• BIST 106.702
  • Altın 146,549
  • Dolar 3,4864
  • Euro 4,1701
  • İstanbul 28 °C
  • Adıyaman 36 °C
  • Ankara 34 °C

İhtilaflarımız Bizim Neyimiz Oluyor?

Bilal AKGÜL

 

İslam medeniyetinin diriliş süreçleri ile gücünü yitirip zayıfladığı zaman gündemini oluşturan mevzuları incelediğimizde, sorunlarına yaklaşım tarzı, farklı düşüncelere gösterdiği tahammül, oluşan hür ifade atmosferinin önemli bir farklılık arz ettiğini görüyoruz.

Bu durum sadece İslam Medeniyeti için geçerli olan bir durum değildir. İlim-teknoloji ve düşünce merkezi olma vasfı kazanan tüm medeniyetlerin-toplumların ortak özelliğidir.

İstisnai vakaları kaide haline getirmeden yapılacak ‘medeniyet atmosferi’ yoklamalarında, medeniyetlerin yükselme dönemlerinde, ihtilaflara karşı tahammülün, bunlara fikri mukabelede bulunmanın ön plana çıktığı görülürken, medeniyetlerin gerileme dönemlerinde ihtilaflara daha keskin, yer yer aykırı bulunan düşüncelerin şiddetle bastırılmaya çalışıldığını görmekteyiz.

Sokrates’in uğradığı akıbet düşüncenin yarattığı etki açısından önemli bir örnektir. Alelacele zehir içirilen Sokrates’in savunma yapmasına, konuşmasına çok müsaade edilmemiş, konuşmasının sürmesi halinde insanların onun anlattıklarının cazibesine kendini kaptırıp ikna olacakları korkusu ile yarım yamalak yapılan bir yargılama idama mahkûm edilmiştir.

Dün Avrupa Birliği’ne katılma konusunda olumlu fikir beyan edenlerin gerekçelerine baktığımızda ‘özgür bir atmosfer’ düşüncesinin etkili olduğunu, dolayısıyla tek tipçi bir düşünce atmosferine karşı olmanın bu kanaate varmalarında etkili olduğunu görüyoruz. Nihayetinde AB’ye katılıma olumlu bakanlar, fikir özgürlüğünün hâkim atmosfer olduğu bir coğrafyada, hak düşüncenin gelişip serpilmesine katkıda bulunacağı düşüncesi ile sürece yaklaşmışlardır.

Akademisyen Mehmet Özdemir’in şu ifadeleri çarpıcıdır: ”Endülüs’ü medeniyet bakımından sıçrama yapmaya iten temel saiklerden biri çok aykırı da olsa düşüncenin ifadesinin, yayılmasının problem olarak görülmemesidir. Ulemanın geneli yapılan fiilin cezasının ölüm olduğunu ifade etse de âlimin fikirlerini ifade etmesinin kısıtlanmamasıdır”*

Günümüz Müslümanlarının ihtilaflı meselelere yaklaşımlarına, duruşlarına baktığımızda, çok da iç açıcı bir tablo ile karşılaşmadığımızı belirtmek isterim.

İslam dünyasının şu an içinde olduğu şiddet sarmalının ve tekfir modasının temel nedenlerinden biri olarak fikri zayıflığın, düşüncesini savunmadaki yetersizliğin etkili olduğunu düşünüyorum. Şiddet, düşüncesine güvenemeyenlerin her daim başvurduğu bir silahtır (Burada Filistin benzeri fiili işgale uğramış coğrafyaları kastetmediğimizi belirtmek isterim). Bu durum aynı zamanda bir korku psikolojisinin de ürünüdür. Düşüncelerinin çürütülme korkusu…

Etiketleme, hakaret etme, proje görme, kesip atma yaklaşımlarına baktığımızda, karşı fikri ilmi delillerle çürütme yerine, saldırgan bir tavrın sergilenmesinde, fikri yetersizliğin telafi telaşesinin etkili olduğu söylenebilir.

Gazali’nin felsefecilerle ilgili yaptığı eleştirinin sürecini hatırlayın.

Çoğu kez cımbızla bazı konuşmaları, cümleleri alıp, cümlenin önüne arkasına bakmadan hakaret sıralama, tekfir etme, eğer farklı bir niyet yoksa ilmi yetersizliğe delalettir.

İslam dünyasının onca meselesi dururken, çok tali meseleleri gündemleştirip, asli meselelerin gündeme gelmesini dolaylı da olsa engelleme ise ayrı bir problemdir. Sıkıntılı bir durumdur. Fakat bu bile ihtilafların rahmet boyutunu görmezden gelmeyi gerektirmez.

Yaygınlaşan kitle iletişim araçlarını “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve parçalanmayın!” (Âl-i İmran, 103) ayetini merkeze koyup ihtilaflarımızı, farklılıklarımızı rahmete dönüştürme dururken, fikri farklılıklarımızı ümmetin yaralarının kangrenleşmesine neden olacak bir şekilde yaygınlaştırmanın İslam’a hizmet olmayacağını düşünüyorum.

Medeniyetimizin yeniden dirilmesinin, farklılıklarımıza tahammül etme ve karşı düşüncelerimizi bilgi merkezli bir yöntemle ifade etme ile yakından ilgili olduğu kanaatindeyim.

Bediüzzaman’ın “ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz asla…” cümlesine bir de ihtilaflarımız açısından bakmanın faydalı olacağını düşünüyorum.

*Endülüs Müslümanları (İlim ve Kültür Tarihi), Doç. Dr. Mehmet Özdemir, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1997, sh.42-43

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr