• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 22 °C
  • Adıyaman 26 °C
  • Ankara 21 °C

Edeb Üzerine

Bilal AKGÜL

 Edeb (çoğulu adab) sözlükte; hayâ, utanma; zarafet, nezaket; iyi ahlak, güzel terbiye anlamlarında kullanılır. Ferdi ve toplumsal hayatta akıllılık, usluluk, hâl ve tavrın iyiliği, güzelliği hoşluğu; sonradan kazanılmış olan müeddep, davranış usül ve kaideleri gibi manalara gelmektedir.

Bir eğitim sisteminin işlevselliğinin kriterlerinden biri çarkından geçirdiği kitleleri terbiye etmede, geliştirmede gösterdiği dinamizmdir. Edebin oluşmasında temel ölçüt olarak toplumun dünya görüşünün görülmesi gerektiği ön kabulünden hareket ediyorsak, sonucun da bu ölçütlerle paralellik içinde olma düzeyi ile değerlendirilmesi gerekir. O halde eğitim insana edebin aşılanması ve telkinidir, yani te’dibdir. Eğitim sisteminin idealize ettiği edeb kişiyi, bu hayatta ve öbür dünyada başarılı ve iyi olmak durumunda bırakan etkendir.(1)

Zihinlerin karıştığı, tasavvurların oluşturulmasında problem olan meselelerden biri de eğitim ve öğretim ilişkisi ve hiyerarşisidir. İdeal olan, medeniyet tasavvurunun inşasında, hikmet ve duygu ile insanın eğitilip terbiye edilmesi; bilgi ve becerinin ise ondan sonra öğretilmesidir. Eğitim sistemindeki bu hiyerarşik düzende bir karışıklık, ters yüz olma durumu, muğlâklık edebin yerini yabancılaşmanın, yozlaşmanın, fıtratın bozulmasının almasıdır. Kalıcı, köklü medeniyet üreten toplumların belirgin özelliğinin eğitimin merkezine edebi alan toplumlar olması şaşırtıcı olmasa gerek.

Bilgi ruhun gıdası ve hayattır. Bundan dolayı edeb zihni ve ruhu terbiye anlamına da gelir. O halde edeb, zihnin ve ruhun iyi nitelik ve sıfatlar kazanmasıdır; hatalı hareket karşısında doğruyu, sahtenin karşısında gerçeği savunabilmesi; kişiyi utanç verici duruma düşmekten korumasıdır. Güzel yemeğe katılmak için ziyafete davet ve ondan alınan gıdayla zihni ve ruhu boyamak için bilgiye davet arasındaki benzerlik İbni Mesud’un naklettiği bir hadiste önemli ve derinlikli bir biçimde ifade ediliyor:”Muhakkak ki, Kuran Allah’ın yeryüzündeki nimetidir, bu nimetinden edeplenin.”(2)

Adalet edeb ilişkisi, ariflerin dikkat çektiği hususlardan biridir. Edebin davranışlarda, uygulamalarda kendisini belirginleştiren yansımalarından biri olarak adaletin görülmesi dikkate değerdir. Adaletin tecelli etmediği kişide edepten bahsetmek imkânsız görünmektedir. Yine edebi, edepli olmayı adaletli davranışın sigortası olarak gösterebiliriz. Haliyle edep, kişinin içinde adil düzenin yerleşmesidir. Veya farklı bir şekilde ifade etmek gerekirse edep, bilgeliğin yansıttığı şekli ile adaletin görülecek şeyidir ve o da varlık, var oluş, bilgi düzeninde çeşitli aşamaların bilinmesi ve tanınması, bu bilme ve tanımaya uygun şekilde davranılmasıdır.(3)

İlim adamlarını da yükselten veya düşüren, hiç şüphe yok ki, iman ve adalet vasıflarından sonra gelen edebleridir. Edebin olmadığı kişide imanın, adaletin veya ilmin nakıs kalacağı aşikârdır. Nitekim İslam Filozofu İbni Sina’nın bu minvalde ifade ettiği şu sözler dikkate değerdir:“ Beş okka ilmi olanın, hiç olmazsa bir okka da edebi olsa gerektir.”  Yunus Emre'nin ilim edep ilişkisi ile ilgili beyti dikkate değerdir:

 İlim meclisine girdim, kıldım talep,

 İlim tâ gerilerde kaldı, illâ edep illâ edep.

 Şeyh Sadi Şirâzî edeple insan olma arasında paralellik görmüş, insan olmanın temel vasıflarından biri olarak edebi göstermiştir: “Âdemîzâde ger bî edebest âdem niyst / der çeşm-i benî Âdem ve hayavan edebest.” Mealen şunları ifade ediyor Üstad Şirazi: “ Âdem olmaz adı asla edebsiz olanın / Edebdir çünkü farkı insan ile hayvanın!” Buradan çıkan anlam şudur ki, Âdemoğlu eğer edebsiz ise, insan olmanın temel vasıflarından birinin eksik olduğu sonucu çıkar; çünkü Âdemoğlu ile hayvan arasındaki fark edebdir.

İslam’da amelin kabulü için riayet edilmesi gereken temel vasıflardan biri olarak edeb gösterilir. Davranıştan, amelden tüccar mantığıyla karşılık beklenmesi, bir kısım şekilsel ritüelleri ibadetin merkezine yerleştirmenin sorunlu olacağı aşikârdır. Edebin amelin kabulü üzerindeki etkisini Enes b. Malik şöyle ifade etmiştir: “Amelde edep, onun kabulüne işarettir.” Bu demek oluyor ki, ibadetlerde edebe riayet ne kadar fazla olursa kabulüne dair ümit de o derece ziyade olur.

Sonuç olarak deriz ki edeb, insanı dolayısıyla toplumu zarafet, nezaket ve estetiğe; söz, iş ve davranışlarında ölçülü, adaletli davranmaya, düşünerek hareket etmeye ve güzelliğe; Allah’a yönelişlerinde ihlâs, alçakgönüllülük ve tevazuya; Resûlullah ile ilişkilerinde gönülden sevgi, saygı ve ağırbaşlılığa davet etmektedir. Sözün özü, edeb, gerçek manada insan olmaya çağırmaktadır.(4)

 KAYNAK:

1-İslami Eğitim-Araçlar ve Amaçlar, S.M.Nakib el Attas, Endülüs Yayınları, s 65

2-a.g.e, s 63

3-a.g.e, s 65

4-M Zeki Duman, Bireysel ve Sosyal Bir Erdem Olarak Âdâb-ı Muaşeret, Dem Dergisi, Yıl1 Sayı 4 )

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr