• BIST 107.921
  • Altın 153,999
  • Dolar 3,8353
  • Euro 4,5054
  • İstanbul 10 °C
  • Adıyaman 2 °C
  • Ankara 3 °C

İhtisaslaşmak Kendini Sınırlandırmak mıdır?

Bilal AKGÜL

Kimileri için sorunun kendisi bile abes görülebilir. İhtisaslaşma, kapitalist kültürün bir dayatması mıdır? Gelişen teknoloji ve artan bilgilenme kaynaklarının zorunlu hale getirdiği bir durum mudur? Yoksa bunlardan daha farklı bir ihtiyaç mıdır?

Kapitalist etkiyi ön plana çıkaran teze göre, sürekli üretme ve ürettiğini daha geniş kitlelere ulaştırma amacı, hem daha çok üretme hem de üretimde insan unsurunun etkisini azaltma adına, üretilenin belli bir parçası-kısmı üzerinde uzmanlaşmayı dayatmaktadır. Mekanik üretimi önceleyen bu teze göre, mekanizmanın tamamı üzerinde inisiyatif kurma mümkün görünmediği için kişilerin sistemin bir parçası üzerinde uzmanlaşmasını, bir nevi, zorunlu kılmaktadır.

 Sadık Battal’ın ‘azmanlaşma’ tabirini kullandığı uzmanlaşma bu olsa gerek.

Rahmetli Ali Şeraiti’nin kapitalist anlayışa en esaslı eleştirileri yaptığı noktalardan birisi sanırım burasıdır. Yol geçmeyen bir dağın başında ikamet eden kabile reisine otomobil sattıran anlayış… Ya da Kuzey kutbunda yaşayanlara buzdolabını bir ihtiyaç olarak kabul ettiren…

Şeriati’ye göre otomobil fabrikasında çalışan bir işçinin günlük işi banttan geçen aracın üç vidasından ikisini sıkıp bir vidasını gevşek bırakmaktır. İşçinin gün boyunca yaptığı iş bu. İki sık bir gevşek bırak. Böyle bir uzmanlaşmanın uzun vadede kişinin düşünme melekesini, davranışlarını; hatta rüyalarını dahi meşgul etmesi imkân dâhilindedir.

Kapitalist sistemin uzmanlaşma anlayışı, üzerinde durulması ve olası yan etkileri için gerekli tedbirlerin alınmasının elzem olduğu bir mahiyettedir.

Bilgilenme araçlarının çoğalması ve nerede ise bilgiyi toplama anlayışının terk edilip, bilgiye ulaşma yollarının öğretimin merkezine yerleştiği günümüzde, uzmanlaşmaya kem gözle bakılması kendi içinde tutarlı bir yaklaşım olarak görülebilir. Bunda internetin oynadığı rolü düşünün.

Gerek kapitalist kültürün dayatmaları, gerekse günümüzde bilgilenme yollarının sağladığı imkânlar, uzmanlaşmaya kem gözle bakmak için yeterli midir?

Bize göre değil.

Uzmanlaşmanın gerekliliği ile ilgili realitemizin bize gösterdiği biraz da trajik.

Eğitim kurumlarımıza ve informel eğitim çalışmalarımızın dayandığı eğitim müfredatına baktığımızda, bu çalışmaların oluşturduğu eğitim atmosferine göz attığımızda, tüketim anlayışının (bilginin veya elindeki herhangi bir şeyin) ve ‘potporik bilginin’(bilginin kaynağı olarak kitapları değil google’ı görenleri düşünün ) kullanılan yöntemin ana rengini oluşturduğunu görüyorsunuz.

Eğitimin her aşamasında (ilkokuldan üniversiteye), gerek şahsiyet eğitiminde gerekse branş eğitiminde, toplumun dünya görüşünün özelliklerini yansıtmaktan uzak bir görüntü oluşturması, sorunun boyutunu açıklar kanaatindeyim.

 Potporik bir eğitim sürecinin kişiye kazanımının problemli olması kadar, sürecin sonucunda ortaya çıkan eğitim ürününün kalites(izliğ)i de ciddi bir problem teşkil edecektir.

 Peki, çözüm ne?

 Çözüm, başta eğitimciler olmak üzere, iş sahasındaki her bireyin alanı ile ilgili İslam’ın dünya görüşünün asgari bilgisine sahip olmasıdır. Yani şu: Bir eğitimcinin öğrencisinin hayatını mensubu olduğu toplumun dünya görüşü çerçevesinde dönüştürebilecek, yol haritasını oluşturabilecek oranda bilgiye-donanıma-tecrübeye sahip olmasıdır.

Bunun içinde popüler-günübirlik okumayı bir kenara koyup uğraşı alanının-mesleğinin temel eserlerini tekrar tekrar okuması, tahlil etmesi şarttır.

Eğitimcilerimizin performansına bir de bu minvalden bakın.

Görsel alana, İslami dünya görüşü ile donanmış bir sanatkârın-eğitimcinin yaklaşımı ile seküler anlayışla donanmış bir sanatkârın-eğitimcinin yaklaşımı arasında ciddi bir mahiyet farkı olacaktır.

Eğitimle Diriliş Projesi’nin (EDİP) yazı yazma ile ilgili ilkesini referans alarak şunu söyleyebiliriz: Her eğitimcinin alanıyla ilgili ( İslami dünya görüşü çerçevesinde) günlük ihtiyaçlarını karşılayacak, sorunlarını çözecek kadar alan-branş bilgisine sahip olması şarttır.

Bu minvalde, hem alanla ilgili sahip olduğumuz bilgi düzeyini hem de okumalarımızın yönelimini (mesleğimizin icrası için gerekli bilgi temelini) gözden geçirmemiz gerektiği kanaatindeyim.

Sahi, bu çerçevedeki bir okuma kendini dar bir alana hapsetmek midir? Yoksa günlük ihtiyaçların, mesleki ve uhrevi sorumluluğun dayattığı bir zorunluluk mudur?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr