• BIST 102.482
  • Altın 146,654
  • Dolar 3,5204
  • Euro 4,1865
  • İstanbul 25 °C
  • Adıyaman 30 °C
  • Ankara 20 °C

Cumhurbaşkanlığı Yarışı

Y.YAVUZYILMAZ

1 Temmuz 2014 tarihi Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına aday olduğunun açıklandığı bir tarih olarak Türk siyasal tarihindeki yerini aldı.

Kuşkusuz bunun işaretleri daha öncede verilmişti. Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına aday olması Türk siyasetinin dönüşümü açısından gerçekten önemlidir. 2002 yılından itibaren başlayan dönüşüm hareketi,yeni bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Erdoğan bu makamı siyasal anlamda daha aktif hele getirerek Türk siyasetine yön vermeyi amaçlıyor. Yoksa Erdoğan’ın daha pasif bir siyasal göreve talip olmasının hiçbir anlamı yoktur. Bu aynı zamanda Türk siyaseti için yeni bir deneme olan “başkanlık sisteminin” ilk uygulaması niteliğinde olacak. Şunu da açıkça belirtmek gerekir ki, bütün eksikliklerine karşın, Türk siyaset tarihinde geçmişte ve bugün var olan siyasetçiler içerisinde Erdoğan Türk siyasal hayatının en önemli değişimci siyasal aktörüdür.

Öte yandan Türk siyaseti için cumhurbaşkanlığı konumu daima birincil önemde olmuştur. Özellikle DP deneyiminin ardından Kemalist seçkinler, 27 Mayıs darbesinin ardından seçilen iktidarlara karşı merkezi koruyacak bir dizi yasal düzenlemelere gittiler. Anayasa Mahkemesi, MGK, görev ve yetkileri yeniden belirlenen cumhurbaşkanlığı bu yasal düzenlemelerden bazılarıdır. Burada amaç beklenmedik bir siyasal hareket iktidar olduğunda onu sistemin içinde tutacak yasal düzenlemeleri ve kurumları oluşturmaktır. Ak Parti iktidar olduğundan itibaren uygulanan politika bunu açıkça göstermektedir. Kapatma davası, 367 olayı, 27 Nisan bildirisi hep bürokratik vesayet sisteminin Ak Partiyi terbiye etme çabasıydı. Yapılan değişiklikler bürokrasiye yaslanarak siyaset yapan partileri açığa düşürdü. Yıllarca bürokratik vesayetin gölgesinde siyaset üretmeye çalışan aktörler gerçekten siyaset yapmak zorunda kaldılar.

Görünen o ki, sosyolojik ve toplumsal gerçeklikle uyuşmayan, siyasal değişimi sadece yasalar üzerinden kontrol etmeye çalışan bir anlayışın fazla bir kalıcı bir etkisi olmuyor. Nitekim Türk siyaseti sancılı da olsa normal düzene dönmeye başladı.

CHP ve MHP’nin Ekmeleddin İhsanoğlu isminde mutabık kalmalarını ya da bırakılmalarını 27 Mayıs siyasetinin bir uzantısı olarak görmek gerekir. Ne var ki, Türkiye toplumunun geçirdiği devasa değişimi görmeyerek bu ittihatçı siyaset mantığında ısrar etmenin fazla bir anlamı ve karşılığı bulunmuyor.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin halk tarafından yapılmasını Türk siyasetinin dinamikleri açısından bir devrim niteliğindedir. Meclisin yaptığı seçim halk iradesini ipotek altına alan bir görüntüsü vardı. Seçim ne kadar sorunlu olursa olsun,halkın değerlerini önemsemeyi önceler. Seçimi halk yapsaydı Ahmet Necdet Sezer gibi adayların kazanmasına imkan var mıydı?

Yeni Şafak yazarlarından Salih Tuna, Ekmeleddin İnsanoğlu için : "hem dindar hem Kur'an'a 'Arap edebiyatı eseri' diyecek kadar dine mesafeli, hem Atatürkçü hem Osmanlıcı, hem solcu hem sağcı, hem muhafazakar hem modernist, hem bir bakıma Kürt düşmanı, hem bir bakıma Kürtçü...” belirlemesini yapıyor. Bu aslında her iki partinin de herkesin bir parça kendini bulacağı bir aday arayışından kaynaklanıyor.

Ekmeleddin İhsanoğlu'nun bir proje olduğu, bu projenin CHP'ne dışarıdan empoze edildiği aşikar. MHP desteğine gelince beyaz Türklerin en kolay hallettikleri mesele bu oldu. Nitekim Ak Parti öncesi koalisyon iktidarı oluşurken Bahçeli, Rahşan Ecevit'in "katiller" benzetmesine bile boyun eğerek Türkiye'nin en sorunlu iktidarını oluşturmaktan çekinmemişti. MHP'nin,Türk siyasetinde yükselen İslami ve dindar dalganın önünde set oluşturmak için, Türkiye'nin kültür ve inanç kodlarından uzaklaşmaya dönük siyasal retoriğini içine girmesi ve siyasetini Hira Dağından Tanrı Dağına çevirmesi üzerinden epey zaman geçti. Türk-İslam sentezci ülkücülerle, seküler-ulusalcı-Kemalist milliyetçiler arasındaki anlaşmazlık buradan kaynaklanıyor. MHP ,derin bir kimlik krizinin içinde kıvranıyor. Bu yüzden "Türkiyeyi kucaklayacak bir cumhurbaşkanı " adayı bile çıkaramıyor ülkücü camiadan. 


MHP başından beri MSP ve devamı olan siyasal anlayışa mesafeli durdu. Sol ile 12 Eylül öncesi kapışması da kendi tercihi değil, darbeye zemin hazırlamak isteyenlerin tercihiydi. Bu anlamda MHP'nin sol karşıtlığı sadece konjonktüreldir. Yeri gelmişken söyleyelim: Merhum N.Erbakan'ın siyasal hayatında yaptığı en değerli hizmetlerden biri, 12 Eylül öncesi gençliği kardeş kavgasının uzağında tutması idi. MHP kadroları bu tuzağı fark edemeyecek kadar siyasi basiretten mahrumdu. Solcu olan amca çocuklarını öldürmekle Türkiye'ye komünizmin gelmesini önleyebileceğini savunuyordu bu sığ siyasal akıl. Ne de olsa İttihat ve Terakkinin sol tarafı CHP sağ tarafı MHP'ye denk düşüyor. Ortak hareket etmelerinde şaşırtıcı hiçbir şey yok.

Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli'nin Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecindeki retoriği ile Erdoğan'ın konuşması karşılaştırıldığında seçimin hiç eşit geçmeyeceği açıkça görülüyor. Muhalefet aday üzerinde yoğunlaşırken Erdoğan, gelecek için vizyon çiziyor. Üstelik siyasal retorik ve dil açısından Erdoğan, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin çok önünde bulunuyor.

Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli’nin üzerinde mutabık kaldıkları aday asalında kendileri için bir zaaf oluşturuyor. Hem Türkiye’yi kucaklayacak bir aday arayışı, hem de kendi siyasal anlayışlarına yakın birini aday gösterememek şu anlama geliyor: “Türkiye’yi kucaklayacak bir Kemalist-ulusalcı-milliyetçi bir değer yoktur. Aday belirleme sürecinde takındıkları tavır aslında kendi değerlerine mensup kişilerin Türkiye’yi kucaklamasının mümkün olmadığını da ifade ediyor. Kılıçdaroğlu’nun kendi dışındaki siyasal görüşlerden aday göstermesi seçim sonrasında CHP’nde bir fırtınanın da işaretidir. Belirtmek gerekir ki, CHP’nin asıl sorunu kişi sorunu değil, ideoloji sorunudur. Türk toplumunun  değerlerine ve yapısına bu kadar uzak bir ideolojik retorikte ısrar etmek, siyasal anlamda başarısızlığa mahkun olmak anlamına gelir.

Erdoğan'ın konuşmasının sonunda Fatiha suresini okuması ve bunun giriş başlangıç anlamına geldiğini söylemesi anlamlıydı. Hatime yapmıyoruz,Fatiha okuyoruz deyişi de sembolik olarak çok yerindeydi. Bu onun Türk siyaseti için cumhurbaşkanlığını aktif olarak kullanacağına işaret ediyor.

Erdoğan’ın bir büyük avantajı da Kürt sorunu karşısında geleneksel güvenlik eksenli “Türk siyasal aklını” terk etmesidir. Bu bakımdan Kürt oyları büyük ölçüde ona akacaktır.

Aslına bakılırsa seçim Tayyip Erdoğan ve Selahattin Demirtaş gibi iki gerçek adayla, Ekmeleddin İhsanoğu gibi sanal bir aday arasında gerçekleşecek. Desteklediği partilerden bile itiraz seslerinin yükseldiği İhsanoğlu’nun Erdoğan’a rakip olması zor görünüyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimi bir dönem siyasetinin büyük ölçüde kapandığını gösteren bir dönemeç olacaktır. Siyaset üzerindeki asker ve bürokratik vesayet kalktıkça,yıllardır ertelenen talepler daha net olarak gün yüzüne çıkacak ve bu yeni Türkiye’nin kurulmasına katkı yapacaktır.                                                            

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr