• BIST 108.489
  • Altın 151,165
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Adıyaman 19 °C
  • Ankara 10 °C

Direnirsen Kazanırsın

Direnirsen Kazanırsın
Batılıların Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme planlarının altında nasıl bir Ortadoğu istedikleri ortaya çıkmaya başladı.

  

           
            
Yıllardır batı dünyasının dışında kalan coğrafyayı kesip biçme çalışmalarının altındaki amacın dünyaya demokrasi getirme değil, kendi dünya görüşlerini yayma ve sömürge alanlarını kurma anlayışı ile hareket ettikleri görülüyor.
            Tunus’ta bir işportacının tezgâhında başlayan ve sırasıyla Libya ve Mısır’a uğrayan en son olarak ta Suriye’de bir siyasal çıkmazın içerisine giren Arap Baharı sanıldığı gibi Batı’nın hoşlanarak izlediği bir vakıa değil, bilakis meselenin nereye doğru yöneldiğini tahlil etmeye başlayıp ön almaya çalıştığı sosyal olaylara döndü. Çünkü söz konusu ülkelerde yönetimlere karşı biriken öfkenin nereye gideceğini Batı dünyası çok iyi biliyor, bundan dolayı da süreci kendileri yönlendirmeye çalışıyorlar. 
            Tunus’ta NAHDA’nın yönetimi ele alışını, Libya’daki muamma başta Amerika olmak üzere Batı Dünyası’nı Mısır’ın en derli toplu ve dinamik hareketi olan Müslüman Kardeşlerin seçim sonrası iktidara gelişini ise bir türlü içlerine sindirmediler.
            MURSİ VE MÜSLÜMAN KARDEŞLER FAKTÖRÜ
 Şüphesiz ki Arap Baharı’nın bölgede değişime öncülük edebilecek en güçlü Arap ülkesi olan Mısır’a gelişi ve yılların diktatörü Hüsnü Mübarek’in devrilişi Ortadoğu üzerinde hesapları olan bir sürü emperyal ülkeyi yeniden düşünmeye sevk etti.
            Bu ülkeleri başta İsrail’in güvenliği olmak üzere bir sürü tedirginlik sardı. Halklarına
gaddar olup efendilerine karşı saygıda kusur etmeyen diktatörler başta İsrail’in güvenliği olmak üzere kendi milli kaynaklarını söz konusu ülkelere peşkeş çektirebiliyorlardı. Bunun en belirginleri de Arap Dünyası’nda en büyük dinamik güç olarak ifade edilen Mısırlı yöneticilerdi. Cemal Abdunnasır’dan Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek’e uzanan silsilede tüm yöneticiler bu şekilde davrandı. Arap Baharı esnasında Mısır Tahrir Meydanında Mübarek’e karşı oluşan itirazı bastıramayacağını sezen batı sürecin içerisine girip süreci kendi yönetmeye çalıştı. Seçim öncesi, yargısal ve askeri alanda kökleşmiş Mübarekçi  bürokratlar seçilecek olan cumhurbaşkanının yetkilerini iyice bir tırpanladılar. Muhammet Mursi %52 kadar bir oy ile cumhurbaşkanı seçildikten sonra muhalefeti de içine alan bir danışma kurulu oluşturdu.
Mursi’yi etkisiz hale getirmek için çoğunluğu İhvan ve Selefilerden oluşan hem alt hem de üst parlamentoyu fesh ettiler. Etrafında sadece danışman kadrosu kaldı. Onlara da baskı kurup İhvan çizgisinin dışında olan danışman ve bakanları istifa ettirdiler. Dışarıya sanki istifa edenler Mursi’nin taraflarıymış şeklinde propaganda yaptılar.  Son birkaç aydır Mursi’nin her türlü teklifine karşı muhalefeti uzak tuttular. Buna rağmen ekonomisi dibe vurmuş olan Mısır’da Mursi Rusya ve Venezuella ile ciddi ticari anlaşmalar imzaladı. Buna rağmen hem Mısır’a  bağımsız bir politika çizmeye çalışması, Refah Kapısını açık tutup Gazze’ ye nefes aldırması  Batı açısında  harekete geçmek için yeterli  nedenlerdi. Batı AK Parti’ye karşı Gezi Olayları ile start verdiği ve başarısız olduğu militar sivilleri bu sefer Tahrir’e sürdü. Tahrir ve Taksim’deki muhaliflerin ortak noktaları darbe çığırtkanlıklarından başka bir şey değildir.
            İHVAN’IN DİRENİŞİ
            Ordu yönetime el koyduktan sonra sessizce evin yolunu tutacakları varsaydıkları İhvan’ın yöneticilerinin meydanları boş bırakmayacaklarını söyleyip Adeviye Meydanına akın etmesi ve Mısır’ın her şehrinde  milyonlarca insanın sokaklara inişi dünya tarihi açısından   not alınması gereken önemli bir tarihtir. Kurulduğu günden itibaren başta kurucu başkanları Hasan El-Benna olmak üzere, Abdulkadir Udeh ve Seyit Kutup gibi önderlerini davalarına kurban veren İhvan hareketi  1950 ve 1960’ larda yeraltına çekilmelerinin aksine bu sefer direnmeye karar verdi.
            BATININ ÖDÜLLÜ VE DİPLOMALI KAHRAMANLARI (!)
            Darbe için zemini hazırlayanların başında gelen Muhammet El Baradey’in daha önce Nobel Barış Ödülünu almış olarak piyasaya sürülmesi, General El  Sisi’nin Amerika ile karanlık bağlantıları Avrupa ve Amerika’nın  kimi niye istediklerini açıkça ortaya koyuyor. Nitekim darbe olduktan sonra ilk icraat olarak hemen Gazze’nin tek nefes kapısı olan  Refah Kapısı’nın kapatılması tezgahın boyutunu gösteriyor.
            MESELE DEMOKRASİ VEYA SEÇİMLER Mİ?
            Bölgenin hafızası istenilen demokrasi türünün ne olduğu hakkında bir sürü taze bilgi ile doludur. FİS’in Cezayir’de seçimi kazandıktan sonra  nasıl mağdur edildiği, binlerce insanın nasıl  öldürüldüğü, başta Abbas Medeni olmak üzere Ali Belhac ve yöneticilere neler çektirildiği ortada iken Filistin seçimlerini Hamas kazandıktan sonra uygulanan ambargolar, bombalanan şehirler, Refah Partisi’ne yapılanlar, Ak Parti’ye karşı darbe girişimleri bize gösteriyor ki asıl meselenin seçim olmadığı, tek  meselenin batının istediklerinin yönetimde istendiği çok net olarak ortadır
            BUNDAN SONRA NELER OLUR
            Mısır Milli Gelirinin % 40’ının askeriyenin elinde oluşu, % 30’undan fazlasının çok dar bir zenginler zümresinde bulunuşu, diğer kalanın % 90 a yakın kalabalık kitlelere dağılması geliri dağılışında ciddi problemler doğuruyor. Yine ticari faaliyetlerin ekseriyetinde askeriyenin kontrolünde bulunuşu ayrı bir handikap. İktidara gelecek kişiler kim olursa olsunlar bu gerçekliği göz önüne alıp hareket edeceklerinden darbenin finansörleri olan başta Suudiler olmak üzere  BAE ve Batı ile ters düşmemeye mecbur bırakılacaklar. Hele hele Camp Davit Anlaşmasından beri yıllık 1,5 milyar dolar Amerika’dan İsrail’i korumak adına sus payı alan askeriyenin gölgesi sürekli hissedilecektir.
            Başka bir önemli olumsuzluk Suriye meselesi içinde çıkılmaz bir hale gelecek ve bu konuda hem batı hem de sözüm ona Müslüman devletler uzak duracak, Suriye hususunda Türkiye’nin yaklaşımı yalnızlaştırılmaya çalışılacak.
            Bir diğer olumsuzluk İhvan’ın yalnızlaştırılmasında olduğu gibi Mısır’da Nur Partisi olarak bilinen Selefi akımının başka ülkelerin (Suudilerin) güdümüne ne şekil girdikleri ortaya çıktığından bölgede mezhepçilik çıkmazının yanında Müslüman toplumları maalesef başka çıkmazlarda beklemektedir. Diyalog Haber
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr