• BIST 107.921
  • Altın 153,999
  • Dolar 3,8353
  • Euro 4,5054
  • İstanbul 10 °C
  • Adıyaman 2 °C
  • Ankara 3 °C

Gözlemler

Y.YAVUZYILMAZ

Siyasal analizi doğru yapmak Türk ve Kürt  toplumunun değişim dinamiğini doğru okumakla mümkündür. Yoksa sol -Kemalistler veya milliyetçi siyasal akıl gibi çözüme hiçbir katkısı olmayan ideolojik ezberlerinizin esiri olursunuz. İdeolojik ezber, siyasal önyargılar ve buna dayalı toplum analizleri tek boyutlu açıklamaları içerdiği için rahatlatıcıdır; ancak olayları doğru analiz etmeyi engellerler.

İlk olarak kabul etmemiz gereken gerçek, siyasal bir anlayış ve strateji oluştururken, son dönemin en popüler konusu olan, Cemaat üzerinden yürütülecek bir Ak Parti karşıtlığının geleceğinin ve getirisinin olmadığıdır. Cemaatin tabanı konusunda yapılan gerçeklerden uzak sosyolojik analizler tarafları yanıltmaktadır. Öyle görülüyor ki,cemaat tabanı bölünmüştür ve cemaatin aslında en büyük sorunu kendi içindeki çözülmenin yarattığı travmadır. Cemaatin Türkiye’deki oy skalasını konusunda önemli bir değişken olmadığı konusunu Yerel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde test ettik. Cemaat operasyonları sanıldığının aksine Ak Partinin muhafazakar-dindar tabanında da önemsenecek bir sarsıntıya yol açmamıştır. Muhafazakar-dindar zihnin cemaat iktidar çatışmasını okuması şöyle: Geçmişte beraber çalışmalarının nedeni Ak Parti İslami cemaatlerin önünü açma ve bürokrasiyle mücadelede cemaatin yetişmiş kadrolarından yaralanmak içindi. Şimdi Ak Parti cemaate karşı, çünkü cemaat Sünni-siyasal aklın merkezi kavramı olan devlet için tehdit olmaya başladı ve İslam düşmanlarıyla işbirliği yaptı.            

Muhalefetin “Geçmişte Ak Parti ile cemaat kol kola idi de şimdi neden karşı karşıya geldi” eleştirisini de bu olayda zaafı olmasına karşı kolaylıkla savuşturuyor Ak Parti. İktidarın tavrı, geçmişte Sol Kemalistler "F tipi" veya Bahçeli'nin "Okyanus ötesi" diye karşı çıkarken, şimdi neden Bank Asya'yı savunuyorlar sorusunun cevabıyla aynı. İşin bir tarafı da Ak Parti cemaatle ortak çalışırken de, karşı çıkarken de kazanmaya devam ederken, CHP ve MHP cemaate karşı çıkarken de, savunurken de kaybediyor olmalarıdır. 
               
Türkiye özelinde siyasetin dinamiklerini ve değişkenliğini iyi okumak gerekir. Bir taraftan tarihteki sürekliliği, diğer yandan değişimi ıskalamamak gerekir. Siyaset sanal alemdeki yüzeysel tartışmalar üzerinden değil,toplumda dipten gelen değişim taleplerine göre şekillenir. Bu yüzden toplumun siyasal,tarihsel ve kültürel aklını iyi okumak gerekir.

Bir başka önemli konu da seçim sürecine girildiğinde kullanılan dilin niteliğidir. Seçim bittiğinde yüz yüze bakacak insanlar eleştiride insaflı,ahlaklı ve düzeyli bir dil kullanmalıdır. Birlik derken anlaşmazlıkları daha da derinleştirmenin anlamı yok. Özellikle Kürt seçmenin yoğun olduğu bölgelerde seçime daha büyük bir anlam yüklenmekte; bu durum olası bir başarısızlık durumunda şiddet dili oluşturmaya zemin hazırlamaktadır.             

Siyasal bir yarışa girdiğinizde atacağınız her adımı destekleyen ve karşı çıkan olacaktır. Siyaset keskin tartışmaları, ideolojik karşıtlıkları kaldırmaz. Kürd siyasetinde PKK-HDP, Hüda Par ve Azadi de diğer siyasete giren gruplarda bundan azade değildir. Sorun Örgüt dilinin kısıtlayıcı,ideolojik,ötekileştirici  yapısını siyasal mücadeleye  taşımaktır ki, önemli bir sorundur.

Öyle görülüyor ki,büyük Kürt alimi Said Nursi'nin Kürtlerin sorunlarından biri olarak gördüğü ihtilaflar hala etkin,canlı ve çatışma üretecek derecede güncel. Galiba buradan başlamak gerekiyor. Zaten toplumda çatışmaya hazır bir siyasal iklim var;o halde ilk yapılacak olan bu iklimi besleyecek ve derinleştirecek retorikten uzak durmaktır.           

Kürtler siyasal birlik sağlayabilir mi? Kuşkusuz bu sorunun tarihsel ,ideolojik,kültürel ve dini sebepleri vardır. Birlik üzerinde çalışırken, Kürt toplumsal hafızasının dayandığı İslam-Şafi-Nakşibendi damarı gözden uzak tutmamak gerekir. Umarım Kürt siyasal aklı, siyaset dilinin dar ideolojik ve dışlayıcı kalıpları arasında sıkışıp, sorunu daha da karmaşık hale getirmez. Unutulmamalıdır ki, sosyal olayların ana belirleyici nedenleri içtedir ve başarısızlığın nedenleri öncelikle orada aranmalıdır. Eğer dışarıdan gelen manipülasyonlar içeriyi etkiliyorsa,bunun temel nedeni iç yapının manipülasyona açık olmasıdır.

Aynı etnik kökenden gelenlerin birlikteliği, çoğu kez aynı ideolojiyi ve inancı paylaşanlardan çok daha zordur. Şu halde birlik derken neyin  kastedildiği ve birliğin hangi paradigma içinde gerçekleşmesi istendiği üzerinde anlaşılmış olması gerekir. Bir liberal ve bir sosyalist veya bir dindar ve bir ateist hangi vasatta birleşeceği önemli bir konudur. Mesela "İslam birliği" ve "halkların kardeşliği" veya "Kürtlerin birliği" sloganları gerek içerik gerek uygulama anlamında çok sayıda belirsizliği içermektedir. Birlik herkesin kabul edeceği ortak ilkeler etrafında olması beklenir. İdeolojik parçalanmışlığın bu denli fazla olduğu fetret dönemlerinde ise bunu sağlamak oldukça zordur. 

Din dışında insanların beşeri olarak belirlediği ilkeler etrafında toplanmayı hangi ahlaki temele oturtacağımız da ayrı bir sorundur. Kaldı ki,çoğu kez dinin farklı yorumlarının da çatışma ürettiğini biliyoruz. Kur’an’da Müslümanların birbirleriyle çatışmaları konu edildiğine göre ,böyle bir durum tarihin her döneminde karşımıza çıkabilir. Yine de Müslümanlar için Allah'ın ipine sarılmaktan başka üst ilke ve birleştirici bir dil olabilir mi? Ancak Allah’ın ipine sarılmanın fiiliyata nasıl ve hangi yöntemlerle geçeceği kolay çözümlenecek bir konu değildir.             

İşin felsefi yönü ise, bir taraftan tekil yorumları benimsemeyip demokratik çoğulculuğa inanmak, diğer yandan birlik denilen ortak bir yoruma herkesi davet etmektir.

Kabul etmek gerekir ki,hali hazırda Kürt siyasetinin başat etkeni PKK-HDP çizgisidir. Diğer siyasal oluşumların çok büyük bir siyasal etkileri yoktur. Ancak siyasal sürecin aktif ve canlı olduğunu kabul etmek gerekir. Filistin mücadelesi ve Bosna direnişi başta olmak üzere, dünyadaki kurtuluş  mücadeleleri zaman içinde laik-sol bir çizgiden İslamcı bir çizgiye doğru evrilmiştir. Kürt siyasetinin uzun süre dünyadaki İslamlaşma sürecine karşın hala sol –laik parti tarafından sürdürüldüğünü iyi analiz etmek gerekir.               

Son dönemlerde ortaya çıkan ve entelektüel yönü fazla ançak halk desteği oldukça sınırlı olan Azadi  hareketinin "Kürdistanilik" adı altında kimlik siyasetini öne çıkarırken, HDP Eş başkanı Demirtaş’ın "Kimlik siyaseti yapmayacağız" demesi seçim birlikteliğinin çok kolay olmayacağını gösteriyor. Azadi kimlik siyasetini birleştirici olarak tek çıkış yolu olarak görürken HDP barajı aşmak için kimlik siyasetinden uzaklaşıyor ve Türkiyelilik nosyonunu vurguluyor. Görüne o ki, ittifak sağlansın sağlanmasın bölgede Ak Parti gücünü korumaktadır. HDP’nin barajı aşması Ak Partiye oy veren dindar muhafazakar Kürtlerle sağlıklı bir iletişim dili kurmakla mümkündür. Ancak HDP’nin siyasal anlayışının buna ne kadar elverişli olduğu tartışma konusudur.

Şunu açıkça belirtmek gerekir ki,hangi anlamda siyaset üretilirse üretilsin seçim yarışına girildiğinde en önemli rakip Ak Partidir. Ak Parti seçmenini bir kısmı Erdoğan veya Ak Partinin politikalarını benimsediği için, bir kısmı İslami konularda yaşanan rahatlamadan, bir kısmı bürokratik katmanlardaki değişimden, diğerleri de Ak Parti dışındaki partilerin başarısızlığından Ak Partiye yönelmektedir. Öyle görülüyor ki bu tabloda çok bir şey değişmemiştir. Ak Partinin gücünü koruması muhalefetin en önemli sorunlarından biridir.

Cemaat,MHP,CHP ve HDP’in siyasal anlamda başarılı olması için sadece Ak Partiyi eleştirmek yetmiyor olduğunu anlaması gerekir. Sanal alemdeki gibi içeriksiz Ak Parti eleştirilerini bırakıp,Ak Partiyi 13 yıla yakın iktidarda tutan değişimin dinamiklerini okumak gerekir. Türkiye’deki devasa toplumsal değişimin Sosyolojisini ve dindar –muhafazakarların değişim taleplerini ve beklentilerini okumadıkça, sadece toplumda karşılığı olmayan iyi retorik üretmekle yetinmek zorunda kalırsınız.                                                                    

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr