• BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • İstanbul 13 °C
  • Adıyaman 6 °C
  • Ankara -1 °C

Dar Alana Hapsedilen Siyaset

Abdurrahman ÖZKAN

            Kürt sorunu, Türkiye’de ekonomik, sosyal ve entelektüel birçok gelişmenin önünde bir bariyer olarak durmaktadır. Görmezden gelmek ve sorunu tüm yönleriyle hesaplaşmak gibi iki yol önümüzde durmaktadır. Sorun, geçici ve sınırlı bir sosyal veya coğrafi alanla ilgili olmadığına göre görmezden gelinemez. Çünkü basın ve medyanın hızlı ve yaygın etkileri, Türkiye’de her birimizi bir yerinden yakalamaktadır. Bir anlamda her birimiz, soruna nereden bakarsak bakalım, görüş sahibi ve taraf olmak zorunda kalmaktadır. Baktığımız yerden ve etkilendiğimiz yönlere bağlı olarak da, iki taraf değil de aslında birçok taraf vardır denilebilir.

            Sorunun çok yönlü etkisi, ulus inşa etmek gibi köklü bir toplumsal dönüşüm/yapılanmayı öngörmesinden kaynaklanmaktadır. Bu dönüşümün öngördüğü coğrafi, sosyal, siyasal ve kültürel dönüşümlere çok farklı nedenlerle çekinceli, hatta tehlikeli bakan dini ve siyasi gruplar vardır. Soruna ilişkin bu kadar birbirini anlamayan, hatta duymayan sesin çıkması da buradan kaynaklanıyor denilebilir. Çok seslilik PKK-BDP çizgisine karşı olduğu kadar, devlet söyleminin de yegâne çözüm önerisi olarak kabul görülmediği anlamına geliyor.

            Kürt sorununda devlet söyleminin argümanları son dönemde önemli revizyonlar geçirdi. Son dönemde birçok alandaki değişim ve dönüşümlerin etkisi ve farklı siyaset anlayışları, devletin resmi söylemin bilinegelen argümanları gözden geçirmeyi zorunlu hale getirdi. Bu zorunluluğu sadece bir siyasi hareketin etkilerine yormak, Türkiye’nin demokratikleşme iradesini sadece Kürt sorununa bağlamak olur ki buna katılmak mümkün değildir. Ne yazık ki yaşanan biraz da budur. Uzaktan yakından ilgili her konudaki demokratikleşme çabaları, PKK ve Kürt sorunu odaklı değerlendirilip hemen çekinceler öne sürülmektedir.

            Doğrusu şu, toplumun ya da şimdiye kadar ulus devlet kültürünün oluşturduğu toplumsal anlayışın hazmedebileceği tüm değişikliklerin yapılabileceğini görüyoruz. Bunun göstergesi ise şimdiye kadar yapılanlar ve alınan tepkilerdir. Ne var ki bu yöndeki çabaların Ak Parti dışındaki partilerce farklı değerlendirilmesi ve Ak Parti’nin ortağı olduğu bir hükümet ya da başka bir parti hükümetinin bu yöndeki çabaları nereye taşıyacağı önemli bir sorudur. İki yıl sonrasına kadar neler göreceğiz bilemiyoruz, ancak farklı bir iktidar yapısı soruna çok farklı boyutlar katabilir. Uluslar arası aktörleri göz ardı etmiyoruz, ama Alışık olunsun olunmasın, gerilimleri düşüren her hamle ve yasal düzenlemeden insanlar memnun olacaktır.

            Bilinen devlet söyleminin tek partili iktidar tarafından revize edilmesinin bilinen ve bilinmeyen çekinceleri vardır. Bilinenleri, demokratik açılım çerçevesinde yapılan düzenlemelerin toplumun ne kadarına karşı tepki geliştireceğinin bilinmemesidir. Diğeri ise, bu tepki sonucunda iktidarı kaybetmek ve başka iktidar partilerince hesap sorulmasıdır.

            Diğer taraftan Kürtler için hak talebinde bulunan PKK ve BDP’nin alternatifinin henüz olmadığını, Kürtlerin tek hak savunucusu olması ya da öyle kabul edilmesi, farklı söylem tarzlarının duyulmasını ve kale alınmasını engelliyor. Bunun bir sebebi PKK’nın, farklı söylemlere sahip alternatif görüşlere sahip kişi ve örgütlenmeleri birçok enstrümanı kullanarak saf dışı etmesidir. Kürtlerin tek çatı altında siyaset üretmesinin çok başlılığı engellemesi ve taleplerin daha güçlü dile getirilmesi açısından bir artı görenlerin beklentilerinin reel siyasette görülmediğini görüyoruz. Bunun sebebi, Silahlı güç ve meclis kanadı arasındaki ilişkinin çift başlılık olmasa da çelişen hak arama yöntemlerinin olmasıdır. BDP siyasetini tasvip etmeyenlerin dahi tutarlı bir siyaset beklediklerini görüyoruz. Kimi zaman, bu partiyle Kürtler için hak talep etmeyi özleştirerek şiddet-siyaset uyuşmazlığına binaen “Kürtler ne istediklerini biliyorlar mı?” yolu değinmelerde bulunmaları dikkat çekicidir.

            BDP’den demokratik siyaset yapmasını isteyenlerin bir diğer eleştirisi de siyasetin etnik merkezli yapılmamasıdır. Aslında bu yöndeki siyasetin gelişmesi, sorunu siyaseten konuşmanın zemininin hazırlanmasına katkıda bulunabilir. Ancak Türkiye partisi olmak isteyen bir BDP’nin PKK ile aynı taleplerde bulunabilmesi mümkün değildir. Belli ki PKK’nın da söylemlerini revize etmesi bekleniyor. Dönemsel olarak, anayasal vatandaşlık, anadilde eğitim gibi taleplere indirgense de özerklik ve bağımsızlık söylemlerinin de dillendirildiğini görüyoruz. Son dönemde açlık grevlerinin başlaması ve bitirilmesine dek geçen süreç, gerek tabanda gerek yönetici kadro ve siyasetçilerin en az özerkliği öngördüklerini gösterdi. Öcalan’ın şahsına lider ve kurtarıcı olarak vurgu yapılması, heykelinin dikilmesi polemiğine kadar tüm konuşulup yazılanların geçen yüzyılın, 1950-70’lı yılların ulus inşa etme çabalarını barındırdığını görüyoruz. Dolayısıyla BDP-Pkk çizgisinde bir söylem değişimi ve genişlemesini beklemek mümkün görünmüyor. Aksine bir daralmadan bahsedilebilir.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr