• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Adıyaman 29 °C
  • Ankara 22 °C

Duruş, İstikametin Yansımasıdır

Bilal AKGÜL

               

Ülkenin son yıllarda geçirdiği değişim süreci toplumun farklı kesimlerine farklı yönlerden etkide bulundu. Bölgemize yansıyan boyutlardan biri yerel hassasiyetleri aşan kavmi reflekslerin neşvü nema bulmasıdır.

               

Geçmişte yaşanan bir kısım olumsuz tecrübenin ya da haksızlığın sloganlaştırılarak gündemleştirilmesi dikkat çekicidir. Dikkat çekici olan bir diğer husus ise duygusal yönden veya yaşanan olayların derinliği açısından mevcut reflekslerin çok daha tahrike müsait olduğu zamanda değil de birçok konuda olumlu gelişmenin olduğu, geçmişin acılarına en azından pansuman olacak adımların atıldığı bir dönemde, bu ve benzeri gelişmeler hiç olmamış gibi hareket edilmesi, geçmişin olumsuz tecrübelerinin gündemleştirilerek kitlelerin etkilenmeye çalışılmasıdır.

               

Şunu anlamak mümkün. Geçmişin olumsuz uygulamalarının ortadan kalkması adına yapıcı-onarıcı bir yaklaşımın ifadesinde geçmişi hafıza olarak kullanmak anlaşılır bir durumdur. Bizim görebildiğimiz, bunun yerine daha çok bulunduğu kulvarı güçlendirme adına geçmişin haksızlıklarının malzeme olarak kullanılmasıdır.

               

İstikametle ilgisi şu: ‘Dosdoğru yol’ üzere gitme amacı güden bir anlayışın adaleti hayatının her aşamasında düstur edinmesi istikamet üzere kalmasının temel şartlarından biridir. Alan hâkimiyeti adına adaleti devre dışı bırakacak bir anlayış, başta belirlenen amaca zıt bir kulvara kayılmasının zeminine ciddi bir katkıda bulunacaktır.

               

Duruşla istikamet arasında bir tutarsızlık, bir çelişki dillendirip masumiyet karinesi olarak niyetin iyi olmasına sığınmak problemlidir. Benim niyetim aslında mazlumiyeti ortadan kaldırmak, özgürlüklerin önünü açmak demek tek başına yeterli değildir. Mantıklı savunma arayışına girişmek, özeleştiri yerine karşı saldırı ile eleştirileri bertaraf etmeye çalışmanın aracı amaçsallaştırma riski doğuracağını ifade etme gereği duyuyorum.

               

Duruşumuzun oluşturduğu fotoğraf bizi kime yakın gösteriyorsa istikametimizin yönü ona doğrudur. Bu gün Filistin’de İsrail zulmünün oluşturduğu fotoğraf karesi somut örnek olarak gösterilebilir. Eğer siz yapılan işgale, gaspa rağmen Filistinlilerin meşru müdafaa hakkını görmezden gelip İsrail’in yaptıklarını kendini savunma olarak görürseniz, oluşturduğunuz fotoğraf, ancak İsrail’in zulmüne çanak tutar. Niyetiniz ne olursa olsun.

               

Bugün beşeri ideolojilerin fotoğraf karesine girenlerin niyetlerini ön plana çıkarmaları, duygusal argümanlara sarılıp hakkaniyeti (veya temel kaynakları) göz ardı etmeleri istikametle ilgili soru işaretlerini çoğaltma dışında bir fonksiyon görmez.

               

Konuyla ilgili bir diğer hususta sloganla icranın karıştırılıyor olmasıdır. Nasıl ki bilgiyi anlamlı ve işlevsel kılan amel ise sloganı da anlamlı kılan icradır. Şöyle de diyebiliriz: İcranın olduğu slogan bir anlam ifade eder. Salt söylemi ya da güçlü sloganı icra ile paralel görmek, aynileştirmek başta söylediğimiz savrulmalara kapı açacaktır.

               

Bir de şu: Bir sloganın farklı zaman ve kulvarda sonuç alıcı olması, bulunduğunuz kulvarda (veya istikamette) da aynı sonucu alacağınız anlamına gelmez. Reel politiğin oluşturduğu, beslediği risklerden biri de budur.

               

Duruşu istikamet ekseninde tutacak bir şey de ‘verme’yi merkeze alan yaklaşımdır. Verme, slogan merkezli yaklaşımın güçlenmesinin önünde bir set işlevi görür. Güç zehirlenmesi dediğimiz şeyin panzehiri. İstikamette kalmanın garantörü…

               

Güç algısı, duruşa yön verebilen en masumane yaklaşımlardan biridir. Hareket güçlü olursa daha çok kitleye ulaşabilir, daha çok kitleye ulaşmak ise toplumsal dönüşümün ivmesine hız katacaktır. Bu da başta belirlenen istikamete ulaşmada hızlı sonuç alınmasıdır. Bu masumane diyalektik güç zehirlenmesinin nedenlerinden biridir. Ya da istikametten şaşmanın…

               

Veya istikamet adına, yerel veya uluslararası güç dengelerini dikkate almanın gerekliliğini bir yöntem olarak kullananların bu gün istikametin neresine düştükleri hepimizin malumudur. Mantık kurallarına çok da aykırı olmayan bu söylemin aracı nasıl amaçsallaştırdığı, başta belirlenen hedeflerin nasıl tarumar edildiği hepimizin malumudur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr