• BIST 109.200
  • Altın 153,755
  • Dolar 3,8233
  • Euro 4,5095
  • İstanbul 13 °C
  • Adıyaman 11 °C
  • Ankara 10 °C

Cemaatin Dini Ve Kültürel Dayanakları

Y.YAVUZYILMAZ

15 Temmuz sonrası, tartışmanın öznesi olduğu andan itibaren üzerindeki sis perdesi giderek aralanan Gülen çetesine ilişkin yürütülen operasyon, kendini dini kavramlara refere eden suç çetesini büyük ölçüde bitirecektir. Kuşkusuz işin kriminal tarafından çok daha derin, çok daha çarpıcı başka bir gerçekle yüz yüzeyiz. Bu sorun bu toplumun dini anlayışından kaynaklanan, cemaatin davranışlarını besleyen bir zeminin varlığıdır. Öyle ki, bu zemin bu tür yapıları ve dayandığı bilgi sistemini üretecek verimliliğe ve meşruiyete sahiptir.

Gülen cemaatinin örgütlenirken kullandığı mehdi, rüya, ilham, sezgi ve takiye kavramlarının hakim olduğu kültürel ve inanç zemini aynı yerde duruyor. Kuşkusuz bu zemin yeni suç çeteleri üretmeye elverişli kavramları bünyesinde barındırmaktadır. 
 Şimdi bir sorun da şu: Geleneksel metinlerimizde yer alan Mehdi, takiye, rüya, ilham ve sezgi kavramları tümden reddedilmeli midir, yoksa cemaat gibi örgütlerin bunlara yaptığı semantik müdahale ile oluşturulan ve yeni bir içerik kazanan kavramlar mı reddedilmelidir.

Kuşkusuz bazen din adına ortaya konan kavramın kendisi sorun oluştururken, bezen de kavramın içeriğinin değiştirilmesi sorun oluşturmaktadır. Kullanılan kavram din literatüründe olmayan bir kavram ise kavram reddedilmelidir. İkinci durumda sorun biraz daha karmaşıklaşmaktadır. Kavram yaygın kabul edilen ve muteber görülen ikincil dini metinlerde yer almaktadır. Konunun daha da karmaşık bir yanı da takiye kavramı gibi belli ölçülerde kabul edilen bir dinin kavramı istismar ederek ve içeriğine semantik müdahale yaparak yeniden üretilmesidir. Bu durumda kişi sizinle aynı kavramı kullanmakta fakat aynı anlamı ifade etmemektedir. Ali Şeriati, “Ali Şiası Safevi Şiası” adlı değerli çalışmasında, Şii düşüncesinin bazı kavramlarının tarihsel süreç içerisinde nasıl değiştirilip yeniden tanımlandığını anlatır. Görünürde iki Şia anlayışı da aynı kavramları kullanmaktadır ama anlamlandırdıkları dünya sadece kelime benzerliğinden ibarettir. Kuşkusuz farklı bir ideolojiden beslenen anlayışlarla mücadele etmek kolaydır. Ancak aynı kavramsal sistemi istismar ederek kullanan anlayış ile mücadele etmek oldukça zordur.

Kuşkusuz sadece cemaatin değil, bütün tasavvuf anlayışlarının kullandığı merkezi kavramlardan biri “mehdi” kavramıdır. Mehdi beklenen belirsiz bir gelecekte ortaya çıkacak bir anlayışa temel oluşturmaktadır. Bazı anlamlarda da Hz. İsa’yı yeryüzüne ikinci dönüşü ile sembolize edilmektedir. İsa Mesih tanımlanması da bu mesiyanik anlayışın tezahürüdür.

Mesih’in belirsizliği ve geleceği zamanın belli olmaması, tasavvuf hareketlerine çok kullanışlı bir liderlik zemini hazırlamıştır. Beklenen mehdi anlayışı sosyolojik olarak sürekli mağlup olan bir kültürün sığınacağı bir ideal gelecek beklentisi tasarımını da beslemiştir. Bu tasarım bir yandan mağlubiyetin acısını gidermeye, diğer yönden de mehdinin gelişini beklemek gibi bir eylemsizliğe zemin hazırlamıştır.

Mehdi kavramı İslam’ın Şii yorumunda çok daha merkezi bir yere sahiptir. Denilebilir ki bütün Şia anlayışı mehdi kavramı etrafında şekillenmiştir. Şii anlayışına göre imamlar silsilesinin sonuncusu olan Mehdi ölmemiş ve gayb alemine çekilmiştir. Kuşkusuz mehdi, uygun bir zamanda yeniden tarihe ve topluma geri dönecek ve tarihin akışını değiştirecektir.  Bu geri dönüş Müslümanların en çok sorunlu oldukları dönemde olacaktır. Bu yüzden bu geri dönüşü hızlandırmak için Müslümanlar içinde bulunduğu olumsuz şartları değiştirmek için mücadele etmemelidir. Çünkü bu mücadelede ortaya çıkacak başarılar ve kazanımlar mehdinin gelmesini geciktirecektir. İran özelinde ortaya çıkan ve Şiiliğin iki kolu olan Usuliler ve Ahbariler arasındaki en önemli anlaşmazlık konusu da budur.

Cemaat ise yaptığı mehdi yorumu ile Şii dünyasının mehdi anlayışından büyük ölçüde uzaklaşır. Daha doğrusu Ahbari anlayışından uzaklaşır. Ahbariliğe göre insanların sorunları değiştirmek üzere yaptıkları çaba mehdinin gelişini erteleyen bir anlayışa zemin hazırlarken; Cemaat, bu anlayışa semantik bir müdahalede bulunarak, mensuplarını mehdinin gelişini hazırlamak için daha çok çalışmaya teşvik eden bir anlayışa dönüştürür.

Cemaat gibi modern yapılar, mehdinin avantajlarından yaralanmak için onu kendi şeyhlerine (Cemaatte Hocaefendiye) ait bir özellik olarak görürler. Cemaat liderleri de verdikleri derslerde Mehdinin dönüş zamanını ve kimliğini kendine ait özelliklerle özdeşleştirerek verirler. Dinleyenler kendisi ben mehdiyim demese de kendini işaret ettiğini anlar ve bu anlayışın sonucu olarak şeyhlerine daha büyük bir aşkla hizmet ederler. Artık onlar mehdiye muhatap olmuş seçkin kişilerdir. Yapacakları mehdinin dediklerini harfiyen yerine getirerek, kendilerine seçkin bir konum hazırlamaktır. Dışarıdan bakışla çoğu kişinin anlamlandıramadığı bu ilişki biçimi ve bu bağlılığın epistemolojik temeli “mehdinin seçilmiş ordusunun neferi olmak” moddosuna yaslanmaktadır.

Cemaat liderinin beklenen mehdi ile özdeşleşmesi, hem o cemaati diğerlerinin önüne çıkarır, hem kendi cemaat liderine karizmatik bir özellik katar, hem de en önemlisi diğer cemaatlerin meşruluğunu sorgular hale getirir. Çünkü diğer cemaatler mehdinin ordusuna katılmayan gayrimeşru yapılara dönüşür. Gülen cemaatinin diğer cemaatleri dikkate almamasının ve önemsememesinin altında yatan gerçek budur. Çünkü onlar mehdinin ordusuna katılmayı reddeden yapılardır.

Takiye, Cemaatin en çok kullandığı işlevsel bir kavram olarak karşılık bulmaktadır. Takiye, karşılaşılan zorluklar karşısında kendini korumak için meşru bir eylem biçimi olarak dini metinlerde meşru bir davranış biçimi olarak zikredilmektedir. Ancak kendini korumak için gizlemenin sınırlarının muğlaklığı farklı yorumlara sebep olabilmektedir.

Hayati bir tehlikeyle karşılaşıldığında, o zor durumun doğuracağı sonucu önlemek için inancını gizlemeye ruhsat olarak dini metinlerde yer bulan takiye, amacı dışına taşıp sürekli kullanıldığında sorunlu bir kişilik yapısının oluşmasına hizmet eder. Her davranışında kendini gizleyen, sürekli başka biriymiş gibi davranan, gerçek kişiliğini gizlemeyi inanç ilkesi haline getiren kişinin psikolojik yapısı da büyük ölçüde deforme olacaktır. Bu durumda yalan, riyakarlık, başka biriymiş gibi davranmak, Cemaatin ulvi amaçlarına ulaşmak için uyulması gereken meşru bir ahlak ilkesi olarak görülecektir. Çünkü Cemaat mensubu birey için asıl hedef kendilerine öğretilen ve hayatları vakfettikleri amaç için kendilerini feda etmektir. Sürekli takiye yapan, yapmak zorunda kalan kişinin tutarlı bir ahlaki kişiliğinin olması imkansızdır. Uyması gereken bütün ahlaki sabiteler zamanı geldiğinde çiğnenmesi gereken bir ilke haline dönüşerek kolaylıkla araçsallaştırılabilirler.

Takiyenin kişilikte yarattığı derin kriz, kişiyi her an aynı durumlara karşı farklı davranmaya iten bir ikiyüzlülüğün eşiğine getirmektedir. Üstelik beklenen zamanın ne zaman gerçekleşeceği belirsizdir. Bireyler belirsiz bir gelecekte gerçekleşecek bir ideal için sürekli çaba harcamak zorundadır. Beklenen mehdi ve takiye inancını destekleyen epistemolojik araçlar ise rüya, ilham ve sezgidir.

Hiç kuşkusuz rüya, ilham ve sezgi sıradan insanların bilgi kaynakları değildir. Özellikle sezgi ve ilham yaratıcının şeyhin gönlüne çeşitli yollarla indirdiği özel bilgi araçlarıdır. Rüya, uyku sırasında ilahi sırların verildiği kutlu bir zaman dilimi, özel bir andır. Cemaat liderinin veya mensuplarının gördükleri rüyalar ise cemaat mensuplarını motive edecek şekilde yorumlanırlar. Bu rüyaların ayırıcı vasfı, Peygamber başta olmak üzere seçkin sahabelerin Cemaatin hizmetlerini onaylar konumda olmalarıdır. Kuşkusuz cemaat mensupları da kendilerini çağdaş dönemlerde Peygamberin onayladığı bir hareketin içinde görmekten dolayı son derece ayrıcalıklı bir konumda hissederler.

Bu durumda karşımıza liderinin beklenen mehdiyi sembolize ettiği, takiyeyi davranış biçimi olarak benimsemiş; rüya, ilham ve sezgiyi bilgi kaynağı olarak kabul etmiş, bunun yanında bilim alanında iyi yetişmiş, donanımlı; ama aynı zamanda eleştirel düşünme yeteneğini kaybetmiş, kayıtsız şartsız liderine itaat eden, cemaatine hizmeti en kutsal değer olarak benimsemiş bir topluluk karşımıza çıkar. Karşılaştığımız sorun, Siyaset de dahil Türkiye’deki bütün yapıları derinden etkileyen bir zemin üretmiştir. Sorun çok derin ve ciddidir.

Unutulmamalıdır ki, Gülen cemaati gibi çarpık cemaatlerin ortaya çıkmasına neden olan bir dini yorum kaynaklarımızda fazlasıyla mevcuttur. Kuşkusuz bu yapının ürettiği çarpık sonuçlarla mücadele edilmelidir. Daha büyük mücadele ise bu yapıların ortaya çıkmasına neden olan zeminin temizlenmesi olacaktır. Bu kuşkusuz uzun soluklu bir mücadeleyi bir zihniyet devrimini gerektirmektedir. Çarpık zihniyetlerin ürettiği sonuçları dikkate alır nedenlerle ilgilenmezsek bir süre sonra aynı zeminin üreteceği başka bir sorunlu yapıyla yüzleşeceğiz demektir. 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr