• BIST 106.702
  • Altın 146,549
  • Dolar 3,4864
  • Euro 4,1701
  • İstanbul 28 °C
  • Adıyaman 36 °C
  • Ankara 34 °C

İbrahim (as) Kıssası ve Hayy Örneğinde Eğitim Ortamıyla İlgili Dersler

Bilal AKGÜL

"Ey Rabbimiz! Ailemden bir kısmını, senin hürmetli Beyt`inin yanında, ekinsiz bir vadide yerleştirdim -namazlarını Beyt`inin huzurunda dosdoğru kılsınlar diye-. Ey Rabbimiz! Sen de insanlarda mümin olanların gönüllerini onlara meylettir ve onları meyvelerle rızıklandır ki, onlar da nimetlerinin kadrini bilip şükretsinler." (İbrahim Suresi, 14/37).

Şüphesiz Kur’an kıssalarından hayatın her alanı için çıkarılacak önemli dersler mevcuttur. Bu yazımızda Hacer anamızla oğlu İsmail’in Mekke’ye hicretlerini bir eğitim ortamının oluşma süreci açısından ele almaya çalışacağız.

Bir kadın ve rivayetlere göre iki yaşlarında olan bir çocuk ıssız bir çöle, ne insandan ne de börtü böcekten bir varlığın iskân etmediği  bir yere niye yerleş(tiril)ir?

Evvelen rahmetli Şeriati’nin vurguladığı üzere tüm medeniyetlerin diriliş süreçlerinde “hicret” in ciddi bir etkisi vardır. Şeriati, yeni bir atılımın, yeni bir dünyanın, bireysel ve toplumsal hicretle mümkün olduğunu ifade eder. Bunun ihtilafsız örneği Peygamber (as) ‘in hicretidir.

Mekke’de tıkanan davet çalışmalarındaki tıkanıklığı aşmak, Müslümanların çalışmalarının daha hızlı bir ivme kazanması adına arayış içine giren Peygamber (as), Habeşistan, Taif ve benzeri bir kısım yerlerle kurduğu iletişimlerin ardından davetin-eğitim kurumunun- merkezini Medine’ye taşımıştır. Ve fıtrata davetin hicretten sonra hızla dünyanın dört bir yanına yayıldığını görmekteyiz.

İşte bundan dolayı da Şeriati’ye göre  “her hicret bir inkılaptır.”
Hacer annemizin, kucağında yavrusu ile çöle düşmesinden ilk çıkarılacak ders; hicretin bir ıslah, bir dönüştürme kıvılcımı olmasıdır. Hayatın kolay görünen yanlarına tevessül etmeden, gerektiğinde rotayı çöle çevirebilmektir. Bundan dolayı da bir eğitim sisteminin temel ilklerinden biri “hicret ruhu” nu aşılayabilmesi, hicreti ilke edinebilmesidir.
Toplumsal ıslah atmosferi bu paralelde üzerinde durulması gereken bir diğer husustur. Nitekim mevzumuz olan İbrahim Suresinin ilgili ayetlerini bu minvalde değerlendiriyoruz.
İbrahim Suresi ile ilgili Vahidüddin Han’ın yaklaşımı dikkat çekicidir. Han’a göre: ”Tarıma elverişsiz bir vadi olan Mekke bölgesi insan nüfusundan tamamen yoksundu, dolayısıyla şirk kültüründen en ufak bir iz dahi bulunmuyordu. İbrahim (as)ın duasıyla kastedilen de buydu….Bir başka deyişle İbrahim (as) bilinçli şekilde şirkten azade bir yer seçmişti ki orada vücuda gelecek olan  nesil, şirkin etkilerinden arı bir ortamda yetişip tek ilahın gerçek inananları olsunlar”
Bugün ne yapmamız gerekir sorusuna Vahidüddin Han’ın cevabı yine bu kıssa çerçevesinde olur: ”Modern zamanlarda tüm yeni imkânları haiz bir eğitim merkezine ihtiyacımız vardır. Saf doğanın çevrelediği bir alanda kurulmuş, medeniyetin ayartıcı merkezlerinden uzak… bir eğitim merkezi… Meziyetli bireylerin böylesi izole bir yerde yetiştirilmesi, Hacer ve İsmail’in çorak, işlenmesi mümkün olmayan o bölgedeki ortamına tekabül ederdi, böylelikle dindarlıkları artar ve kuvvetlenirdi.
Tasarlanan bu eğitim merkezinden azami düzeyde yararlanmak için İbrahim gibi ebeveynler meziyetli yavrularını, onları ekonomik fırsatların cazibesinden uzaklaştırıp ellerinden gelenin en iyisini yapsalar dahi ahiretteki mükâfat tasavvuru hariç karşılığında bir şey kazanamayacakları bir çevreye terk anlamında kurban etmeye istekli olmalıdır… Bir yiğitler beşiği oluşturma… Söz konusu bireylerin varlığı kayda değer bir sayıya erişmedikçe İslam’ın dirilişine doğru gerçek bir adım atılamaz.”
Medeniyet tarihimizde eğitim ortamıyla ilgili dikkat çekici örneklerden biri de Hayy bin Yakzan örneğidir. Eğitimi, doğru bir eğitimi temelde önemli bir yönüyle çevreye dayandıran bu görüşe göre kişiyi tabiata, yeteneklerinin gerçeği kavraması, adım adım yükselmesi-kamilleşmesi için kendi başına bırakırken, tüm evrenin yaratıcının eseri olduğu inancına dayanır. Eğitimi, bir nevi tabiatın içinde tevhid bilincini kazanma olarak görür.
“Hayy bin Yakzan, laf ve izahtan çok yaşantıyı üstün tutar. Gerçek bilgi yakini olandır. Ve öğretimde en kestirme, en ikna edici usul da budur.”
Prof. Necmettin Tozlu, Hayy ’ın tek başına tabiatın içinde düşünülmesini, İslami özün zamanla gelenek ve adetlerle kaplanmış dış kabuğundan sıyrılmasını da temsil ettiğini dile getirir. Sapmaların, İslami olmayan kaynakların İslamiyet’e sızmasından kaynaklandığını ve bundan dolayı Hayy’ da önce inancı arı-duru bir şekle getirmenin kaçınılmaz olduğunu vurgular.
Verilen örneklerin toplumdan kopuk bir eğitimi savunduğu şeklinde bir eleştiri gelebilir. Ve bunun günümüz şartlarında imkânsızlığına dem vurulabilir. Ki yapılacak eleştirilerin haklılık payı da yok değil. Vurgulamaya çalıştığımız nokta eğitim ortamı üzerinde etkili olan dış faktörlerin eğitimin amacından sapmasına engel olmak, olumsuz faktörleri törpülemektir.
Gerek İbrahim (as) kıssasında gerekse Hayy örneğinde eğitim ortamının karakter inşasında belirleyici bir etkisinin olduğunu görüyoruz. Şirkten, yozlaştırıcı her tür dış etkenden arındırılmamış bir eğitim sisteminin ideal edindiği şahsiyeti inşa etmesi imkan kabilinde değildir.
Hele hele süfli beşeri kaygıları merkeze alan, zihinsel dinamizm deyince sınavların akla geldiği, eğitim atmosferi dendiğinde dünyevi ikbalin belirleyici olduğu bir eğitim çarkından geçenlerin medeniyetimizle intisabı zor olacaktır.

Kaynakça:

Vahidüddin Han, Kur’an’ın Çağrısı, çev. Civan Behiç Turan, Düşün yayıncılık, Ekim 2015

Prof. Dr. Necmettin Tozlu, İbni Tufeyl’in Eğitim Felsefesi, İnkılab Yayınları, Aralık 1993

 

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr