• BIST 106.702
  • Altın 146,549
  • Dolar 3,4864
  • Euro 4,1701
  • İstanbul 28 °C
  • Adıyaman 36 °C
  • Ankara 34 °C

Emperyalizm Vardır! Yıkım da.

Abdurrahman ÖZKAN

 “Kahrolson emperyalizm” sloganları  protesto gösterilerinde artık fazla duyulmaz oldu. N’oldu, emperyalizme? Bitti mi yoksa kabuğuna mı çekildi? Varsa eğer bir kabuğu, bir sınırı...

Hayır, emperyalizm vardır, hem de kendini daha acımazca gösteriyor. Bu acımasızlık Batıya hastır (uniq’tir). Rus, Çin ve eski imparatorluk yayılmacılıklarından çok farklıdır. Buyurgandır, saldırgandır, yıkıcıdır, sömürücüdür, çatışma ekici-sidir.

Yüzyıldan başlayarak yükselen Batı emperyalizmi I. Dünya Savaşı’ıyla ilk finalini yaptı. “Vahşi Batı” deyimi yaygındır ama “Vahşi Emperyalizm” demek de aynı kapıya çıkartır bizi. Işte emperyalist politika merkezleri dünyayı paylaşamamanın neticesinde ilk büyük savaşta birbirlerine karşı tüm vahşetlerini sergiledirler. Ancak savaş sonunda birbirleriyle anlaşmaları, sömürgelerle yaptıklarının tersine bazı makul ilkeler gözetilerek olmuştur. Versay Antlaşması’nda almanya’nın ağır yükümlülükler altına sokulmasına galip devletler heyetinden dahi itiraz sesleri yükselmiştir. (Ünlü iktisatçı J. M. Keynes gibi)

Emperyal güçlerin küresel oyun düzenini bozan Almanaya (ve Japonya) 2. Dünya Savaşı’yla burunları bir kez daha sürtüldü. Ekonomisi, silahlı gücü ve silah sanayisi kontrol altına alındı. (Nitekim Almanaya’da hala Amerikan askeri üsleri bulunmaktadır.) Atom ve hidrojen bombalarının Japonya’ya atılmasıyla Amerikanın üzerine sıçrayan kara lekenin temizlenmesi en azından daha az görünür hale gelmesi için yedi yıl Japonya’yı yöneten Amerikan valisi (Governer) eliyle Japonya’nın yaraları sarıldı, üretim sistemleri onarıldı. Japonya yeniden ayağa kaldırıldı adeta. Batı emperyalizmi, her saldırı için ‘demokrasi, insan hakları’ propagandası yapmasına rağmen, saldırı sonrası onarma ameliyesini hiçbir İslam ülkesi için göstermemiştir.

Sürekli bir tehdit ve saldırı hedefinde olan bir Hıristiyan ülke gsterilemez. Batı emperyalizminin hedefinde her zaman farklı bir din, anlayış, kültür ve politikaya sahip, Batıya karşı bir güç olan ya da olabilecek İslam ülkeleri olmuştur. Tabi istenildiği takdirde ensesine vurulup elindeki alınan, fakir-leştirilen Afrika toplumlarını da unutmamak lazım.

Batı emperyalizminin tarihi, saldırı ve sömürü tarihidir. Sömürü... Yani saldırılan ülkenin yeraltı, yerüstü ve insan kaynaklarından yararlanmayı daimi kılacak bir sistem... Bu sömürünün kolonyal, post-kolonyal olarak nitelenen (doğrudan ve yerli işbirlikçilerle) dönemleri oldu. Islam ülkeleri fiili sömürge yönetimlerinden ancak ikinci Dünya Savaşı sonrasında kurtuldular. Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri, Osmanlının gerilemesi ve çöküşüyle fiili sömürge durumuna düşlerken, Kuzey ve Güney Amerika, Afrikanın büyük bir kısmı ve Güneydoğu Asya ülkeleri yüzyıllarca sömürüldüler.

Dünya Savaşı sonrası sömürge ülkelerinin bağımısızlık ilan etmelerinden sonra, bu ülkelerin bir süre ulusal tarih, ulusal dil, ulusal kahramanlar icad edip bunlarla övünüp oyalanmalarına fırsat verildi, hatta teşvik edildiler. Sömürge ülkelerinde, daha doğrusu topraklarında kurulan bu ülkeler Batı ulus devletlerini örnek aldılar. Bu ülkeler, ırka, dine dile sınıra göre bir tanımı olmayan devasa kayalıklardan yontulmuş insan figürleri gibi, her yönüyle tanımlanabilir hale geldiler. Sınırları, dilleri, dinleri, mezhepleri ve kahramanları oldu hepsinin! Sınırları olmayan topraklarda sınırlar çizmek ya da var olanları değiştirmek: kin ve düşmanlıkları ekmek. Tüm bu dinamikleri de bir mezhebin, bir dinin, bir aşiretin ya da bir ırkın baskıcı iktidarıyla aktörlerini dönüşümlü olarak harekte geçirmek. Islam ülkeleri fiili Batı saldırıları sonrasında her daim bu ekilmiş kin, nefret ve ayırımların sarmalına girmekte, ürünlerini biçmektedir. Emperyalist sömürü devam etmektedir. Orta Asya’da, Ortadoğu’da, Afrikada emperyalizmin müdahale ettiği hertoplum toplum Batı emperyalizminin ektiklerini biçmektedir.

Zaman zaman bu ülkelerin insanının suçlandığına, sömürülmeyi hakkettiğine dair tartışmalar yapılmaktadır. Bu, emperyalist tahakkümü haklılaştıran anlayışı içselleştirmek, haklı görmektir. Güçlüye zulüm hakkını vermektir. Sosyal Darwinizmi onaylamaktır.

Emperyalizmin kurduğu sömürü sisteminde, toplumlar göreceli olarak her yönüyle bir yapılanma içine girerken, yeni çatışma dinamikleri oluşturur, bunlar da önemli yıkımları beraberinde getirir. Bu çatışma ve yıkımların önemli bir sonucu ise ailelerin, kültürlerin, insan ilişkilerinin parçalanması, insanların ev ve yurtlarını terkederek mülteci konumuna düşmesidir.

Mülteci... Yersiz, yurtsuz ve kimliksiz.

Emperyalistlerin müdahale ettiği her ülkede olduğu gibi, Suriye ve Irak’ta da görülen budur. Bir başka yazıda Türkiye’ye bu ülkelerden gelen mültecilerle ilgili soruna değineceğiz inşallah.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr