• BIST 106.862
  • Altın 144,260
  • Dolar 3,5260
  • Euro 4,1247
  • İstanbul 26 °C
  • Adıyaman 35 °C
  • Ankara 29 °C

En Büyük Tehlike İçimizdeki Dost Görünümlü Düşmanlardır

En Büyük Tehlike İçimizdeki Dost Görünümlü Düşmanlardır
Bediûzzaman Uyarıyor: En büyük tehlike dıştan gelen değil, içimizde bulunan ama sezilmeyen dost görünümlü düşmanlardır.
Vefatının yıldönümü münasebetiyle İKBAL-DER Başkanı Recep Elkansu’yla Bediûzzaman üzerine konuştuk. Elkansu, çok konuşulacak çarpıcı açıklamalarda bulundu.
           
Bediûzaman’ın bu ülkenin son yüzyılına silinmez bir damga vurduğunu ifade eden İkbal-Der başkanı Recep Elkansu, Osmanlının son yıllarını, Cumhuriyetin kuruluş yıllarını ve Türkiye’deki İslami gelişimi anlamak isteyen herkesin Said Nursi ile yollarının mutlaka kesişeceğini söyledi. Sayın Elkansu sorduğumuz soruları yanıtladı:
           
BEDİÛZZAMAN’I FARKLI KILAN EN ÖNEMLİ MOTİF NEYDİ SİZCE?
           
Bediûzzaman’ı farklı kılan elbette pek çok husus vardır. Ama zannımca bugün özellikle örnek alınması gereken iki hususiyetinin önemle üzerinde durulması gerekir. Bunlardan ilki; “Baki hakikatlerin fani şahsiyetler üzerine bina edilemeyeceği” inancıydı. Onun tebliği kendisine değildi. Kendi kişiliğini ön plana vermeden kişilerin nazarlarını iman hakikatlerini anlattığı risalelere çevirdi. Onun yazdığı risalelerde Said yoktur, iman hakikatleri vardır. Kitap merkezli bir oluşum kuran Üstadın farkı, şahsiyetinin faniliğine dikkatleri çekmesi ve baki hakikatlere sarfı nazar edilmesi gerektiğini fiili olarak ders vermesidir.
           
SAİD NURSİ ALLAH’IN OTORİTESİNDEN BAŞKA OTORİTE TANIMADI
           
Önemle üzerinde durulması gereken diğer bir nokta ise Said Nursi, güce asla boyun eğmedi. Bir elif gibi daima dik durdu. Güce boyun eğmesi için yapılan tüm girişimleri akim bıraktı. Zaten güce boyun eğseydi sistem onu da kendine benzetmiş olurdu. Takiye perdesine sığınma gibi bir politika da izlemedi. Kalbindeki neyse dilindeki o oldu. Yani Said Nursi’yi tanımlayacak olsam o; boyun eğmez bir muhalif, tavizsiz bir iman, çelikten bir irade, yılmaz bir cesaret ve ülke aydınlarının namusunu kurtaran bir mütefekkirdir. Güçten medet umanlar ve güce boyun eğenler onun aydınlık yolundan gidemezler.
           
SON YILLARDA RİSALELERİN SADELEŞTİRİLMESİNE YÖNELİK ÇALIŞMALAR İÇİN NE DİYECEKSİNİZ? BU NE ANLAM İFADE ETMEKTEDİR?
           
İyi niyetle mi başlatılmıştır bilemem, kimsenin niyetini okuyamam; ama bir gerçek vardır o da; Nursi’nin ifadelerinin bir çekiciliği vardır. Kendisinin en fazla üzerinde durduğu ve kesinlikle müsaade etmediği bir husustur ifadelerine müdahale. Aslına bakarsanız bir yazarın hiç istemeyeceği bir durumdur bu. Kendisinin müsaade etmediği ve hoşlanmadığı bu sadeleştirme işinin iyi niyet adı altında yapılması ona hakarettir. Üstadın yanında bulunmuş öğrencilerinin de bu konudaki tavrı nettir.     
İkincisi ve en önemlisi Risale-i Nur’lar, büyük bir medeniyetin dilini bugünlere aktarması bakımından büyük bir misyon üstlenmiştir. Yok edilmeye çalışılan ve inkar edilen bu bin yıllık medeniyet birikiminin dilini bugün ülkede anlayabilecek olanlar, sadece risaleleri orijinalinden okuyanlardır. Sadeleştirme bir tahrif hareketidir ve bundan dolayı da engellenmelidir.
           
PEKİ SİZCE SAİD NURSİ’NİN EN BÜYÜK TALİHSİZLİĞİ NEYDİ?
             
Onu anlayabilecek ve toplum sorunlarına sunduğu reçeteyi uygulayacak bir çevrenin olmaması hem onun için, hem bu ülke için hem de ümmet için felaket olmuştur. Onun için felakettir; çünkü düşünsenize “Bana ıstırap veren yalnız İslam’ın maruz kaldığı tehlikelerdir.” diyen biri. Ülke için felaket olmuştur; çünkü Kürd sorununun alacağı şekli çok önceden görmüş, ilgili yerleri uyarmış ve Kürdlerin reçetesi dediği bir eser yazmıştır. Onu anlayabilecek birilerinin olmaması diğer İslam ülkeleri için de felaket olmuştur; çünkü 20. yüzyılın hemen başında Şam’da verdiği hutbedeki öğütler bugün bile faaliyete geçirilse yaşanan bu acı olayların hiçbiri yaşanmayacaktır.
           
BU ESERLERİN İÇERİĞİNE KISACA DEĞİNİR MİSİNİZ? NELER DİYOR BU ESERLERDE?
           
Tabi kendisi bölgenin insanı, bölgeyi çok iyi gezmiş ve bu bölgeyi gayet iyi bilmekle beraber, bu bölgede çok erken yaşlarda nam salmış biri. Kürd aşiretlerine sükunetle birlikte okumayı tavsiye ediyor. Ümitsizliğe düşmemeleri gerektiğini, hurafelerden kurtulup dinin özünü anlamalarına yönelik dersler veriyor. Yine bu bölgede büyük misyonlar üstlenecek bir üniversite fikri var. Hutbe-i Şamiye adlı eserinde ise İslam toplumları arasındaki altı hastalıktan söz eder. Tüm geri kalmışlığımızı bu hastalıklara yükler. İlginçtir ki bu hastalıkların hepsi içtedir. Yani işte “dış güçler” diye faraziyeler öne sürmez. Avrupa Birliği’nden çok öncesinde Arap Cumhuriyetleri Birliği’nin olması gerektiğine değinir.
           
BİR ÜNİVERSİTE KURMA FİKRİNDEN BAHSETTİNİZ. NASIL BİR PROJEDİR BU?
           
Hayatını adadığı bu proje çok muazzam bir projedir. Bu fikri dillendirdiği dönemde İstanbul’da bile öyle esaslı bir üniversite yoktur. “Medresettüzzehra” adındaki bu üniversitede din ilimleri ile fen ilimleri birlikte okutulacak, yani birbirinden bağımsız değil mecz edilerek okutulacak. Böylece din adamlarının yobazlığının ve fen adamlarının dinsizliği önlenecek. Tabi böylece eğitim toplumu iki uç kısma ayırmayacak. Toplumda mektepli-medreseli ayrımı ve kavgası olmayacak.
           
MEDRESETÜZZEHARA’NIN EN DİKAT ÇEKİCİ BOYUTU ANTİ-ASİMİLASYONCU DURUŞUDUR
           
Bu üniversitenin çok farklı bir yönü daha var. Bu üniversite üç dilli bir üniversite. Kur’an’ın dili Arapça, buradaki milletin dili Kürdçe ve devletin dili Türkçe birlikte okutulacak. Bunlardan herhangi biri seçilecek değil, üçü de öğretilecek. Böylece İslam toplumları birbiriyle anlaşıp kaynaşabilecek. Kürdçenin ders dili olarak öngörülmesi göstermektedir ki bu üniversite anti-asimilasyoncu bir duruşa sahiptir.
           
ÜSTAD HÜKÜMETE NASİHAT ETTİ; AMA MÜDAHALE ETMEDİ
HOCAM SAİD NURSİ İLE HÜKÜMETLER ARASINDAKİ İLİŞKİYE DE DEĞİNEBİLİR MİSİNİZ? BU KONUDAKİ TUTUMU NASILDI?
             
Aslında geçen gün Üstadın öğrencilerinden Abdullah Yeğin ağabey sanırsam bu konuda güzel bir demeç verdi. Diyordu ki; “Üstad hükümetlere tavsiyelerde bulundu, nasihatler verdi; ama asla müdahale etmedi.” Şunu çok iyi anlamak lazım ki; Üstad gizli kapaklı bazı niyetler gütmedi. “Baharın gelmesini istiyorum ama getirmek elimden gelmiyor.” diyen mert bir insandı. Sarığını çıkar şapka giy diyen valiye “Bu sarık bu başla birlikte çıkar.” diyecek kadar davasında samimi ve cesur biri.  Böyle biridir Said Nursi. Hükümetlere açık mektuplar yazmış; ama kesinlikle siyasete bulaşmamıştır, güç ve mevkiye göz dikmemiştir. Onun tek derdi iman kurtarma meselesidir. Geriye kalan her şeye teferruat gözüyle bakar.
           
DIŞTAN DAHA BÜYÜK TEHLİKE, İÇTEKİ DOST GÖRÜNÜMLÜ DÜŞMANLARDIR
           
HOCAM SAİD NURSİ’NİN ÖZELLİKLE DİKKAT ÇEKTİĞİ BİR HUSUS, BİR TEHLİKE VAR MI?
           
Az önce de dediğim gibi tek derdi iman meselesi. Ama vefatına yakın Eşref Edip’le yaptığı bir röportajda şunları söyler: Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi mukavemet güçleşti. Korkarım ki cem'iyetin bünyesi buna dayanamaz, çünki düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cem'iyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ızdırabım, yegâne ızdırabım budur. Yoksa şahsımın maruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeğe bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate maruz kalsam da, iman kalesinin istikbali selâmette olsa!”
           
Burada geçen ifadelere herkesin dikkat etmesi gerekir. Bakın ne diyor; cemiyet düşmanı sezmez, kanını içen büyük düşmanını dost zanneder, diyor. Bu bakımdan çok uyanık olmamız, içimize sızan, dost görünümlü düşmana karşı uyanık olmamız gerekiyor.
           
HOCAM AKTARDIĞINIZ BİLGİLERDEN DOLAYI ÇOK TEŞEKKÜR EDERİZ. SON OLARAK BİR ŞEYLER DEMEK İSTER MİSİNİZ?
           
Said Nursi gibi bu toplumun temel taşlarından birini unutmadığınız için asıl ben teşekkür ederim. Son olarak diyeceğim mezarı yıkılarak cesedi bile rahat bırakılmayan bu büyük İslam ve millet kahramanının mezarı artık gün yüzüne çıkarılsın ve bu büyük cürmü işleyenler tarih önünde yargılansın…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr