• BIST 90.182
  • Altın 147,216
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • Adıyaman 8 °C
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara -1 °C

Evlilikte Baskılanmış Eş Rolü

Emine İDE

Evliliklerde yaşanan hayal kırıklıklarının altında yatan temel faktörün, eş olarak kabullenen kadının ve erkeğin rol kaybından kaynaklandığını düşünüyorum. Bu nasıl mı oluyor? Eş kaybolunca oluyor. Kaybolmak derken fiziksel kaybı kastetmiyorum. Evin içinde kadın da vardır erkek de vardır. Ama erkek babadır, ya da abidir ama erkeğin bir eş olma rolü siliktir. Kadın da annedir, abladır ama eş, sevgili rolü siliktir. Kadın, kocasının beklediği eş hissini bir eş rolünde değil, kocasına bir anne veya bir abla gibi davranarak baltalamıştır.  Erkek de kendisinden beklenen eş rolü yerine bir baba, abi rolünde davranarak, kadının duygusal ihtiyacını karşılamamıştır. Erkek, kendisine çocuk muamelesi yapan (her ne kadar iyi niyetle yapılırsa yapılsın)    kendisinde eş hissi uyandırmayan, kadını eş rolünde değil, anne, abla rolünde benimser. (farkında olmadan.) Aynı şekilde kadına bir baba, bir abi rolünde davranan erkek, kadının kocasına karşı besleyeceği eş hissiyatını yok eder.  Bu durumda kadın da erkek de duygusal boşluk yaşar. Bilinçaltındaki bu hayal kırıklığı, evliliklerde birçok problemin yaşanmasının temelini oluşturur.

Fiziksel olarak var olan ama duygusal olarak var olamayan eş, karşı cinste duygusal açlık oluşturur, kişiyi boşluğa iter. Bu boşluğun oluşturduğu arayış, kişiyi açlığını örtecek sosyal ortamlara, farklı etkinliklere itebilir. Bu arayış bir şekilde baskılanabilse bile, kişi kalbini derinliklerine sus pus kalmış bu arayışın tatminliğini ancak kalbine, duygu dünyasına doyum verebilecek bir eşin varlığı ile son verebilir. Kişi çoğu zaman bu durumun kendisinde oluşturduğu boşluğun farkında değildir ama mutsuzdur, tatmin olmamıştır.

 Evlilik, eşler arasında özel duygularla beslenir.(sevgi, saygı, aşk, emek, zaman ayırma, ilgi, güzel sözler…)  Bu nedenle, evlilik birçok kişi tarafından yaşanabilen ama çok az kişi tarafından keyifle sürdürülebilen bir birlikteliktir. Bu birliktelik, duygusal, zihinsel, ruhsal bağlarla bütünleştiği zaman bir bedende iki kişilik bir var oluşa dönüşür. Bu bütünleşmenin sağlanamadığı evlilikler birbirini anlamayan iki kişinin fiziksel beraberliğinden başka bir şey değildir.  Aynı ortamda bulunmak kadın ve erkeği yakın tutmaya yetmez - en büyük mesafeler fiziksel uzaklıktan ziyade birbirini anlayamayan iki zihin, iki yürek arasında yaşanan mesafededir-. Nice evlilikler vardır koca bir zamanı hapsetmiştir bünyesinde, ama o birliktelikte ne bereket olmuştur ne de huzur… Çekişmeler, kavgalar, bıkıp usanmadan birbirlerine yapılan laf sokuşturmaları ile o evlilik tüketilmiştir. Bu tüketilmişliğin temelinde, eş olan kişilerin eş olarak rollerini gerçekleştirememiş olması yatmaktadır diye düşünüyorum.

Davranışları yönlendiren, kişinin duygu ve düşünce dünyası değil midir?  Her durumda olduğu gibi evlilikte de kişiden beklenen şefkatli,  koruyucu tutumları sergileyebilmesidir. Ama tüm duygular olması gereken rolde olduğu zaman değerlidir. Doğru olan kadının ve erkeğin çocuklarına karşı sergiledikleri davranışları, çocuklarıyla sınırlamaları ve evin içinde kadın ve erkeğin eş, sevgili, arkadaş olma bilinçlerini daima canlı tutmaları,  birbirlerine eş olarak kalabilmeleridir. Mutlu evlilikler için bir ailede kadının erkeksi, anneci, ablacı rollerinden, erkeğin kadınsı, babalık abilik rollerinden uzak, olması gerektiği rolde düşünmesi ve o rolde davranması dileklerimle...

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr