• BIST 109.330
  • Altın 155,622
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 16 °C
  • Adıyaman 10 °C
  • Ankara 0 °C

Eğitim Ve Fikri Sömürgeleşme

Bilal AKGÜL

             İslam Dünyasının, yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren, batının siyasi egemenliğinden kurtulmaya başladığı malumdur. Fakat siyasi egemenliğini kazanan ülkelerin çoğunun, iktisadi, fikri, ahlaki olarak batının tahakkümünden ne kadar kurtulabildiği tartışma konusudur. Sorun fikri, ahlaki, siyasi tahakkümün şimdiye kadar bilinen tüm sömürgecilik çeşitlerinden ne kadar zararlı ve ne kadar tehlikeli olduğunun yeterince bilinip bilinmediğidir.

            Bu minvalde Malik bin Nebi’nin sömürgecilik ile ilgili ifadeleri dikkate değerdir. O, sömürge altında olan ülkelerde öncelikle zihinsel sömürünün çözümlenmesi, sömürüye müsait hale gelmiş bir halkın zihni, ilmi bir dönüşüm yaşaması gerektiğini savunmuş; bunun da koşullarını izah ederek alt yapısını oluşturmanın derdine düşmüştür. Ona göre zihinsel kuşatılmışlık, fiziksel kuşatılmışlığın davetçisidir. İlkine direnemeyen ikincisini alt edemez.

            Malik bin Nebi,‘Batı kültüründe neden öldürücü fikirler mevcut’ sorusu yerine ‘Niçin İslam ülkelerinde entelektüel sınıfımız doğrudan doğruya bu öldürücü fikirleri almaktadır’ sorusunu sormalıyız. Nerede olursa olsun gerçek uyanışın temeli, ölü düşüncenin tasfiyesi, öldürücü düşüncenin ayıklanması olmalıdır. İslam dünyası, kendi düşüncelerini ortaya koyamamakta, düşünce ve çalışmaları tesadüflere bağlı kalmaktadır. O, vahiy kaynaklı dinamik düşünceyi etkisizleştirdiğimizi savunur. Değerlerimizi merkeze alarak dinamik düşünce üretmede aktör olmamamız, pasif rolünde olmamız ortaya çıkan sonucun en önemli nedenidir.

            Malik b. Nebi, ‘özgürlükten kaçışı’ mahkûm eder, onun tahammül edemediği aklın iptal edilmesi, insanın iradesizleşmesidir. Bu durumun ortaya çıkmasında, imanın sosyal görevlerini unutup içe dönük bireysel bir endişe haline gelmesi temel etkendir. O’na göre, toplumsal değişimlere müdahil olmalıyız. Değişim, insanla başlar ‘kendini değiştir, tarih değişsin’, ‘insan durdu mu tarih de durur’ der. Bu anlamda Müslüman’ın öldürücü fikirlerden kurtuluş çaresi diriltici fikirler etrafında pratik üretmektir. Kendisi sömürgeci eğitim sistemine ve idaresine de tarikat hurafelerine ve pasifleştiriciliğine de itiraz geliştirmiş, değerlerimizin aydınlığında kurduğu tarih ve medeniyet tasavvuruyla bir kurtuluş reçetesi hazırlamıştır.

            Nebi, ihanet edilmiş fikirlerin intikam aldığını savunur; tıpkı yanlış yapılan köprüler, binalar gibi. Kendi fikirlerimize ihanet ettiğimiz vakalar mevcuttur (Sıffin gibi). Bunun sonucu ise ölü fikirlerdir. Nebi’ye göre, ölü fikirler sömürüye müsait olma durumunu meydana getiren nedendir. Ölü fikirler geçmişin etkisiz fikirlerine bağlılıktır. Kuşkusuz ölü fikirler Paris veya Londra’da, Sorbonne veya Oxford’un amfilerinde değil aksine Fas, Cezayir, Tunus ve Kahire’de ortaya çıkmışlardır.

            Konuyla ilgili İsmail R Faruki ise, bu günkü durumun temel nedeninin, bunalımın kaynağının ve güç merkezinin, mevcut eğitim sistemi olduğunu ifade ediyor. O’na göre toplumun değerlerinden, kültür birikiminden ve üslubundan uzaklaşmanın gerçekleştiği ve sürdürüldüğü yerler okullardır. Mevcut eğitim sisteminde gençlerin yoğrulup kıyıldığı, bilincinin Batı’nın bir karikatürü biçimine sokulduğu bir laboratuar olarak görür.

            Bağımsızlığını kazanan İslam ülkelerinin, kendi dinamiklerinden hareketle bir eğitim programı hazırlamak yerine, batı eğitim sistemini aynen benimseyerek, devletin imkânlarını bu sistemin okullarına yağdırmaları, bırakın sömürge anlayışının ortadan kalkmasını, sömürge çarkının daha da kökleşmesine katkıda bulunduğunu ifade eder. İsmail Raci Faruki’ye göre mevcut durum sömürge dönemindekinden daha vahimdir.

            Faruki, İslam âleminde öğretilen konular ve yöntemlerin batıda uygulananların bir kopyası olduğunu, ama batıdakini işler hale getiren temel görüşten yoksun olduğunu ifade eder. Bu ruhsuz, konu ve yöntemler, farkında olmaksızın, hem ilericilik ve çağdaşlaşma gibi gösterilmekte hem de İslami değerlere alternatif olarak öğrenci üzerinde İslam’dan uzaklaştırma etkisi bırakmaktadır. Bu durum da İslam âlemindeki üniversite mezununu ukalalaştırmakta ve gerçekte çok az şey bildiği halde her şeyi bildiğini sanmaktadır.

            Batılı disiplinlerde mükemmelleşme ihtimalinin bundan dolayı, Müslüman öğrenci için ulaşılamaz olduğunu ifade eder Faruki. O’na göre, bu ihtimalin gerçekleşmesi için, o alandaki bilginin bütünselliğini kavramak ve aynı zamanda o bütünselliği elde edip başkalarını geçme arzusuyla yanıp tutuşmak gerekir. Bütünselliğin bilgisini elde etmek ancak; bir davası olan insanlarda bulunabilecek bir aşkla mümkündür. Davası olmaksızın bir Müslüman’ın disiplindeki bilginin bütünselliğini elde etmeyi arzulaması mümkün değildir.

            İslam Dünyasının içinde olduğu şartların sağlıklı bir değerlendirmesinin yapılması,sağlıklı teşhislerde bulunulması ,mevcut tıkanıklığın aşılmasında önemli bir katkı sağlayacaktır.Tıkanıklığın temelinde fikri tıkanıklığın olduğu ön kabulünden hareketle ,eğitim kurumlarımızın zamanın  ve köklerimizin ruhunu ne kadar yansıttığı, üzerinde durulması gereken bir noktadır.Yine batıyı taklidi aşamayan çabaların vereceği ürünlerin nakıs kalacağı ,yaratıcı ,yetkin zihinler yetiştiremeyeceği aşikardır.

 

 
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr