• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 22 °C
  • Adıyaman 26 °C
  • Ankara 21 °C

Demokratrik Açılım Yeni Anayasa Çalışmaları Ve İslami Tavır

Y.YAVUZYILMAZ

 İslami kesimlerin “demokratik açılım veya çözüm süreci” ve “yeni anayasa hazırlığı” karşısında tavırları ne olmalıdır ve hangi ilkeler etrafında hareket etmelidirler? sorusu sanırım bugün karşı karşıya kaldıkları en aktüel sorudur. Bu soru ve onun etrafında sürdürülen tartışmalar, Ak Partinin hamleleri sonrasında daha da anlamlı hale geldi. Özellikle Ak Partinin kendi başına yürüttüğü anayasa çalışmalarının çeşitli nedenlerle başarısız kalmasının arkasından, sivil toplum örgütlerinin sürece dahil edilmeye çalışılması yeni bir durum ortaya çıkardı.

 

 

Türkiye’de bir konu üzerinde kolay kolay anlaşma zemini bulamayan toplumsal kesimler, yeni bir anayasanın gerekliliği konusunda hemfikirler. Bu durumu toplumu denetim altında tutmak üzere askeri bir mantıkla hazırlanan darbe anayasasının, gelişen toplumsal taleplere cevap verememesinin oluşturduğunu kabul etmek gerekir.

 

 

Artık anlaşılmıştır ki çeşitli toplumsal kesimlerin dini, kültürel ve demokratik taleplerini, darbe anayasası ile karşılamak mümkün değildir. Esasen darbe anayasalarının özgürlükçü bir toplumsal model oluşturmaları, dayandıkları antidemokratik zemin açısından imkansızdır. Şurası bir gerçek ki yapılan işin doğası gereği her toplumsal kesim öncelikle kendi sorunlarına yönelik talepleri dile getirecektir. Yeni anayasa çalışmalarının ve demokratik açılım projesinin alt yapısı sivil toplum örgütleriyle yapılacak müzakerelerle ve onlardan gelecek önerilerle şekillenecektir.

 

 

Bu çalışmaların devam ettiği süreçte her toplumsal kesim önerilerini belirlerken İslami kesimin sessiz kalması ve gelişmeleri izlemekle yetinmesi mümkün değildir. Her toplumsal kesim gibi İslami kesim de tüm birikimini kullanarak sürece pozitif katkı yapmak durumundadır.

 

 

“Madem rejim İslami değildir, o halde Müslümanların onun açmazlarına cevap aramalarına yol açacak müzakerelerin içine girmeleri gereksizdir” veya “ yeni anayasa ve demokratik açılım sürecine Müslümanları da dahil ederek toplumsal muhalefeti yok etmek istiyorlar” türünden argümanların İslami hiçbir temeli olmadığı gibi insani ve ahlaki temeli de yoktur. Her şeyi reddeden uzlaşmasız tavrı bir kenara bırakmak ve sürece katkı yapmak gerekir. Uzlaşmasız tavır bazılarına yaşadığı gettolarda sahip oldukları konumlarını devam etmelerini sağlayabilir ancak toplumsal sorumluluğu kuşanmak bakımından hastalıklı bir tavırdır bu. Ne olursa olsun Müslümanlar, yaşadıkları toplumu ilgilendiren her konuya olduğu gibi yeni anayasa ve demokratik açılım konusunda da bütün entelektüel birikimlerini harekete geçirerek müdahil olmak durumundadırlar. Yoksa her şeye itiraz eden ve hiçbir sorunun çözümüne katkı vermeyen hareketler ne toplumsal taban bulabilir ne de marjinal olmaktan kurtulabilirler. Müslümanların mevcut iktidara ve onun her tavrına angaje olmaları ne kadar sağlıksız bir tavır ise iktidarın doğru yaptığı icraatlara sırf muhalefet olsun diye karşı çıkmak da aynı derecede sağlıksız bir politik tavırdır.

 

 

Şurası unutulmamalıdır ki İslami kesimler Türk toplumunun en aktif ve en enerji yüklü kesimleridir. Zaman küçük ev toplantılarında devrim düşleri kurarak ve her konuda felsefi tartışmalara girip anlaşmazlığı yaşam tarzı haline getirerek, bitmez tükenmez teorik tartışmalarla zaman geçirme zamanı değildir. Yapılacak olan herkesin sürece katkı yapacağına inandığı düşüncelerini bir araya getirerek güçlü bir şekilde kamuoyuna sunmak ve değişim isteyen güçlere destek olmaktır. Yoksa meydanı statükocu zihniyete bırakmanın sorumluluğunu kimse üstlenemez. Artık kesin olan şu ki Türkiye’de değişim isteyen güçlerle statükoyu korumaya çalışanlar arasında kıyasıya bir mücadele yaşanmaktadır. Müslümanlar bu süreçte hiçbir zaman statükoyu korumaya çalışan güçlerle işbirliğine gitmemelidir.

 

Demokratik açılım ve yeni anayasa tartışmaları sürecinde Müslümanların başka toplumsal gruplarla erdem temelinde birlikte hareket etmelerinde hiçbir sakınca yoktur. Üstelik bu tavrın dini olarak temellendirilmesi de zor değildir. Müslümanlar bu konuda Hz. Peygamberin daha risalet gelmeden önce katıldığı Hılf’ul Fudul (Erdemliler İttifakı) ve risaletten sonra Medine’de kurduğu devletin temellerini oluşturan “Medine Vesikası”nı temel referans alabilirler. Erdemliler İttifakı diye tercüme edilen kuruluşun gayesi Mekke’de haksızlığa uğrayan kimselerin haksızlığını gidermekti.

 

Erdemliler İttifakını bugüne tercüme ettiğimizde bize söylediği şudur: Müslümanlar bir zulmün ya da haksızlığın önlenmesinde kendileri gibi düşünmeyen toplumsal kesimlerle erdem temelinde örgütlenmelere gidebilir. Benzer şekilde Medine Vesikası da devletin temelini oluşturacak anayasa konusunda, taraflar arasında ortak noktalarda buluşma anlamında imkanlar sunmaktadır.

 

 

Sonuç olarak;

 

İslami kesimler anayasa çalışmalarına ve demokratik açılım projelerine aktif olarak katılmalıdırlar. Bu sürecin dışında kalmanın kimseye faydası yoktur.

 

 

Sürece katılmak için şimdiye kadar sivil toplum ve Medine Vesikası gibi teorik tartışmalarda biriktirdikleri entelektüel çalışmalarını harekete geçirmelidirler.

 

Demokratik açılım ve yeni anayasa konusunda İslami duyarlılığı olmayan kesimlerle erdem temelinde işbirliğine gidilebilir.

 

Bu konuda değişik siyasi eğilimlere sahip toplumsal kesimlerle yapılacak ortak girişimler İslami anlayışa aykırı değildir.

 

 

Geçmişte Müslümanlara büyük zorluklar çıkaran ve çok sayıda entelektüelin ceza almasına neden olan 163. Maddenin kaldırılması konusuna haklı olarak katkı veren Müslümanların benzer maddelerin kaldırılması çalışmalarına bugün de destek vermelidir.

 

İslami guruplar yöntem ve içerik konusunda aralarında süren ve artık vakit kaybetmekten başka bir işe yaramayan anlamsız tartışmalara son vermelidir.

 

 

İktidara eleştirel bakmak farklı her yeniye ve iyiliğe karşı çıkmak farklıdır. İslami kesimin açılım ve yeni anayasa konusundaki tavırlarını , İktidar ne yaparsa yanlış yapıyor şeklinde dile getirilen  ve birtakım İslami kuruluşların da paylaştığı görülen yaklaşım esir almamalıdır. Ne pahasına olursa olsun iktidarın bütün icraatlarına karşı çıkmak tutarlı ve erdemli bir yaklaşım değildir.

 

 

8)Yapılacak öneriler İslami kesimlerin sadece itirazcı akımlar olmayıp, aynı zamanda toplumsal konulara olan yapıcı tutumlarının olup olmadığını da test edecektir.

 

9-İslami endişesi olan bütün kesimler ülkenin geleceği ile ilgili tüm konulara müdahil olmalıdır. Toplumu ilgilendiren sorunların dışında kalmak hayatın da dışında kalmaktır.

 

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr