• BIST 109.200
  • Altın 153,755
  • Dolar 3,8233
  • Euro 4,5095
  • İstanbul 13 °C
  • Adıyaman 11 °C
  • Ankara 10 °C

Eğitim Sistemi ve Fikri Donukluğumuz

Bilal AKGÜL

                                        

Yakın dönem âlimlerimizin, aydınlarımızın en çok kafa yordukları konulardan biri fikri donukluğumuz ve bunun tabii bir sonucu olan fikri sömürgeleşmedir.

Batı, İslam dünyasının fiili olarak sömürme döneminin bittiğini, bunu farklı bir şekilde devam ettirmeleri gerektiği kanaatine varınca, girdikleri ülkelerde ya da fiili olarak giremedikleri ülkelerde, oluşturdukları eğitim kurumlarının yetiştirdiği kişilerle ya da ülkenin eğitim kurumlarını kendi dünya görüşlerine göre dizayn ederek egemenliklerini devam ettirmişlerdir.

Bu gün birçok halkı Müslüman ülkede Batı dillerinin hâkim dil olmasını veya hâkim kültürün, tüketim anlayışının batı medeniyeti menşeli olmasını başka neyle açıklayabiliriz.

Bu durum Batı açısından da hem maliyeti hem de riski çok az olan bir kontrol şeklidir. Öyle ki şeklen Müslüman, hatta bazen hükmettiği kanunlar bile İslami kanunlar iken bir ülkenin tüm zenginliklerine hükmetmek, kendi dünya görüşünün tüketim anlayışını vermek, kendi değerlerine yaklaşımını bile etkileyecek kadar zihnine hükmetmek kolay bir şey olmazsa gerek.

Maliyeti düşürdükleri hususlardan biri de ülkenin kontrolden çıkma riski baş gösterdiğinde, yerel unsurlardan maşaları kullanarak, egemenliklerini devam ettirebilmeleridir. İslam dünyasının haline baksanıza… Sahi, Mısır’da Mursi’yi düşürüp, sömürü zihniyetinin yeniden iktidara gelmesi nasıl sağlandı? Batı, rengi ne olursa olsun, yıllardır kurduğu düzene karşı oluşan riskleri maşalarını kullanarak –en azından şimdilik-ülke üzerindeki kontrolünü yeniden sağladı.

Bugün kendi okullarımızda okutulan tarih kitaplarına baksanıza. Ya da şöyle sorayım: Ortaçağ denilince aklımıza ne geliyor? Kilisenin cennetten tapu sattığı, günahların para ya da arsa karşılığında af edildiği bir dönem mi yoksa dünyanın en gelişmiş medeniyetinin, en gelişmiş şehirlerinin, bilimsel açıdan günümüzde bile etkisini belli bir oranda da olsa devam ettiren bir medeniyetin yaşadığı dönem mi aklınıza gelir?

Mesele sadece bununla sınırlı olsa iyi… Bilim ve teknolojiye yaklaşımdan tutun, edebiyat ve sanata kadar oluş(turul)an algı, neslin ıslahından çok yozlaşmasına, ahlaki bozulmaya kapı açan bir atmosfer hâkim değil mi?

Meselenin en masum(!) taraflarından biri taklittir ki taklidi intiharla eş değer gören önemli sayıda ilim erbabı mevcut. Yine taklitle sınırlı bir anlayışın gerek bireyleri gerekse toplumları nerelere sürüklediği ile ilgili veri elde etmek için çok da araştırma yapmaya gerek yok.

Peki, çözüm ne? Fikri sömürgeleşmeyi-donukluğu ortadan kaldıracak, medeniyetimizin yeniden dirilmesinin önün açacak çözüm ne olabilir?

Mevlana Mevdudi’nin çözümü şu: “Onlar iman ve salih amelle yükselmişlerdir. Bu da onlara âlemde izzet, heybet ve kredi kazandırmıştı. Bu vasıflar onlarda bulunduğu müddetçe kuvvet, iktidar, liderlik ve şeref onlarındı. Fakat bunları kaybedince rüzgârlarının şiddeti kırıldı ve malik oldukları hiçbir şeyin faydası olmadı “(1)

Günümüz toplumlarının esen rüzgârdan etkilenmemeleri için ortaya koyduğu çözüm önerisi de dikkate değerdir: “Bu( batı)ilimleri(ni) oldukları gibi almak ıslah etmeden ve değiştirmeden okutmak asla doğru değildir. Çünkü bu batıdan gelen her şeye inanmalarını kolaylaştıracak ve tenkid kabiliyetlerini söndürecektir “(2)

Öyleyse istenen şey programın değiştirilmesidir. Yani batıdan gelen her ilim ve fennin İslami prensiplerin tenkid süzgecinden geçirilmesi, ayıklanması, uymayan kısımların sansürü ve sadece faydalı olan kısmın kabul edilmesidir. “(3)

Kendi kaynaklarına, kendi tarihine, kendi değerlerine dönüşü merkeze almayan bir eğitim siteminin en basit erdemleri dahi kazandıramayacağı âlimlerimizin altını çizdikleri hususlardandır.

Kimilerinin dudak büktüğü yeni Türkiye’nin inşasının temel göstergelerinden biri, eğitim müfredatı ile ilgili yapılacak köklü bir değişiklik olacaktır. Fikri donukluğumuzun ortadan kalkmasında medeniyet köklerimizden hareketle oluşturulacak bir eğitim müfredatının belirleyici bir katkısı olacaktır.

Kaynaklar

1 Mevdudi, İslam Dünyası Batı Uygarlığı, Adım Yayıncılık, İstanbul 1989,s.178

2 Mevdudi, a.g.e. s.139

3 Mevdudi, a.g.e. s.139

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr