• BIST 108.489
  • Altın 152,547
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 16 °C
  • Adıyaman 13 °C
  • Ankara 4 °C

İslam Kan Ağlıyor, İslam Devleri Sessiz

Ayhan ŞİMŞEK

Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Arap Coğrafyasındaki topraklarının paylaşımı sonrasında gündeme gelen Filistin sorunu günümüze kadar gelmiş ve Filistin’de yaşayan Müslümanların, egemen devlet İsrail’in politikaları altında gün geçtikçe daha da zora düşmüşlerdir. 1948’de İngiltere’yi Ortadoğu’dan çıkarmayı hedefleyen ABD ve Sovyetler Birliği’nin desteğiyle İsrail devletinin kurulması ile Araplar, bu devlet karşısında ne yapacaklarını bilemediler.

İslam’dan önce Yahudiler ve Araplar bir bölgede yaşıyorlardı ve birbirlerine karşı mesafeliydiler. İslam’ın doğuşu ile birlikte Araplar bir devlet sahibi olduğu gibi Yahudilerin her fırsatta yeryüzüne gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin kendi soylarından olduğunu iddia etmeleri ve son peygamberin de böyle olacağını söyleyerek üstünlüklerini belirtiyorlardı. Çok tanrılı dinlere mensup olan Araplar, bu durum karşısında bir tepki veremeseler de, soydan gelen üstünlüğe inanıyorlardı. İslam’dan sonra büyük bir devinim gerçekleşmiş ve son peygamberin Araplara mensup oluşu Yahudilerin Araplara olan nefretini artırmıştı. Ama son iki bin yıla yakın bir sürede Yahudiler bir devlete mensup olamadıkları gibi bulundukları toplumlarda da genelde nefretle anılmışlardır.

İkinci Dünya Savaşı’nda Avrupa’da kıyıma uğrayan bir kısım Yahudilerin yankısı güçlü Yahudi lobisinin de etkisiyle ABD’de yankı uyandırmış ve Sovyetlerin desteğiyle de bugünkü İsrail Devlet’i 1948’de kurulmuştur. Arap Devletleri’nin koalisyon güçler kurarak yeni kurulan İsrail Devleti’ ne bir savaş açmış olsalar da, ABD’nin desteklediği İsrail bu savaşları kazanmış ve İsrail, Arap Devletleri’nin zayıflığını görmüştü. Bu durum İsrail Devleti’ni daha da durdurulmaz ve sınır tanımaz bir devlet haline getirmiştir. İki bin yıldır “ Vaat edilmiş topraklar “dan sürülmüş bir halk yeniden topraklarına dönmüş ve bir devlet kurmuşlardı. Arapların yenilgisi Filistinliler için tam bir cehennem olmuştur. Çünkü İsrail politikaları işgal ve ilhakı sonuna kadar kullanıyordu.

 Bu zulüm karşısında sessiz olan dünya devletlerini, 1987’deki intifada harekete geçirmiştir. 1987’deki intifada silahsız intifadaydı ve meydanlarda çocuklar vardı. Ellerinde silah olan İsral askerlerine karşı, ellerindeki taşlarla karşılık veren çocuklar bir anda dünyanın gündeminde yer aldı. Çünkü inanılacak gibi değildi, adeta ölüme gidiyorlardı ve hunharca öldürülüyorlardı. İsrailli askerlerin eline düşen çocuklara yapılan işkencelerde keza medyada işlenen haberler olmuştu. Bu intifada Filistin’e bağımsızlık getirdi ve BM’ temsilci bulundurmasına karar verildi. İsrail bundan sonra yaptığı hamlelerde politikasını değiştirmişti. Dünya’ya şu mesajı veriyordu; “ ben terörle mücadele ediyorum.” Çünkü 1987 intifadası silahsızdı ve İsrail çaresiz kalmıştı bu intifada karşısında.

Şu anki Ortadoğu siyasetine baktığımızda kelimenin tam anlamıyla İsrail için “ biçilmiş kaftan “ tarzı bir siyaset görüyoruz. Arap devletler birbirine düşman politikalar güderek ekonomilerini ve enerjilerini birbirlerine karşı silah ticaretine döküyor, DAİŞ denen bir bela almış başını giderken, Filistin kan ağlıyor. Tek çare var o da şudur; şu- bu demeden her türlü zulme karşı silahsız intifada. Bu intifadaya tüm Müslümanlar katılmalı. İslam devletleri demiyorum. İslam diyorum çünkü devletler ne yazık ki başka uğraşlar bulmuş kendine, bu zulme karşı kör ve sağırlar.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr