• BIST 109.330
  • Altın 155,622
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 16 °C
  • Adıyaman 10 °C
  • Ankara 0 °C

Eğitimimizin Bir Ereği Var mıdır?

Abdurrahman ÖZKAN
             Dün ve Bugün Farkı

Herkesin kolaylıkla bir cevap vereceği bir soru soruyorum. Çok değil, yirmi yıl önce bu soruya verilecek cevap, vatan, millet, Sakarya ya da din, ümmet için derdi. Seksenlerden sonra daha apolitik, daha liberal ve iktisadi hayatı önceleyen bir yaşam anlayışı yaygınlaştı. Bu anlayışın bir tezahürü olarak günümüzde öğrencinin yüksek notlar alarak iyi eğitim alması ve böylelikle pratik aklın sorun çözme becerisi kazanması, sadece okumayı değil, okumayı öğrenmesi amaç olarak ifade edilmektedir. Daha yaygın ve itibar gören ifade ise, ‘öğrencinin akademik yeterliliklerini geliştirmesi ve özsaygı, özbenliklerini(kendilerini) gerçekleştirmesi’ olmaktadır. Eğitimin nihai hedefine dine, vatana, millete hizmeti koyabilirsiniz; ancak, özbenliklerini neyle dolduracağımız, neye dayanarak özsaygı kazanacakların dair öğrencilere bir hayat anlayışı, belki yaşam felsefesi gösterilmelidir. Böyle bir anlayış biz yetişkinlerde olmadığı için ‘gösterilmelidir’ diyorum. Tarif etmek yetmez.

            İyi Olan değil, Doğru Olan mı Önemli?

Modern bilim ‘iyi olan’ı çıkardı, ‘doğru olanı’ eylemin merkezine yerleştirdi. Böylelikle din ve felsefeyi de bir kenara bıraktı. Din ve felsefenin eylemi sorgulamasına izin vermedi. Eylemin ahlakiliği değil, pratik sonuçları açısından doğru, olması dikkate alındı. Böylece modern düşünme ve iş yapma anlayışın en önemli kriteri ileri bir akılcılığı/rasyonelliği oldu. Bunu, George Ritzer “Toplumun McDonaldlaştırılması” ve “Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek” adlı kitabında McDonald’s ve Burger King zincirlerinin işleyişi örneğinde güzel çok güzel yorumlamıştır. Öngörülebilir tatların müşteride yarattığı güven, güvenin yarattığı standart bir müşteri ve standart hizmet süreleri gibi. Tabi tüm bu standartlarda yemek yemek için girilen kuyrukların öngörülemeyen mantıksızlığı. Bu örneklerdeki kadar her kararımızı, pratik ‘kar’ını hesaplayarak  bir mantık çerçevesine oturtmasak da artık ‘iyi’ yerine ‘doğru’ olanı, yani pratik değeri daha fazla öngörülebileni tercih ettiğimiz su götürmez bir gerçekliktir. Velev ki din-vatan-millet için iyi olan bir şey olsun...

Ritzer’in bahsettiği rasyonalizm, (ve pragmatizm) modern Batı’nın yaşam felsefesinin en önemli ilkelerinden biridir. Verilen örnekler, ileri akılcılığın akılsızlığından daha fazla şeyleri bize anlatıyor aslında. Kapitalist anlayışın üretim, satım ve inşa/at anlayışının yanında, eğitim anlayışını da açıklar.

            Eğitim Anlayışımıza Sinen Kadük Pragmatizm

Eğitim anlayışımızda pragmatizm, eğitim hedeflerimizi de belirlemektedir maalesef. Bu anlayış; öğrencim çok çalışırsa rakiplerini geçer, rakiplerini geçerse başarılı olur, başarılı olursa iyi bir üniversitede okuma fırsatı yakalar. Iyi bir üniversiteden mezun olduğunda da iyi bir geçim sahibi olur. ...ve mutlu da olur. Belki! Belki de bu süreçte en az konuşulan şey öğrencinin nasıl mutlu olacağıdır. Biraz düşünen herkes, başarılı olduktan sonra mutlu da olurum diye düşünebilir. Ancak mutluluk, çocuklarımızın çocukluklarını yaşayacağı oyunlardan, alanlardan, zevle vakit geçirdiği şeylerden alıkonulup, dersane, kurs ve sınav yarışlarına konularak kazanılan bir şey değildir. 6, 7, 8 yaşlarındaki çocukların en az günün yarısını oynayarak değil de sıkı bir ders müfredatına tabi tutulması, onları mutlu etmiyor, eğlendirmiyor. Daha kötüsü, çocukları mutsuz etmektedir. Tam otuz yıl önce köy ilkokulumuzda tenefüsleri 20 dakikaydı. Öğrenciler bir oyun oynayabiliyordu. Şimdi değil tenefüs aralarında, okul dışında da öğrencilerin yarışı devam ettiği için eğlenme ve mutlu olma fırsatlarını bulamıyorlar.

 Okullarımızın sınıf donanımları kadar, eğitimimizin amaçları konusuna da zaman ayırıp konuşabilirsek, konuşabilse MEB, eğitim sistemindeki curcuna biraz daha azalacaktır.

Yeni öğretim yılında (zira eğitim artık yok!) çocuklarımıza, alacağımız araç gereçler, belirleyeceğimiz başarı hedefleri, bunun için vereceğimiz taktikler ve direktifler kadar, onlara okula hazırlanırken, mutlu olmalarının yolunu da onlarla konuşmalı, sadece iyi’yi ya da doğru’yu değil, birini bulmak için diğerini de bilmek ve yaşamak gereğini öğretmeli, en azından onlarla konuşmalıyız. Bizim düşünce dünyamıza baktığımızda, yaşamın hedef-leri-ni belirlemek hiç de zor değil. Bu açıdan bizim için iyi ve doğru olanı tarif etmek de zor değil. Önemli olan, doğru ve iyi olanı değer ve davranışlarımızla anlatabilmektir.

Not:Daha önce de Fatih Projesi vesilesiyle, araçların eğitimin içeriği ve felsefesi önüne geçmesinin anlamsızlığı üzerine yazmıştım. Nel Noddings’in güzel kitabı Eğitim ve Mutluluk (Kitap Yayınevi) kitabını okurken bir daha düşündüm bu konuyu ve düşüncelerimi bu vesileyle bir kez daha dile getirme fırsatı buldum. 
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr