• BIST 102.482
  • Altın 146,654
  • Dolar 3,5204
  • Euro 4,1865
  • İstanbul 25 °C
  • Adıyaman 30 °C
  • Ankara 20 °C

İman ve İstikamet

Bilal AKGÜL

 İstikamet, ilahi buyruk gereği üzerinde hassas olmamız gereken bir özelliktir. Bugün hangi problemimize el atmak isterseniz atın temelde, mizanın dengesinin bozulmasının, istikamette kalma ile ilgili hassasiyetin zayıflamasını görmek mümkündür.

               

Sahabi Süfyan bin Abdullah (r.a.) bir gün Peygamberimize geliyor,”Ey Allah’ın Elçisi” diyor;

               

”İslam’a dair bana öyle bir şey söyle ki, o hususta sizden başka hiç kimseden sormaya ihtiyaç duymayayım.” Peygamberimiz ona cevaben; ”Allah’a inandım de, sonra istikamet üzere (dosdoğru) ol” buyuruyor. (Riyazü’s Salihin Tercümesi, DİB Yayını, C.1,H.No:85)

               

Yine rivayetlere göre sahabelerin kendi aralarında yaptıkları sohbetlerden sonra birbirlerinden ayrıldıklarında Asr Suresini okudukları ifade edilir. Asr Suresinin belirgin özelliklerinden biri, istikamette kalma üzerine bina olmuş bir yol haritası olma niteliğine sahip olmasıdır.

               

Sure, bu yönüyle hem istikamet tutmanın hem de istikamette kalmanın mihenk taşlarından biri olarak görülebilir.

               

İmanı, kurtuluş reçetesinin ilk somut adımı olarak görüyorsak, sonraki süreçlerin tamamını istikamette kalma ve istikameti sağlamlaştırma süreçleri olarak değerlendirmek mümkündür.

               

Tam da burada Hud Suresini hatırlatmanın yerinde olacağı kanaatindeyim: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”. Elmalılı, süreci yorumlarken istikametin Peygamber (a.s)’in kendisi ile ilgili boyutundan çok ümmet ile ilgili boyutunun ön plana çıktığını ifade eder. Çünkü ayetin devamındaki: ”…Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar “ ifadesi ile tüm Müslümanların emrin kapsamına dâhil edildiğini ifade etmektedir.

               

Bugün Peygamber (a.s) in ‘beni ihtiyarlattı’ dediği Hud suresinin yarattığı sorumluluğun ağırlığını biz Müslümanlar ne kadar hissetmekte, sorumluluğun gereklerini yerine getirme cehdini ne kadar gösterebilmekteyiz?

               

Sanırım sorun biraz da şu: İşin ciddiyetinin yeterince farkında olmamakArtık önemli bir oranda sahip olduğumuz kültürün bir parçası olan ve kimi zaman alışkanlık halini aşamayan uygulamalar ve vahyin ruhundan uzak yaşam biçimimiz “iş”in ciddiyeti konusunda bizi edilgen bir duruma düşürmektedir.

               

Oysa iman eden her kişinin hayatının tamamında istikamet üzere gayret etmesi, tefekkür etmesi, istikamette kalmanın yolunu yordamını araştırması ve bu çabasını bir hayat düsturu haline getirmesi gerekmez mi?

               

İstikamette kalma ile ilgili önemli bir risk, duyguların kontrolü konusunda sahip olunan cevvaliyettir. Özellikle kitle iletişim araçlarının hayatımızı önemli bir oranda bağımlısı yaptığı günümüzde bu potansiyel riskin ciddiye alınmasını salık veririm.

                Bilgi pazarlamanın bin bir türlü farklı yolunun-imkânının oluştuğu zamanımızda istikamette kalmak adeta ‘kıldan ince kılıçtan keskin’ sırat üzerinden geçmek gibi olmuştur. Ya da ‘ateşten bir koru elinde tutmaktan’ farklı değildir.

               

Buna bağlı olarak ortaya çıkan bir diğer risk ise dünyevileşmedir. Tüm eşyaya bakışımızda olması gereken adalet mefhumundaki terazinin dengesinin bozulması, çok riskli durumlarla ilgili yaklaşımlarımızı, davranışlarımızı, üslubumuzu bile sıradanlaştırabilmekte, tehlikenin farkına varamamamıza neden olabilmektedir.

               

Kimi ilim erbabına göre, imanın sabit olmadığı, azalıp artma özelliğine sahip olduğunu ifade eden ilahi buyruğun dikkate alınmasını istediği temel husus istikamettir. İstikamet dediğimiz de bu yönüyle ibrenin dikkatle takip edilmesi, her zaman üzerinde titrenilmesi gereken bir hasletimizdir. Namazın vakitleri ve muhtevası bu anlamda üzerinde tefekkür edilmesi gereken bir özelliktedir.

               

“Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et."(Bakara 286)
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr