• BIST 107.921
  • Altın 153,999
  • Dolar 3,8353
  • Euro 4,5054
  • İstanbul 10 °C
  • Adıyaman 2 °C
  • Ankara 3 °C

Hangi Dönemi Yaşıyoruz

Bilal AKGÜL

Medeniyetleri oluşturan temel saikleri dikkate almak, yaşanan sürecin bir adım sonrasını düşünebilmek ve pozisyonunu ya da bulunduğu mevziyi buna göre donatma arayışı en azından bulunulan mevzinin güçlenmesine katkıda bulunacaktır. 

Bulunulan mevzinin güçlendirilmesinin tabi ki çok boyutlu etkileri olacaktır. Bu etkinin ileriye dönük pozitif bir işlev görebilmesi ile içinde bulunulan süreci kavrama arasında bir paralellik olduğunu da vurgulamak gerek. 

Teşhis, kısa sürede tespiti yapılıp ortaya çıkarılabilecek bir durum olmadığı gibi, dönemin gereklerini bilip ona göre bir konum belirlemek de göründüğü kadar kolay bir şey değildir. 

Kolay değildir; çünkü bulunulan anın-sürecin genel atmosferini, ruhunu yansıtmaktan uzak birçok saikle her daim karşılaşmak mümkündür. Bazen, teşhis veya tedavide sahip olunan potansiyelin-durumun tam tersi gelişmelere yoğun olarak rastlanılabilmekte, olaylarla karşılaşılabilmektedir. 

Bu durum, hem özelde coğrafyalar için hem de genelde medeniyetler için geçerli bir durumdur. 

Somut örneklerimizden biri Endülüs’tür. İslam dünyasının en önemli kalelerinden olan Endülüs’ün düşmesi, İslam medeniyetinin, kimilerine göre fetret devrine girmesi anlamına gelirken, kimileri için de bir medeniyetin çöküşü olarak ifade edilmiştir. 

Çöküşün veya fetretin gerçekleştiği döneme baktığımızda Müslümanların siyasal olarak gösterdikleri mukavemetten ciddi olumlu sonuçlar aldıklarını, medeniyetle ilgili içine girdikleri krizin tam tersi dikkate değer kazanımlar elde ettiklerini görmekteyiz. 

Günümüz İslam dünyasında da umudumuzu köreltecek, karanlık senaryoları-komplo teorilerini haklı çıkaracak bazı gelişmelerin olduğu doğru. Teşhisinizin, meseleye nereden baktığınızla da yakından ilgisi vardır. 

Arap Baharı denilen süreci değerlendirmek, şu an içinde bulunulan dönemle ilgili teşhise katkıda bulunur kanaatindeyim. 

Görünen şu: Mısır, kısa süreli Mursi yönetiminden sonra yeniden eski dönemine döndü. Halkın barışçıl gösterilerini ne İslam dünyası ne de demokrasiyi dünyaya egemen kılmaya çalışanlar gördü. Süreç halkın, en azından görünürde, mevcut yönetime olan tepkisinin azaldığını ve muhalif kesimlerin süreci yönetmede üretken bir karşı koyuş ortaya koyamadığını gösteriyor. Görünen tablo bu. Tabi biz bu tabloyu ifade ederken ülkenin iç dinamiklerini ve dış faktörlerin süreçle ilgili çalışmalarını görmezlikten gelmiyoruz. Görünen tabloyu konuşuyoruz ve görünen tablo bu. 

Mısır için geçerli saikler Tunus için de geçerli. İç ve dış etkenler süreçle ilgili İslami kesimin

özeleştiri yapmasını doğurdu ve görünen hali ile eski rejim kalıntıları yıllar önce kazdıkları mevzilerini belli bir oranda da olsa korudular. Sürecin nereye evrileceği ise tarafların hareket kabiliyetlerine bağlı… 

Arap Baharının yarattığı rüzgârın Suriye, Bahreyn, Yemen ve diğer ülkelerdeki görünen durumu çok da farklı değil. 

İçinde yaşadığımız coğrafyada da, İslam dünyasının benzeri bir tablo oluşturulmaya çalışılıyor, medeniyetimizin göz bebeği olan şehirlerimiz talan ediliyor, tarihi eserlerimize zarar veriliyor, bir kaos ve kargaşa görüntüsü oluşturulmaya özen gösteriliyor. Yüzyılların eserleri bir bir gözümüzün önünde yakılmakta, sokaklar harabeye çevrilmektedir. 

Tablo çok da iç açıcı değil… Peki, durum bundan mı ibarettir? 

Görünen veya özellikle oluşturulmaya çalışılan bu tablonun İslam dünyasının yaşadığı dönemi anlamada yetersiz kaldığı kanaatindeyim. 

Batılın Hakkı mağlup etme adına ayak oyunlarının eksik olmayacağı aşikâr olduğuna göre görünenin ötesinde, dipten gelen dalgayı görmek, oluşan ruhu anlamak, daha sağlıklı bir teşhise katkıda bulunacaktır. 

Yenilgi travması, son iki yüzyılda İslam dünyasını anlamada mihenk taşı oldu. Oluşturulan dilden, savunma mekanizmalarına; mevzilenme şeklinden, gündemindeki mevzulara kadar, her kulvarda itici güç oldu bu travma. 

Son elli yılda ise farklı özellikleri ile İslam dünyasında bir uyanış halinin, bir özne olma bilincinin geliştiğini, dipten gelen dalganın yeni bir dirilişe işaret ettiğini söyleyebiliriz. 

Arap Baharını Müslüman toplumların sokakları kolaçan etmesi olarak okumak niçin mümkün olmasın ki? Yine ‘dünya beşten büyüktür’ tabirini pekâlâ bir meydan okuma işareti olarak görmek mümkündür. Bu cümlenin özne olma ruhunu-bilincini yansıttığı pekâlâ söylenebilir. 

Meseleye salt siyasi bağımsızlık süreci ile ilgili bulunulan pozisyonu merkeze alıp bir sonuca gitme çabası kanaatimizce yetersiz kalacaktır. Endülüs ile ilgili verdiğimiz örnek buna tersten bir örnek olarak verilebilir. Siyasi bağımsızlığın olmaması tek başına dirilişin belirleyicisi olmaz. Öyle ki siyasi bağımsızlık bile; ancak bir diriliş ruhu sayesinde hedefine ulaşabilir.

 

Siyasi kazanımların yaşanılan travmayı ve alttan alta meydana gelen çürümeyi saklamaması gerektiği gibi… 

İslam dünyası görünen birçok olumsuzluğun yanında yeni bir dirilişin sancılarını yaşamaktadır. 

Bu dirilişin meyveye durması bir süreç işidir. Süreci içteki ve dıştaki düşünsel ve fiili çatışmalar etkileyecektir. Bu durumun sonuç üzerinde kalıcı bir etkide bulunmayacağı, sadece süreçte kısmi bir gecikmeye neden olabileceği kanaatindeyim. 

Toplumların özne olma bilincini kazanmaları, bazen uzun bir zaman alabilmektedir. Bu bilinç kazanıldıktan sonra ise oluşan dinamizmin önünde durmak kolay değildir.

İslam dünyasında meydana gelen fiili çatışmaların artışında (aynı durum ülkemiz için de geçerli) medeniyet olarak sahip olduğumuz potansiyelin yanında, gelişen özne bilincinin önüne geçme düşüncesinin de ciddi bir etkide bulunduğu kanaatindeyim.

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr