• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Adıyaman 29 °C
  • Ankara 22 °C

Hayatın Kanıksanan Yanlarına Dair

Bilal AKGÜL

Fani âlemden baki âleme göç eden kardeşim Ramazan Çetin’e ithaf

“Hayat, iman ve mücadeleden ibarettir.” Amenna. İman, diriliği, mücadeleyi, sabrı, sebatı, iliklerine kadar kabullenmeyi, yaşamayı gerektirir.
Mütevazı bir mekânda, elinde mücadelesinin materyali olarak gördüğü dergisi, yaşadıklarının zorluğunu sembolize eden bir koltuk değneği ile göz göze gelmiştik ilkin.
İlkin, siluetine şahit olduğum semboller, bir ömrün zorluklarını anlatmaya yetmiyor gibi görünse de, kısa bir muhabbet, adeta imanın imkâna dönüşme senfonisine dönüştü bende. Çetin mücadelenin…
Bir araya geldiğimizde imanı kavileştirme, her muhabbetimizin, her buluşmamızın adeta tek gündemi durumunda idi.
Evinin bahçesinde semaverde içtiğimiz çayın kokusunu güzelleştiren, belki de gündeminin ulviliğinin bir bereketi, bir yansıması idi. Sadece gündeminin değil, sabrının, tahammül sınırlarını zorlayan acılarının…
Bir vesile ile anlatmıştı… “Vücut ağrısı çekmeden, acı duymadan uyuyabildiğim tek bir gece yoktur.” diye.
Bir ömrün nerede ise her anını kuşatan, her anına rengini veren ve adeta sabır taşını çatlatan vücut ağrıları geçirmek…
Sonra isyan etmemek, köşesine çekilmemek, doğru bildiklerini dilinin döndüğü, anlayabildiği kadar anlatmak…
Kat edilmesi gereken bir yol, aşılması gereken bir engel varsa hiç tereddüt etmeden yola koyulmak; ancak istikamet üzere sebat eden bir bilincin eylemi olabilir.
“Her nefis ölümü tadacaktır.” Amenna.
Her nefse mukadder olan vuslat için neyi biriktirdiğimizin, neyi omuzladığımızın, her daim aklımızdan çıkarmamamız gereken temel bir ilke olması gerekmez mi?
Ölümü dikkate almadan alınan her kararın, her davranışın, her sözün yeniden sorgulanması gerekmez mi?
Sahi, “Sırça köşklerimiz, topladığımız madenler, elde etmek için uzun bir süre mücadele ettiğimiz mevkilerimiz, hayatımızın ipotek altında tuttuğumuz her yanı, gözlerden ırak zihnimizde inşa ettiğimiz mabetler, ‘fiyakasına tutunduğumuz zigguratlarımız’ın ne kadar farkındayız?”
Bir yazarımızın vurgusu ile “ Kur'an, hayata ve ölüme Yahudice bakışı ele alırken "bin yıl yaşamak için can atar" ifadesini kullanır. Bir Müslüman için öte dünya hayatı nasıl belirleyici bir öğe ise, Yahudice (düşünen, hareket eden) bir akıl için de bu dünya hayatı öylesine belirleyici bir öğedir.”
Yaşadıkları, Aliya’nın hayatının son demlerinde söylediği şu sözleri bana hatırlattı: “Ahireti özledim, artık Rabbime yürümek istiyorum" 
Dünya malına tamah etmeden, hayatı iman ve mücadele bilen bir bilinç ancak vuslat özlemini kanıksamadan, malı mülkü mabut edinmeden yol yürüyebilir.
Ölüm her an bir soluk alıp verme kadar yakınımızda iken, yükümüzü davamız dışında sınırlı tutabildiğimiz oranda menzile daha rahat bir şekilde varabiliriz. Kitab-ı Mübin’in imtihanların ağırı olarak yokluktan çok varlığı göstermesinin nedeni belki de budur. Yükün ağırlığı menzile yolculuğu zorlu kılar. Menzilin yolunun imtihanlarını ağırlaştırır, takatini keser.
"Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et."(Bakara 286)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr