• BIST 107.921
  • Altın 153,999
  • Dolar 3,8353
  • Euro 4,5054
  • İstanbul 7 °C
  • Adıyaman 0 °C
  • Ankara 5 °C

GÖÇ OLGUSU VE TÜRKİYE

Ayhan ŞİMŞEK

Göç ve göçmenler tek başına bir istatistiki mesele olmaktan öte insanı bir durumdur. Ve eğer gerekli altyapı ve sosyal sorumluluk alanı sağlanamazsa toplumsal bir sorun olur. Ki bu da hem göç eden insanlar için hem de göç edilen yerdeki yaşayan insanlar için büyük problemler oluşturur.

Günümüz Türkiye’si Osmanlı İmparatorluğu bakiyesi topraklardan gelen Türk ve Türk kültürüne bağlı kitlelerin göçleri ile harmanlanan bir nüfus yapısı ile kurulmuştur. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde hız kazanan bu göçler, Cumhuriyet’ten sonra da devam etmiştir. Bu göçlerin en dikkat çekici olanı Cumhuriyet’in “büyük mübadele” olarak bilinen Türk-Yunan nüfus değişiminin yaşandığı Lozan Mübadelesi olmuştur. Anlaşmaya göre nüfus değişimi din esasına dayalı olarak zorunlu bir biçimde gerçekleştirecektir. Türkiye'de sadece İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada’da oturan Rumlar, Yunanistan'da ise sadece Batı Trakya’da oturan Türkler mübadeleye dahil edilmemiştir. Anlaşma dahilinde 1923 yılında Yunanistan’dan Türkiye’ye doğru başlayan Türklerin göçleri, 1927 yılına kadar dalgalar halinde devam etmiştir. Bu süreçte mübadele ile 1.200.000 Ortodoks Hıristiyan Rum Anadolu’dan Yunanistan'a, 500.000 Müslüman Türk de Yunanistan'dan Türkiye'ye göç etmek zorunda kalmıştır. Anadolu, sonraki yıllarda da yakın tarihe kadar Balkanlarda yaşanan baskı, tehcir ve soykırımdan kaçanların sığınağı olmuştur.

Türkiye, devletin izni ile gelen “Türk soyundan gelen veya Türk kültürüne bağlı” bu tür göçmenlerden farklı olarak, dünyadaki düzensiz küresel göç hareketlerinden de nasibini almaktadır. Afrika veya Asya’daki ülkelerinden savaş, çatışma, insan hakları ihlalleri, açlık ve kıtlık gibi zorunlu nedenlerle Avrupa’ya ulaşmak isteyen ve iltica arayan kişilerin en önemli güzergâhlarından biri de Türkiye olmaktadır.

Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine yasadışı yollardan gitmek isteyenler Trakya bölgesinden karayolunu veya Ege bölgesinden deniz yolunu kullanabilmektedirler. Türkiye 1951 Cenevre sözleşmesini coğrafi sınırlama ile imzaladığı için Avrupa ülkelerinden gelmeyenlerin iltica başvurusunu kabul etmemektedir. Ancak, bir başka ülkeye iltica başvurusu yapanları, üçüncü bir ülkeye gidene kadar geçici mülteci statüsünde misafir etmektedir.

Türkiye uluslararası göç yollarının üzerinde bulunduğu için gerek karayolu, gerekse denizyoluyla Avrupa’ya gitmek isteyenler için önemli bir transit ülkedir. Son yıllarda Suriye’deki iç savaş nedeniyle Avrupa’ya geçmek isteyen Suriyeliler Türkiye’yi bir transit ülke olarak kullanırken, özellikle Birleşik Devletler Topluluğu ülkelerinden gelenler için Türkiye daha çok bir hedef ülke konumunda bulunmaktadır.

“Arap Baharı” denilen ve Ortadoğu’da birçok devleti etkileyen halk ayaklanmaları en son 2011 yılında Suriye’ye sıçramış ve günümüzde de devam etmektedir. Suriye’deki olaylar bir iç savaşa dönüşmüş yüz binlerce insan yaşamını yitirirken milyonları bulan bir insan topluluğu da kitlesel olarak göç etmek zorunda kalmıştır. Bugün Türkiye’de 2 milyonu aşkın bir Suriyeli bulunmaktadır.

Bu 2 milyon Suriyeli kendileriyle birlikte kültürlerini getirdiler ve haliyle bulundukları yerlerde “öteki” olmaktan kurtulamadılar. Eğer toplumsal entegrasyon sağlanamazsa ilerde büyük problemler olabilir. Çünkü şimdi Türkiye’de yaşayan Suriyeliler, göçü birebir yaşamış ve bunun yıkıcı etkisini üzerlerinde hissetmektedir. Ama ikinci nesil bu etkiyi daha da az hissedecek ve toplumsal entegrasyona dahil edilmezse kendini “öteki” hissedecek ve talepleri farklı olacaktır.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr