• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 22 °C
  • Adıyaman 26 °C
  • Ankara 21 °C

Halkımız Şimdi Suskun... Halkımız Hüzünlü...

Ayhan ŞİMŞEK

Hüzün, suskunluğun sütkardeşidir; ikisini de yalnızlığın memesi emzirir. Hep duygularımızdan söz ederiz; oysa duygular, bizim neyimiz oluyor? Ya da biz duyguların nesi? Örneğin babamızın oğluyuz; peki ya yalnızlığın, nesi oluyoruz? Peki ya özlemlerin, umutların nesiyiz? Öznesi mi? Nesnesi mi? Akrabası mı? Kardeşleri, dostları ya da kurbanları mıyız? Bazı insanların hamuru "yok sayılmakla" yoğrulmuştur. Onlar sadece, nüfus sayımlarında, seçim kütüklerinde anımsanırlar. Sanki yok sayılmanın bir gerekçesi olarak bu dünyada yaşarlar. Hiç kimse onları çağırmaz, telefon numaralarını istemez, protokol ya da davetlerde akla bile gelmez. Seçtikleri insanların kendileri ile ilgili alacakları yasalar bile haber verilmez. Habersiz ve çağrısızdırlar. Havada uçuşan sıfatların hiç birine tanıdık değillerdir. Sıfat sahiplerinin tanışıklığına bile yabancıdırlar. Hiçbir unvan, yaldızlı kartvizit, onların dünyaları ile ilgili değildir. Var sayılmayan, çağrısız insanlardır.

Her gün görülür, göz göze gelinir, yürürken çarpışılır, özür dileme ihtiyacı bile hissedilmez. Yok sayıldıkları içini his dünyasında da bulunmazlar. Bulutun gökyüzüne küsmesi gibi, sessizce akan insanların arasında gündelik işleri ile meşgul olurlar. Çığlıklarını kendilerinden başka kimse duymaz; ama onlar her çığlığa duyarlıdırlar. Gözyaşları, keşfedilmemiş bir doruktan sızan yağmur suları gibi sessiz ve habersiz dökülür. Acılarının müziği ne davul ne de teneke gürültüsüdür. Acılarını ses ve çığlık bile terk etmiştir. Hayat savaşının ortasında, silahsız cengâver gibidirler. Ne ödülleri vardır ne madalyaları; beklentileri de yoktur. Onlar, kendileri gibi olanların bakışlarıyla beslenir. Onlar bir değil, beş değil milyonlardır; Onlar halktır. Onlar hep vardır, olacaktır; ama yok sayılmışlardır Hava gibidirler, hem onlardan soluklanır, yaşam ve kazanç buluruz hem de unuttuklarımızda. Kendi düğünlerinde kendi eğlenceleri ile eğlenir; cenazelerinde kendi acılarını sessizce yaşarlar. Sevinçleri de sesiz hüzünleri de; Çığlıkları da sessiz kahkahaları da...

Kıyısından geçip gittiğimiz sönmüş yanardağ gibidirler. Yağmurda ıslanır, karlar altında kalırlar. Aslanlar, çıyanlar yuva yapar eteklerinde. Doruklarında kartallar uçuşur, diplerinde yılanlar sürünür. Her noktalarında farklı bir yaşama kaynaklık ederler. Onlar halktır...

Halkımız şimdi suskun... Halkımız hüzünlü... Yalnızlığın ve terk edilmişin memesiyle besleniyor. Verilen siyasal vaatlerin sahipsiz evlatları olarak, talih oyunlarından medet umuyor. Yok sayılan çağrısız kalabalıklar, kapanan fabrikaların duvar diplerinde ya da erkenden açılan kıraathanelerin dumanlı masalarında yarınını düşünüyor. Sağanak yağan yalanlar yağmuru altında şemsiyesiz dolaşıyor. Kentin bir tarafında yükselen eğlence gürültüsü, geri kalan tarafından yükselen açlık feryatlarını bastırıyor. Görsel medya, eğlence gürültüsünden yana. Açlık, yok sayılan halkımın kaderiyse, halkım açlığın nesi oluyor? Kurbanı mı? Açlık kurban istiyorsa eğer, bu halk olmamalı...

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr