• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 22 °C
  • Adıyaman 26 °C
  • Ankara 18 °C

Değişen Kavramlar Ve Değişmeyen ‘Ortadoğu’

Ayhan ŞİMŞEK

Ortadoğu, sahip olduğu jeopolitik ve jeostratejik konumu nedeniyle tarih boyunca Büyük Devletlerin birincil hedefi olmuştur. Böylesine önemli bir coğrafyayı tanımlamak ve anlatmak oldukça zordur. 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında kullanılmaya başlanan “Ortadoğu” kavramı batılı bir kavramdır. Bu kavram adlandırıldığı döneme ve siyasî konjonktüre göre değişik şekillerde tanımlanmıştır. Ortadoğu’nun sınırları ise özellikle İngiltere’nin menfaatleri doğrultusunda belirlenmiştir. Bu sınırlamada bölgenin konumu ve özellikleri dikkate alınmamıştır. Bu düzlemde Mısır, Türkiye, Arap Yarımadası, Kafkaslar vs. Ortadoğu sınırları içinde gösterilmiştir.                

Sonuç olarak Ortadoğu, batılı bir kavram olmasına karşın bölge halkı tarafından da benimsenmiş ve geçmişten günümüze yaygın olarak çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Aynı doğrultuda sınırları da değişiklik göstermiş, belli bir coğrafya sınırlamasına sahip olmamıştır.       

Ortadoğu, Doğu ile Batıyı, Akdeniz ile Hint Okyanusu’nu, Rusya ile sıcak denizleri birbirine bağlayan, aynı zamanda Doğu ile Batı arasındaki bütün ticarî ve kültürel bağlantıların yapıldığı bir bölgedir. Yeryüzünün en önemli kara ve denizyollarını kumanda etmesinin kendisine kazandırdığı eşsiz jeopolitik değer, Ortadoğu’yu tarihin ilk dönemlerinden bu yana dünya egemenliği peşinde koşan güçlerin birincil hedefi haline getirmiştir. “Kara altın” olarak tanımlanan petrolün 20. yüzyılın ilk yarısından itibaren değer kazanmasıyla Ortadoğu’nun, dolayısıyla buradan geçen kara ve denizyollarının stratejik önemi dünyanın hiçbir yeriyle kıyaslanamayacak derecede artmıştır. Ortadoğu’nun önemi, Rockefeller Kardeşler Fonu olarak bilinen ve Amerika Birleşik Devletleri ekonomi politikasının ilkelerini saptayan örgütçe hazırlanan 1952 tarihli bir raporda vurgulanarak, emperyalizm için vazgeçilemez olduğu ifade edilmiştir. Raporda şöyle denilmiştir: “Asya, Ortadoğu ve Afrika milliyetçiliği, Sovyet Bloğunun tahrikleriyle yıkıcı bir güç haline gelecek olursa, Avrupa’nın petrol ve diğer hammadde ikmal kaynakları tehlikeye girebilir. Şu halde, bölgeyi güvenlik altına almak için bölge ülkeleriyle ilişkiler kurmak ve yaşamsal önemdeki kaynakları böylece güvenceye almak gerekir.” Bu nedenle, Ortadoğu, emperyalizmin ilgi odağı olmuştur ve bu bölgeyi kendi etki alanı içinde tutmak gereklidir.

 Böyle bir bakış açısıyla yaklaşıldığında denilebilir ki dünyada meydana gelen savaşların temel dayanağı/sebebi Ortadoğu’dur. Günümüze baktığımız zaman da aynı manzarayı görmek mümkündür. Hata yüzyıllık eski bir fotoğrafa bakmak gibidir diyebiliriz. Etkin bölgeler için mücadeleler, ülkeler ve bölgeler arası gerilimler, askeri ve ekonomik sorunlar, gücün belirleyiciliği, ticari rekabet, uluslararası sermaye hareketleri ve Pazar çatışmaları boyutları büyümüş sorunlar olarak niteliği değişmeden devam etmektedir. Burada bir farkı ifade etmek gerekir ki o da yüzyıl başındaki İngiltere’nin yerini Amerika Birleşik Devletleri’nin almış olmasıdır. Sömürgeciliğin, evvela Hıristiyanlaştırma sonra medenîleştirme gayesinin inandırıcılığı kalmamıştır. Ancak Batılı, ölen kavramların yerine yenilerini koymak suretiyle, sömürüsünü devam ettirme noktasında hayli uzmanlığa sahiptir. Modernizmin tahtından düşmesi ile birlikte derhal onun yerine yeni bir kavram aranmış, birçok adlandırmayı müteakip “küreselleşme” de karar kılınmıştır. Bu kavramın altına başka alt kavramlar eklemek suretiyle yeni ya da ileri sömürgecilik diyebileceğimiz oluşumun meşruiyet temelleri atılmaya başlanmıştır. Hıristiyanlaştırma-medenileştirme nihayetinde şimdi de demokratikleştirme ve özgürleştirme adına sömürü devam etmektedir.

 Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu’daki varlığını, “gelişmekte olan ülkelere demokrasiyi götürmek” şeklinde ifade ederek konumunu sorun yaşamadan kabul edilebilir olmasını sağlamaktadır. Bu söyleme baktığımızda da karşımıza Batı’nın Doğu’ya bakışının değişmediğini tekrar tekrar anlamış oluruz ki bu bakış ‘Oryantalist Bakış’tır. Günümüzde Ortadoğu Coğrafyasında yaşanan gelişmeler, bu bölgenin önemini bir kez daha ortaya koymuş, güncelliğini ve ilgi çekiciliğini bir kat daha arttırmıştır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr