• BIST 93.616
  • Altın 208,990
  • Dolar 5,3413
  • Euro 6,0898
  • İstanbul 11 °C
  • Adıyaman 4 °C
  • Ankara 4 °C

Dirilt Kalbini!

Şerif Yetkin

 

Buhari ve Müslim’den rivayet edildiğine göre Peygamber(s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Dikkat edin! Bedende bir çiğnem et vardır. O Salih olursa bütün beden Salih olur, o fasid olursa bütün beden fasid olur. Dikkat edin! O kalptir.” Tıp ya da biyoloji ilmiyle ilgilenenler bilirler kalbin fizyolojik yapısını. Vücut kimyasının kontrol mekanizması. Vücut kanının fonksiyonel yapısı ve kirlenen kanın fabrikasyon görevini yaparak tekrar temizleme görevini yapan, vücutta dolaşımına imkan veren organ. Elbette ki bu kalbin fizyolojik yapısıydı. Aslında üzerinde durmak istediğim nokta kalbin, kalplerimizin manevi boyutu. Nasıl ki kalpte hem temiz hem de kirli kan bulunuyorsa manevi olarak da kalbin kötülüğü ve iyiliği bünyesinde barındırma özelliği de vardır. Kirli olan kanın temiz olması misali kötü olan davranış, hasletlerinin iyi olma durumu da mevcuttur. Bu manevi fabrikasyon görevinin en başat rolünü de kalbe katalizör etkisini yapacak olan ve ona verdiğimiz gıdalarla alakalı olsa gerek. Eğer kötülüğün kalpte erimesini ve son bulmasını istiyorsanız ona doğru manevi katalizörü vermeniz gerekmektedir. Kalbin en büyük manevi katalizörü de hepimizin malumu zikirdir, nurdur, Kur’an-ı Azimi Şan’dır. Ayrıca Peygamberin Sünneti Seniyyesidir. Çünkü kalpler Kur’anla mutmain olur ve Sırat-ı müstakime erer. Kur’ani hayatların yaşandığı örnek hayatlara, üsve-i hasenelere baktığımız da onlarda bir eğrilik göremeyiz, göremezsiniz.

Kalplerimizin hakiki manada dirilmesi ve istikamet bulması için de sınırlı ve meşakkatli olan dünya hayatının niçinini, nasılını ve amacını iyice idrak etmek zorundayız. Evvela sonsuz keremiyle her gün bizlere(iyi-kötü ayırımı yapmadan)   nimetler bahşeden Rabbimize karşı şükrü, hamdı ihlasla bir şekilde dile getirmeliyiz. Her halimizle dua halinde olmalıyız daima. Nouman Ali Khan Dirilt Kalbini kitabında diyor ki: Genel de bizler O’na yalnızca bir şeye ihiyaç duyduğumuz, bir şeyin eksikliğini hissettiğimiz zaman yöneliyoruz. Allah ise biz talep etmezken dahi sürekli ikramlarda bulunmaya devam ediyor. Nefes almamız için dua etmemiz gerekmiyor. Hayal edebiliyor musunuz tersi olsa nasıl olurdu? İşitebilmek, görebilmek ve konuşabilmek için Allah’a dua etmek zorunda değiliz. Bir hayal etsenize… Her konuşmam gerektiğinde Allah’a dua ediyorum, O da dilime konuşabilme yeteneğini lutfediyor ve ben de bir şey söyleyebiliyorum. Subhanallah! Allah’ın bize ihsan ettiği ve bizim kesinlikle ihtiyacımız olan, onlarsız yaşayamayacağımız o kadar çok şey var ki. Ve Allah hiç durmadan veriyor, veriyor, veriyor. Evet dirilen ve hakikate ram olan kalpler istiyorsak öncelikle duayı kalkan edinmeliyiz. Çünkü dua Peygamberi bir metot ve düsturdur. Hakikat kitabında nice peygamberlerin dualarına şahit oluruz. Kul olma bilincini içselleştirerek daima boynu bükük bir şekilde dualar yaparlar örnek şahsiyetler. Hz. Zekeriyya, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. Peygamberimiz ve niceleri.

İkinci olarak Ve tevasav bil hakk(Hakkı tavsiye etme, iyiliği emretme) kalplerimizin diriliş ilacı, merhemidir. Öncelikle kendimize Hakkı tavsiye etmeli ve içselleştirmeliyiz. Çünkü hakikatı kendi fiillerinde yaşamayan başkalarına örneklik teşkil etmesi söz konusu bile olamaz. Ve hepimizin gül kokulu öğütlere ihtiyacı vardır. Hoca, alim vs. fark etmez. Mevlana’nın bu konuyla ilgili harika bir tespiti vardır. Der ki: Hiçbir insan yoktur ki ondan bir şey öğrenilmesin. Ayrıca kırıp, döken bir dil değil, muhabbet ve kalpleri birbirine ısındırıcı dil kullanılmalıdır. Ve hakikate olan bağlılığımız nedeniyle birbirimize bağlı olduğumuzdan dolayı insanlardan vazgeçme gibi bir lüksümüz olamaz. Sadece Peygamberler ismet sıfatına sahiptir. Onun için herkes hata yapar. Hakkı tavsiye ederken de karşımızdakinin sevgisini kazanmalı ve ona da sevgi beslemek zorundayız. Hakikat sevgiyle filizlenen ve büyüyen bir çınar gibidir.

Yalnızca öğüt verebilmeye değil, öğüt alabilmeye de umarlı ve istekli olmalıyız. Bununla ilgili Hz. Ömer’in başından geçen çok güzel bir hadise vardır. Bir gün gezinti esnasında bir pencereden içeriyi gördü. İçeride içki içen ve sarhoş gibi görünen bir genç vardı. Hz. Ömer’in celali hepinizin malumu! Kapıyı yıkıp içeri girdi, genci yakasından kavrayıp şöyle söyledi;” Demek benim gözetimim altında iken içiyorsun!?’’ Genç ise ben bir haram işledim, sen ise üç.” diye cevap verdi. Hz. Ömer bu cevap karşısında şaşırıp kalmıştı. Genç ‘’Evime gizlice baktın, zanda bulundun ve evime müsaadem olmadan girdin” dedi. Üç haram fiilde bulundun! Deyince Hz. Ömer özür dileyerek genci serbest bıraktı ve oradan ayrıldı. Aradan birkaç hafta geçti, Hz. Ömer mescitte hutbe verdiği sırada aynı genç içeri girdi. Hz. Ömer hutbeyi bitirince genci yanına çağırıp tenhada ona dedi ki; ‘’ O vakitten beri hakkında tek bir kötü söz sarfetmedim.’’ Genç; Ben de o vakitten beri ağzıma bir yudum içki koymadım.’’ diye cevap verdi. Alkol kokan bir gencin öğüdünü görmezden gelmiyor ve onu önemsiyor. Kalbini kazanıp ve hakikatle buluşmasına, dirilmesine vesile oluyor. İşte asıl gönüller bu şekilde fethedilir ve diriltilir.

Üçüncü olarak da zandan uzak durmalı. Ki Rabbimiz ayeti kerimesinde uzak durmamız konusunda bizleri uyarıyor. En hayırlı söz doğrudan olandır. Şaka yollu olsa da insanlarla dalga geçmemeliyiz. Çünkü niyetimiz bozuk olsa yaptığımız amel iyi görünse de, aklımızdan geçen o düşünce amelimizin nasıl tartılacağını etkiler. Konuşacağımız zaman zanla karşılaşma olasılığımız yüksek olduğundan bu konuda çok dikkatli olmalıyız. Ve şunu da kendimize ilke edinip insanların söylemiş olduğu bir sözle onu hemen harcamamalıyız. Burada Hucurat Suresinde ki “Eğer sapmış bir kaynak size bir haber bildirirse onu araştırın.” Ayetini kendimize rehber edinmeliyiz.

Son olarak Peybamber örnekliğini, rehberliğini, liderliğini istikametimizin yolu eylemeliyiz. Özellikle her birey olarak farklı yer mekanlarda liderlik vasıflarına sahibiz. Bazı insanlar işi itibariyle liderdir. Ama hemen hepimiz ailemizde anne, baba olarak sorumluluğumuz altındaki çocuklarımıza karşı lideriz. Onun için sorumluluğumuzda ki kişilere karşı Peygamber şefkati ve yumuşaklığını hissettirmeliyiz. Ancak bu şekilde kalpler İslam üzerine dirilir. Elbette ki örnekler, öncüller çoğaltılabilir. Burada anlattığımız hakikate varma noktasında işin bir yönüydü. Rabbim! ölü toprağını kalplerimizin üzerinden atsın ve bizi İslamla yoğrulan, iri, diri yek-vücut ümmet kılsın… Ve Kur’anın içinden Hz. Musa’nın dilinden şöyle diyelim: Rabbi inni lima enzelte ileyye min hayrin fakir. (Rabbim, bana hayra ait ne indirdiysen,ne lütufta bulunduysan şüphe yok ki hepsine de muhtacım ben. Kasas suresi)

Akletmenin diliyle selametle…     

Kaynak: Dirilt Kalbini

(Nouman Ali Khan)

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr