• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Adıyaman 29 °C
  • Ankara 22 °C

Eğitim Yönetimi

Bilal AKGÜL

Yönetici atamaları ile ilgili yapılan değişiklikler beraberinde yeni atamaların nasıl gerçekleşeceği, yeni sürecin uygulama düzeyinde nasıl bir seyir izleyeceği konusunda çeşitli soru işaretleri oluşturmaktadır.

Süreçte liyakat mi sadakat mi etkili olacak? Ya da eğitim alanının dışında sürece müdahaleler ne kadar etkili olacak, bunun eğitim kalitesine yansımaları hangi düzeyde kalacak? Yine atamalarda belirtilen kriterler objektif bir değerlendirme için ne kadar ölçüt olarak kullanılabilir?

Öncelikle daha önceki atama ölçütünün ( yazılı sınav merkezli) yetersiz kaldığını belirtmek isterim. Daha çok bilgi temelli, yönetmelik, mevzuat boyutunun ön plana çıktığı değerlendirme kıstası, uygulama, yetenek boyutunun geri planda kalması, yer yer yönetmeliği ve mevzuatı iyi bilen, fakat personelle iletişim problemi yaşayan veya personelin potansiyelini harekete geçirme konusunda yetersiz kalan idareci profilini ortaya çıkarmıştır.

Eski uygulama idari personelde kişisel uyumu aşan, dediğim dedik bir anlayışın güçlenmesine neden olmuş, sınav sürecinden başarılı çıkanlar için bir zırh özelliği gösterebilmiş, istisnai durumlar dışında yönetici olanın yerinde çakılı kalmasına neden olmuştur. Eski uygulamanın avantajı ise büsbütün politik olan toplumun eğitim yöneticilerine müdahalesini engellemiş, siyasetin gölgesinden uzak bir yönetim anlayışının gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Eski uygulamanın avantajı olan bu durum yeni uygulamanın dezavantajı haline gelmiştir. Daha önce siyasi müdahalelere kapanan yönetici atama alanı yeniden siyasetin malzemesi durumuna gelmiştir. Siyasi dengeler, alan hâkimiyeti, siyasetten güç devşirme gibi gerekçeler mevcut sürece dışarının müdahalelerini çekici kılmıştır.

Öyle ki yeni yönetmeliğin ortaya çıkmasında etkili olan siyasi konjonktürün uygulamada tam tersi sonuçlara gebe olduğunu doğrulayan birçok gösterge mevcut. Tekelci anlayışın eğitim yönetimindeki etkinliğini minimize etme amacı güden yasal değişikliğin yine aynı çevrenin etkinliğini arttırma alanına dönme riski, doğrusu trajiktir.

 

Trajik olan bir diğer husus ise yukarıda negatif boyutu ile ifade ettiğimiz eğitimde sadakati önceleyen yaklaşımı bile aşan kabileci anlayışın, kimi siyasetçinin alan hâkimiyetini güçlendirme adına, bulunduğu siyasi duruşa zıt olduğunu çok da dikkate almadan, atama sürecinden güç devşirme arayışına girmesidir. Bunun siyasetteki karşılığı siyaset zemininin sigortasını devre dışı bırakmadır.

Sigortası devre dışı kalmış bir anlayışın tutarlı ve istikrarlı bir istikamet belirlemesi imkânsızdır. Bu tezadın toplumsal bir karşılığının (veya bedelinin) olacağı ise muhakkaktır.

Yeni süreçte idareci atamalarında liyakatin baskınlığı daha belirgin olmasın rağmen birçok konuda alt yapının yetersiz olması bu konudaki hassasiyetlerin karşılık bulmasının önündeki en önemli engeldir. Fiziki yetersizliklerin yanında, kendi değerlerinden neşet eden bir eğitim müfredatının olmaması, var olan sistemin daha çok Batı eğitim sistemini aşamayan özellikte olması ilk etapta görünen eksiklikler arasında sayılabilir.

Yine yönetici seçiminde uygulanan sürecin (öğrenci temsilcisinin, okul aile birliği başkanı ve başkan yardımcısının temsiliyeti vb.) en azından yerel düzeyde yetersiz kalacağı görünüyor. Genelde sınırlı bir işlev gören alanların (mevcut pratikte)  sürecin aktörleri olarak gösterilmesi kısa vadede süreçle ilgili risk algısını güçlendirecektir.

Süreçle ilgili yapılacak çalışmalarda hem ehliyet hem de tecrübe olarak kendini kanıtlamış bir ekip(komisyon) ilk adım olarak görülebilir. Eğitim kalitesini, kâmil insan yetiştirilmesini önceleyen, ideolojik ve siyasi ikbal beklentisinden uzak, eğitimi amaç edinen, kendine ait bir sisteme sahip olan bir komisyonun şu anki ve bundan sonraki süreçlerin hasarsız, sürece uygun yapılandırılmasında önemli rol oynayacağı kanaatindeyim.

Yerel şartları dikkate alan bir sistemin olması önemli. ‘Okul Sistematiği’nde oluşturulan bir düzen, yönetici atamalarındaki kalite çıtasının sürekli yükselmesine neden olurken, sonraki kuşaklara da test edilmiş bir tecrübe aktarımına ön ayak olacaktır. Önceki yöneticilerde yarım yamalak da olsa idari anlamda bir sistemin miras bırakılmasının yeni idarecilere ciddi bir katkıda bulunacağı aşikârdır.

Yıl boyunca okul idareleri üzerinde kalite kontrolü çalışması yapacak, eksiklikler konusunda önerilerde bulunacak ve atama döneminde hazırladığı raporları karar vericilere sunacak bir komisyon, süreklilik gerektiren idareci atamalarının sağlıklı bir şekilde yapılmasına katkıda bulunacaktır. Sürecin çetrefilliği, sürekliliği, konu ile ilgili sağlıklı değerlendirmelerin ve verilerin gerekliliği idareci atamalarının sistemli takibini zorunlu kılmaktadır.

Aksi durumda günübirlik değerlendirme ve yaklaşımlarla hem mevcut üst yöneticilerin yıpranmasına, hem kalite çıtasının düşük kalmasına hem de halkın idarecilere olan güveninde zedelenmeye sebep olacaktır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr