Zırhlı Birlikler Tümeni'ne bağlı tanklar Sincan'da gövde gösterisi yaptı. Adeta gelecek olan felaketlerin habercisi oldu

Bu darbenin karakterine baktığımızda daha önceki darbelere kıyasla çok daha konvansiyonel (çok yönlü) tahribat gücü yüksek ve bir zamana yayılmış bir darbe olarak karşımıza çıkmıştır. Çünkü bu darbenin sacayakları Asker-Medya-Yargı-sermaye sahipleri-sözde sivil toplumdan oluşmaktaydı.

Şimdi Gelelim darbeci askerlerin aldığı kararlara ve toplumsal sonuçlarına… Bu kararlar 18 maddeden oluşmaktaydı. Biz bunların sadece bir kısmına değinebileceğiz.

Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef alan rejim aleyhtarı faaliyetler karşısında ödün verilmemelidir.

Bu maddede ki tılsımlı ifade “laiklik aleyhtarı”faaliyetler idi.O kadar esnek bir yapıya kavuşturulmuştu ki bu ifade islami her türlü faaliyet bu kapsamda değerlendirilip nice Müslüman işinden oldu cezaevlerine gönderildi mahkemelerde süründü.

Anayasa'nın 163. maddesinin kaldırılmasının yarattığı hukuki boşluklar, irticai akımların ve laikliğe aykırı tutumların güçlenmesine yol açmıştır. Bu boşlukları telafi edecek yasal düzenlemeler getirilmelidir.

Bu madde ile alakalı darbenin kalemşörlerinden Oktay Ekşi’nin o yıllarda kaleme aldığı şu yazı http://www.hurriyet.com.tr/163-icin-artik-cok-gec-39266633 tam bir ibret vesikasıdır.

Devlet dairelerinde ve belediyelerde kökten dinci bir kadrolaşma hareketi sürdürülmektedir. Hükümet, bu kadrolaşmanın önüne geçmelidir.

Bu maddeden ötürü nice insan işinden olmuş ve nice aile perişan olmuştur. İnsanlar İslami kimliklerini gizleyebilmek için nice hallere girmişlerdir.

İmam - hatip okulları toplumdaki bir ihtiyacı karşılamak üzere kurulmuşlardır. Bu ihtiyacın fazlası olan imam hatip okulları, meslek okullarına dönüştürülmelidir. Ayrıca kökten dinci grupların kontrolünde olan Kuran kursları kapatılarak, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda düzenlenmelidir.

Bu madde ile imam hatip okullarında okuyan yüzbinlerce gencin en temel hakkı olan eğitim hakkı gasp edilmiş üniversite sınavlarında puanları kırpılmak suretiyle bu evlatlarımız buhrana sürüklenmiştir. Yine bu kapsamda kızlarımızın tesettürlerine el uzatmış ve beyin göçüne sebebiyet verilmiştir.

İrticai faaliyetlere karıştıkları için TSK'daki görevlerine son verilen subay ve astsubayların belediyelerde istihdam edilmelerinin önüne geçilmelidir.

Bir dönemin en popüler kavramı “irtica” …İslami olan her şeyin adı o dönemde irtica olmuştu. Psikolojik baskı unsuru olarak kullanılmış bu kavram üzerinden toplum kutuplaştırılmıştır. Nice İslami vakıf dernek kapatılmış cemaatler öcüleştirilmiştir.

Adı lazım değil dönemin komutanlarından biri demişti “Bin yıl Sürecek” diye…

Ama bize göre yanlış demişti. Kudretsiz paşaya diyoruz ki hak-batıl mücadelesi o gün başlamamıştı ki sonrasında bin yıl sürsün. Biz biliyoruz bu mücadelenin karakterini. Bu mücadelenin karakteri Tevhid-Şirk mücadelesidir.

Maalesef bugün siyasal olarak iktidar olan ama dava şuuru konusunda yerlerde sürünen bizler onların emellerine hizmet ediyoruz.

Bugün makam mevkilerimiz var ama bu makam mevkilere esir kalplerimiz.

Bugün maddi olarak ceplerimiz dolu ama manevi olarak gönüllerimiz boş.

Bugün İslami faaliyetlerimizi yapmak için hiç olmadığı kadar olanaklarımız var ama bu olanakları değerlendirecek adam yok. Ünlü bir söz vardır “iktidar olmak ile muktedir olmak” evet iktidarız ama muktedir değiliz. Muktedir olmak için yüz yıldan fazladır onların bu topraklara ektikleri tahrif tahrip ve fitne tohumlarının yerine kendi değerlerimizi koymamız gerekiyor.

Son olarak ifade etmek istiyorum ki rahatlık bize iyi gelmiyor. Rabbim rahatlığın rehavetinden muhafaza etsin

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr