• BIST 102.482
  • Altın 146,654
  • Dolar 3,5204
  • Euro 4,1865
  • İstanbul 25 °C
  • Adıyaman 30 °C
  • Ankara 20 °C

Düşüncenin Okullaşması

Bilal AKGÜL
Toplumsal değişimi hedefleyen organizelerin, özelde cemaatlerin, dönüşümün gayretini gösterdikleri koşulların, atmosferin etkisi altında kalmaları bir yere kadar normal; hatta bir yönüyle gerekli olduğu bile söylenebilir.

Sorun, bu tür etkilenmelerin toplumsal hareketlerin her rüzgâra kendilerini kaptırmaları, konjonktürel şartların ve gündemlerin, ıslah organizasyonlarının istikametini belirlemesidir. Bu, hem zayıf bir düşünsel derinliğe işaret etmekte hem de belirlenen istikamete aykırı fiillere kapı aralamaktadır.

Değişim talebinde bulunan hareketlerin tabii ki toplumun sosyolojisini, değişimin gerçekliğini dikkate almaları gerekmektedir. Değişimin gerçekleşmesi ise asli sabitelerle hayatın değişmeye açık esnek yönleri arasında kurulacak bir bağ ile, sahici bir bağ ile, gerçekleşebilir.

Büyük medeniyetlerin inşasında kurulan bu bağın niteliği belirleyici bir etkiye sahiptir.

İslam dünyasının geri kalmasının ve yeniden tarih sahnesine çıkamamasının önündeki en önemli engellerden biri medeniyetimizin değişmez sabiteleri ile hayatın değişen yönleri arasında nitelikli bir bağın kurulamamasıdır. Şöyle de diyebiliriz; medeniyetimizin varoluşsal temel ilkelerinin zamanın ruhuna göre yorumlanamaması veya yanlış yorumlanması İslam Dünyasının geri kalmasının temel nedenleri arasında sayılabilir.

Değişimin yönelişi, hedefi ne olursa olsun sonuç almanın bir sünnetullahı vardır ve bu sünnetullah dikkate alınmadan bir dönüşümden, bir ıslahtan bahsetmek mümkün olmayacaktır.

 Burada sorunun kaynağı, M.Kürşad Atalar’ın da vurguladığı gibi düşüncenin okullaşması sorunudur. *

Atalar, günümüzde modernitenin ve onun farklı bir nüvesi olan postmodernitenin insanlığın geleceği açısından bir fonksiyonun, cazibesinin kalmadığını, insanlığın bir krize (bir fetret dönemine) sürüklendiğini ifade eder. Bu krizin çözüm merciinin Batı medeniyeti olmadığını (hatta krizin nedeni olduğunu), Batı’nın tükenen modernite ile birlikte alternatif medeniyet olma vasfını kaybettiğini ifade eder. Atalar’a göre tek alternatif İslam medeniyetidir.

İslam medeniyetinin tekrar tarih sahnesine çıkması için de bazı şartlar öne sürer. Bunların birincisi, kendine has olan dilini kullanmaktır. Burada yeni bir dil oluşturmaktan bahsetmez. Kendine has dilden kastı Hz peygamberin ve sahabelerin kullandığı, Kuranı merkeze alan dildir. Dil, salt bir ifade aracı değil aynı zamanda dünya görüşünün terennümü, düşünce ufkunun yansımasıdır.

Atalar’a göre, medeniyetimizin yeniden dirilmesinde bir diğer önemli husus düşüncenin bir sistematiğe sahip olmasıdır. Bu da düşüncenin yapılandırılması ve kendi içinde bir tutarlılığa sahip olması olarak ifade edilebilir. Sistemden kastı ise bir mezhebin yâda bir okulun sahip olduğu düzendir. Ancak böyle bir sistemin, organizenin müntesibi olan fertlerin potansiyelini ortaya çıkarabileceğini ifade eder.

Düşüncenin okullaşmasında gerekli bir diğer koşul ise hem İslam medeniyeti hem de modern dünya görüşlerinin, özellikle modernizmin yetkin bir şekilde bilinmesidir. Ona göre:” Küresel ölçekte bir başarı için küresel çaplı bir ilmi yetkinliğe sahip olmamız gerekir, etkinlik için yetkinlik gerekir.”  Modernite mevcut şartlarda İslam medeniyetinin karşısındaki tek güç olduğuna göre onu yenmenin ön şartı, modernite hakkında detaylı bilgi sahibi olmaktır. Burada Gazali’yi örnek gösterir. Gazali, felsefe ile ilgili eleştirilerde bulunmadan önce, zamanın tüm felsefi ekollerini derinlemesine (ekolün savunucularından bile daha fazla) öğrenmiş daha sonra onlarla mücadele yoluna gitmiştir.

Atalardüşüncenin okullaşmasının,’ bireysel’ olmaktan çok ,’toplumsal’ bir süreç olduğuna vurgu yapar.Toplumun düşünsel dinamikleri belirli alanlara odaklı olarak çalıştığında, er veya geç, o alanlarda sistematik düşünce üretimi gerçekleşir.

Yine bu sürecin sağlıklı bir şekilde yürümesinde, bilgi düzeyi yüksek bir ‘eleştirel kitle’nin varlığını şart koşar. Bunun içinde, yine, toplum tarafından desteklenen ve düzenli olarak yürütülen derinlikli bir okuma faaliyetinin yapılmasını gerekli görür.

Atalar, geçmişte Abduh, Afgani gibi aydınların bir tarafta ’öze dönüş’ü savunurken diğer tarafta ise Batı karşısında savunmacı ve özür dileyici bir mücadele yöntemi benimsediklerini, bunun bırakın İslam dünyasının ilerlemesini, sömürgeci güçlerin İslam dünyasında kökleşmesine neden olduğunu ifade eder.

Kitap, mevcut durumumuzdan kurtulmaya yönelik alternatif bir proje sunuyor. Mevcut şartlardan nasıl bir yolla çıkabiliriz endişesine sahip her kesin, eleştirel bir ilgi ve dikkatle okuduğu zaman, önemli oranda istifade edeceği kanaatindeyim.

*Düşüncenin Okullaşması, M. Kürşad Atalar, Pınar Yayınları, Mart 2012
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr