• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Adıyaman 29 °C
  • Ankara 22 °C

Bir Yaz Sonu Yağmuru Olarak Ramazan

Ahmet İNAN

                    

“Ramazan” kelimesinin yeryüzünü toz ve kirlerden temizleyen yaz sonu yağmurları anlamına da geldiğini biliyor muydunuz? Gönül kirlerimizi temizlemeye çalışan Ramazanın tüm güzellikleriyle edebiyatta da geniş bir yer tuttuğunu belirtmek istiyorum.

Ramazan ayı inancımız açısından önemli bir ay olduğu gibi kültür, sanat ve edebiyat açısından da hem önemli hem de çok renkli bir aydır. Ramazanın fazilet ve güzelliklerini anlatan şiirler (Ramazaniyeler) olduğu gibi Ramazan fıkraları, manileri ve nükteleri ve bilmeceleri oldukça yaygındır. Ayrıca eski ramazanlara ait hatıralar da okunmaya değer doğrusu.

“Aileden biriymiş ve uzun yoldan geliyormuş gibi dört gözle beklenen ve sevinç içinde karşılanan Ramazan’ın hayatımıza getirdiği canlılığı, hareketliliği daha dünmüş gibi hatırlıyorum. Sonra hüzünle uğurlanışını...” sözleriyle çocukluk yıllarındaki Ramazanlara  duyduğu özlemi dile getiren Beşir Ayvazoğlu, günümüzde büyük şehirlerde yaşanan Ramazanın maneviyatına erememenin hüznünü de ifade ediyor. “Büyük şehirlerde çalışanlar ne yazık ki hayatlarını bu mübarek aya göre düzenleyemezler. Mesai ne zaman biterse işten o zaman çıkacaklardır. Sahura kalkmış olsalar da erkenden işbaşı yapmak zorundadırlar. Modern hayatın baş döndürücü koşuşturmacası arasında Ramazanın maneviyatına erememek insanda büyük bir boşluk bırakıyor. Oysa Ramazan, boşluklarımızı tamir etmek için bir imkân değil midir?”

Ümmetin parçalanmışlığı karşısında ızdırap çeken Üstad Mehmet Akif ise aramızdaki tefrikanın kalkması için Ramazan hürmetine büyük bir aşk ve vecdle Allah’a niyazda bulunur. “Tefrikadan, bölünüp parçalanmaktan kurtar bizi!  İlâhî bir nefesle canlandır bizi! der:

Yâ Rab, şu muazzam Ramazân hürmetine,

Kaldır aradan vahdete hâil ne ise.

Yâ Rab, şu asırlarca süren tefrikadan

Artık ezilip düşmesin ümmet ye'se

Mâdâm ki verdin bize rûh-ı nevîn

Yâ Rab, daha bir nefha-i te'yîd insin.

 Faruk Nafiz de Ramazan hürmetine, öteler âleminden bir diriltici ses ister. Ve ömrünün her günün Ramazan olmasını …:

"Alnımız secdede bulsun bizi her lâhza ezan

Ve hazin ömrümüzün her günü olsun Ramazan"

Zikrimiz Arşı geçip fecre kadar yükselsin

Mâveralardan ümîd ettiğimiz ses gelsin

Güzel iftar rubaileri de olan şair Arif Nihad Asya kış mevsimine denk gelen bir Ramazan gününde köyüne varmak üzereyken ezanın okunduğunu ve karla orucunu açtığını anlatır. Yolculuğu sırasında bütün tabiatın oruçlu olduğunu da ifade eder.

Ey karlı köyüm, beyaz köyüm, hür yayla;
Bir gün –ki oruçluydu yamaç, dam, tarla–
Yoldaydım uzaktan okunurken ezanın,
Bir dağ tepesinde iftar ettim karla

Yahya Kemal yetiştiği kültür ve çevre yüzünden olsa gerek dinin ibadet, pratik kısmını pek yaşamıyordu ama şiirlerinde dînî hassâsiyetlere çokça yer verirdi. Bir akşamüstü Üsküdar’daki Atik Valde semtine gider ve oradaki manevi atmosferi “Atik Valde'den İnen Sokakta” şiirinde yansıtırken kendisinin oruçlu olmamasından duyduğu üzüntüyü de dile getirir. Ramazanın gelişiyle birlikte esen bir manevi havanın insanlara, sokaklara, mahallelere nüfuz ettiğini şiirinde ifade eder.

İftardan önce gittim Atik-Valde semtine

Kaç defa geçtiğim bu sokaklar, bugün yine

Sessizdiler. Fakat ramazan mâneviyyeti

Bir tatlı intizâra çevirmiş sükûneti;

Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler,

Sessizce çarşıdan dönüyorlar birer birer;

Bakkalda bekleşen fukarâ kızcağızları

Az çok yakında sezdiriyor top ve iftarı.

Meydanda kimse kalmadı artık bütün bütün;

Bir top gürültüsüyle bu sâhilde bitti gün.

Top gürleyip oruç bozulan lâhzadan beri,

Bir nurlu neş'e kapladı kerpiçten evleri.

Yâ Rab nasıl ferahladı bu âlem, nasıl temiz!

 Mütevazı kerpiç evlerin pencerelerinden bir mânevî hava yayıldığını duyar ve bundan mahrum kaldığına üzülür.

Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş'esiz.

Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı

Hadsiz yaşattı rûhuma bir gurbet akşamı.

Oruçlu olmamanın acısını yaşamaktadır.

 Yine de şair henüz bu duygularının kaybolmamasında teselli bulur ve buna şükreder.
Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime:

“Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;

Mâdem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür.”
Necip Fazıl Kısakürek ise Cinnet Mustatili’nde hapiste yattığı sırada iftarda tanımadığı bir adamın kendisine bir karpuz getirdiğini ve bu davranış karşısında ne kadar duygulandığını anlatır. “İşte hasbî, her türlü nefs oyunundan uzak, Allah için verilen hediye... Bu meçhul Müslüman’dan tüten edayı ömrümce unutamam... Keşke o karpuzu kesmeseydim; hep ona bakıp düşünseydim. İslâm ahlâkını fikretseydim, ağlasaydım, ağlasaydım...”
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr