• BIST 107.921
  • Altın 153,999
  • Dolar 3,8353
  • Euro 4,5054
  • İstanbul 10 °C
  • Adıyaman 2 °C
  • Ankara 3 °C

“Çocukluk Sırrı”

Bilal AKGÜL

                Çocuk eğitimi, toplumun geleceğinin inşası açısından şüphesiz büyük bir önem taşımaktadır. Bu yazımızda çocuk eğitiminde alternatif bir model olan Anadolu Pedagojisini, tezin öncüsü olan Adem Güneş’in yaklaşımları çerçevesinde ele alacağız.

            Çocuk eğitiminin kültürel değerlerden bağımsız ele alınmasının mümkün olmadığını dile getiren Anadolu Pedagojisi, yerel kültürel değerlerin eğitimin merkezine yerleştirilerek eğitim uygulamalarının gerçekleştirilmesi gerektiğini savunur.

            Anadolu Pedagojisine göre çocuk mükemmel bir ruhla yaratılmıştır. Ve her çocuğun ‘yaratılış kodlarına’ gizlenmiş bir ‘kişiliği’  vardır.  ‘Her insan, minik bir çocuk bedeninin içine gizlenmiş bir sırdır. Bir tırtılın koza içine gizlenmiş hali gibi bir sır’.

            Çocuk yaratılış itibariyle bir sırra, bir öze sahip olduğuna göre anne-baba ve eğitimcilerin görevi bu sırrın tahribata uğramadan ortaya çıkmasına rehberlik etmektir. Buradan şöyle bir sonuca ulaşabiliriz; eğitimcilerin (anne-baba başta olmak üzere) temel görevi ‘kişinin kendi olabilmesi’ne yardımcı olmaktır.

             Yaratılış itibariyle sahip olunan sırrın ortaya çıkmasında, çocuğun olduğu gibi kabul edilmesinin büyük bir rolü olacaktır. İçindeki coşku ile kendini ortaya koymaya çalışan çocuk, eğer çevreden baskı görür ve dönüştürme çalışmaları olursa kişiliğinin, fıtratının ne olduğunu unutacak, mükemmel olan tabiatından uzaklaşacaktır.

            Tezin, çocukluk sırrının ortaya çıkmasında etkili olan temel prensipleri dikkate değerdir. Bu ilkelerden birkaçını inceleyelim:

            Çocuğun yavaş ve sükûnet içinde hareket etmesi bu pedagojinin can damarı olarak görülür. Çocuk terbiyesinde her şeyden daha çok önem verilecek şey, evin içinde bir yavaşlama, sakinlik ortamı

sağlamaktır. Buna göre çocuk ancak; sükûnet ortamında yavaş ve hissederek hareket edebilir.

            Çocuk, yavaş ve sükûnet halinde hareket ediyorsa hissetme yeteneği, algısı açık; olayları görebilecek kadar zamanı olabilir. Anadolu Pedagojisi bundan dolayı,  yürümede, konuşmada, yemek yemede, gülmede bile yavaşlık tavsiye etmiştir. Anne-babaların çocuklarına bırakacakları en büyük miras olarak onları yavaşlatmanın gösterilmesi ilgi çekicidir.

            Çocuğun hızlanmasının nedeni olarak ise, üzerinde baskı kurulması, sevgisizlik ve ilgisizlik olarak gösteriliyor.

            Anadolu Pedagojisine göre, hızlı davranmanın öğrenme üzerinde de olumsuz etkisi vardır. Çocuk, meşgul olduğu işi duyumsamadan, zorlama ile öğrendiğinde, bir süre sonra öğrenmeye karşı heyecanını da kaybeder. Öğrenme güçlüğünün nedenlerinden biri olarak öğrenirken ‘duyumsamama’nın; hatta çoğu defa neyi öğrendiğini dahi bilmemenin önemli bir etkisinin olduğu savunulur.

            Merak, öğrenmeye yöneliş, insanın fıtri özelliğidir. Tıpkı yeme-içme gibi...’İnsan nasıl ki susuz kaldığında, çılgınca su aramak zorunda kalırsa, öğrenmeye karşı olan istek de böyledir. Eğer öğrenmenin önüne engel çıkacak olursa, çocuk çok hırçınlaşır ve bu engeli ortadan kaldırmak için susuz kalmış bir insanın mücadelesi gibi merak duyduğu şeyi öğrenme konusunda büyük bir mücadele içine girer’. Oysa bu gün anne- babaların, eğitimcilerin çocuklarla ilgili en büyük şikâyetleri öğrenme güçlüğüdür.

            Öğrenme , ’içeriden’ gelen bir motivasyonla değil de ‘dışarı’dan yapılan müdahalelerle gerçekleştirilmeye çalışılırsa fıtri olan öğrenme heyecanını ortadan kaldırır. Çocuk ancak, kendi içindeki merak duygusundan kaynaklanan bir öğrenme isteği ile öğrenmeye yönelirse ‘kalıcı’ bir öğrenme gerçekleşebilir.

            Anadolu Pedagojisinin “sağlıklı çocuk” tanımlaması dikkate değerdir. Batı Pedagojisi, yetişkinlik döneminde kendi ayakları üzerinde durabilen ve bireysel olarak hareket edebilen çocuğa “sağlıklı çocuk” derken , ‘Anadolu Pedagojisi, kendi ayakları üzerinde değil, etrafındakilerle birlikte, onlara dayanarak ve onların kendisine dayanması ile ayakta duracağına inanan; aynı zamanda bitkiler, hayvanlar, cansız varlıklar, dünya ve kâinat ile bütünleşmiş ve onlarla uyum içerisinde olan’ çocuğu “sağlıklı çocuk” kategorisinde değerlendirir.

            Tez, çocuğun karakterinin oluşmasında babasının, kişiliğinin oluşmasında ise annesinin rol oynadığını savunur (karakter kavramını, bir davranıştaki süreklilik ve kalıcılık hali olarak tanımlayabiliriz). O halde, bir çocuğun bir davranışı benimsemesi ve bu davranışı direnç ile hiç şaşmadan uygulayabilme yeteneği, babanın çocuğun ruhuna olan tesirinden kaynaklanır. Bu yönüyle ders çalışamama ile baba yoksunluğu arasında kurulan benzetme dikkate değerdir.

            Buna göre ders çalışmakta zorluk çeken birçok çocuğun çalışamamasının arka planına bakıldığında, anneden daha çok, babadan yoksun olmasının etkili olduğu görülür. Bir çocuk ders çalışamıyor, ders çalışmakta zorluk çekiyor, televizyonun başından kalkmakta zorlanıyor, uyku düzeninin oturmasında problem yaşıyorsa, burada sorgulanacak kişi anne değil babadır.

            Çocuk babayı ne kadar sözüne güvenilir, ne kadar dürüst, ne kadar karakterli görürse babasından alacağı güven duygusu ile ve yansıtma özelliği ile babasının davranışlarını o kadar dikkate alır, özümser.

            Netice olarak; Anadolu Pedagojisi, insanın mükemmel bir şekilde yaratıldığını savunur. Anne-babanın, eğitimcinin bu fıtratı merkeze alan bir anlayışı uygulaması her yönden mükemmel olan ruhun keşfedilmesine katkıda bulunur. Bu yönüyle eğitimi, çocuktaki sırrın ortaya çıkarılmasına rehberlik etmek olarak da tanımlamak mümkündür.
  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr