• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 22 °C
  • Adıyaman 26 °C
  • Ankara 18 °C

Bürokrasi Ve Değişim

Y.YAVUZYILMAZ

Bürokrasi, yerleşik kuralları, kendine özgü işleyiş tarzı, belirli yöntemleri ve alışkanlıkları olan, ast-üst ilişkisi içinde çalışan, konularında uzman, birbirini denetleyen ve devletin işleyişinde görev alan memurlar topluluğudur. Bürokratların en belirgin özelliği konularında uzman olmaları ve atama yoluyla görevlendirilmeleridir. Şu bir gerçek ki, her devlet doğası gereği bürokratik bir örgütlenmeye ve çalışma düzenine sahip olmak zorundadır. İyi işleyen ve hukukun üstünlüğünü temel alan bir demokraside bürokrasinin çalışması problem doğurmaz. Ancak demokratik geleneği oturmamış toplumlarda bürokrasinin “devleti koruma ve kollama” misyonu üstlenmesi, demokrasi dışı müdahalelere zemin hazırlamıştır.

Bürokratlarla siyasiler arasında süregelen anlaşmazlık özellikle değişimin üst düzeyde gerçekleştiği reform dönemlerinde tüm çıplaklığı ile su yüzüne çıkar. Yerleşik demokratik geleneğe sahip olmayan, faşist, sosyalist, militer, monarşik krallık ve tüm anti demokratik tüm toplumlarda bürokratik yapılanma daha baskındır.  Demokratik  yönetimlerde ise bürokrasi, hem hukuk hem de serbest seçimlerle yönetime gelen sivil güçler tarafından denetim altına alınmıştır. Yerleşik kuralları gereği muhafazakarlığa yatkın olan bürokratların en çok hoşlanmadıkları şey, yerleşik kuralları değiştirme talebiyle iktidara gelen reformcu yönetimlerdir. Dolayısıyla sivil yönetimlerle bürokratik güçlerin en çok karşı karşıya geldikleri zamanlar toplumsal değişim taleplerinin kendi temsilcilerini bularak iktidara geldiği zamanlardır. Özellikle AK Partinin AB reformlarını büyük bir kararlılıkla yürüttüğü dönemlerde bu partiye karşı yürütülen ve temelinde ulusalcılık, merkeziyetçilik ve elitizm bulunan antidemokratik ve hukuk devleti karşıtı politikaların anlamı budur. Bürokrasi, doğası gereği değişim talepleri karşısında sergilediği muhafazakar tutumdan dolayı iktidar karşısında direnç noktası oluşturur. Bu direncin bürokrasiye ek olarak MHP ve CHP gibi siyasi geleneği ve dünya görüşü farklı olan partilerden gelmesi şaşırtıcı değildir. Zira söz konusu partilerin değişim talepleri karşısında birbirlerine yakın bir pozisyona düşmeleri siyasi genleri dolayısıyladır. Her iki partide siyasi parti olmalarına rağmen güttükleri siyasi anlayışlar değişim karşıtı, seçkinci ve muhafazakardır. Bundan dolayı söz konusu partilerin mevcut ideolojik duruşlarıyla AK Partiye alternatif oluşturmaları mümkün değildir. AK Partinin en çok eleştirilen ve aynı zamanda en çok desteklenen parti olmasının nedenlerinden biri de bu partiye alternatif oluşturacak siyasi bir oluşum olmamasıdır.

Türk siyasi tarihinde özellikle değişim dönemlerinde görülen bu çekişme sürekli yaşana gelmiştir. Modern anlamda bürokratik örgütlenmeyi Tanzimat döneminden başlatabiliriz. Tanzimat döneminden itibaren klasik Osmanlı bürokrasisi önemli bir kırılmaya uğramıştır. Osmanlı bürokrasisi üç bölümden oluşuyordu: seyfiye(ordu) kalemiye(memur) ve ilmiye(ulema).Mustafa Reşit Paşa yapmayı düşündüğü değişikliklerin önünde engel olarak gördüğü iki sınıfı, ilmiye ve orduyu zaman içinde tasfiye etmiştir. İlk olarak Yeniçeri Ocağı kaldırılarak, askeri alanda, reformlara engel olmayacak bir yapılanmaya gidildi. Ulema sınıfı ise hem nicelik hem de nitelik olarak  zaman içinde pasifleştirildi. Bürokrasi alanındaki asıl köklü değişim Cumhuriyet Döneminde yaşanmıştır.  Bilindiği gibi Cumhuriyeti kuran kadro, asker-sivil, bürokratlardan oluşuyordu. Bu bürokratik yapılanma seçilen iktidarlar üzerindeki gücünü Cumhuriyet tarihi boyunca sürekli korumuştur. Sistem oluşturulurken yasal olarak bu sınıfa denetleme ve koruma görevi de verilmiştir. Özellikle 1960 darbesinden sonra, DP deneyimi de göz önünde tutularak, daha da katılaştırılan bürokratik yapının demokratik sistem üzerindeki denetleyicilik gücü daha da artmıştır.

Özellikle AB sürecinin hızlanmasıyla sistem içinde ortaya çıkan aktüel durumda, bürokrat ve siviller arasındaki iki yüzyıldır süregelen gerginliğin dışa vurumudur. Süregelen gerginliğin temelindeki açmaz şudur: Bir tarafta alabildiğine ağır ve hantal hareket eden, obez ve verimsiz bürokratik yapı; diğer yanda toplumun değişim taleplerine cevap vermeye çalışan iktidar. Kavganın bürokratik yapı açısından ilk sonucu, sistem üzerindeki denetleyici ve koruyucu etkisini kaybetme korkusu ile ortaya çıkan trajik durumdur. Bu korkuyu gidermek için iki nedene sığınılarak sisteme belirli periyotlarla sürekli müdahale edilmiştir; irtica ve rejimin tehlikede olduğu varsayımı. Oysa ne irtica ne de rejimin tehlikede olduğu varsayımı sosyolojik anlamda karşı karşıya olduğumuz durumu açıklamaya yetmez. Türkiye’deki değişim talebini yeni ortaya çıkan toplumsal sınıflara ve onların taleplerine dayandırmak gerekir. Uzun süre taşrada yaşamış ve sürekli enerji biriktirmiş muhafazakar girişimci sınıf, bu enerjileriyle siyasetin merkezine doğru harekete geçmiştir. Dolayısıyla kavga siyasetin merkezine hareket eden yeni güçle, merkezdeki yerini terk etmek istemeyen sınıflar arasında yaşanmaktadır. Ancak ulusalcı ve devletçi elitler çevreden gelen yeni muhafazakar sınıfla mücadele edebilecek halk desteğine ve enerjiye sahip değiller. Bundan dolayı merkezi işgal eden elitlerin zinde güçlerle bir arada bulunma isteği doğal karşılanmalıdır.

Türkiye’de yaşanan siyasi merkezle toplumsal merkezin karşılanmasının yarattığı gerginlik durumudur. Gelecekte toplumsal merkeze yönelmeyen siyasi hareketlerin ömrünü tamamladığına şahit olacağız. Bu yüzden siyasi elitler toplumsal dinamiklerle yüzleşmekten çekinmemelidir.

Yaşanan iktidar mücadelesinde AK Partiyi belirli bir konuma çekemeyen bürökratik sınıf sonunda kapatma davasını açarak etkisizleştirmeye çalıştı. Ancak iç ve dış konjoktür bürokrasi açısından istenen sonucun alınmasını engelledi. Ak Partiyi etkisizleştirmeye dönük diğer siyasi arayışlar darbe planlarıyla deşifre edildi. Ancak bu durumun hiç etkisi olmadı değil. Nitekim kapatma davasından sonra AK Partide de eski değişimci kimliğinin uzağında bir görüntü vermeye başladı. Son dönemlerde Kürt sorunu karşısında ortaya çıkan söylem değişikliği de bunun işareti sayıldı. Ancak gerek dünya görüşleri, gerekse temsil ettikleri kesimlerin talepleri AK Partiye değişimci misyonundan başka bir misyonun yüklenmesini imkansız hale getiriyor. Nitekim Kapatma davasının ardından bürokratik sınıf ile mücadele daha fazla hızlandı. Özellikle yargı ile ilgili yapılan değişiklikler bürokrasideki en önemli direniş ayağını kırdı. Açık söylemek gerekirse asıl değişim Kemalizm ile yargı-üniversite-aydınlar arasında var olan organik bütünlüğün bozulması ile yaşandı. Barış süreci de ancak böyle bir siyasal ortamda söz konusu olabilirdi. Toplumun talebi daha çok demokrasi, daha çok hukuk ve değişimdir. AK Parti bu değişim talebine cevap vererek iktidar olmuştu; iktidarının devamı da bu misyona sahip çıkmasıyla olacaktır. Öyle görülüyor ki, bu konularda Ak Partiyi zorlayacak bir partinin olmaması, onu rakipsiz kılıyor. Öyle görülüyor ki, Ak partinin karşısında yer alan CHP ve MHP hukuk devleti ve sivilleşme konusunda Ak Partiyle yarışacak bir potansiyele ve siyasal ufka sahip değildir.

HDP,ise bir Türkiye partisi olmaktan çok bölge partisini andırmaktadır. Bu yüzden bu yapısıyla Türkiye’de iktidar olması mümkün gözükmemektedir.

Günümüzde ortaya çıkan iktidar-cemaat gerilimi de Ak Partiye karşı siyasi mücadeleden ümit kesilmiş olmasının sonucudur. Kuşkusuz yolsuzluk operasyonunun altında “Barış Süreci”nin de önemli etkisi vardır. Gerek Gezi sürecinde gerekse 17 Aralık operasyonunda sahaya sürülmek istenen Kürt muhalefetini sahaya çekme arayışının sonuçsuz kalması siyasal çaresizliği daha da artırdı. Unutmayalım, siyasi kutuplaşma üzerine yürütülen siyasal propaganda büyük partinin lehine işler.

 

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr