• BIST 93.287
  • Altın 212,715
  • Dolar 5,4738
  • Euro 6,1921
  • İstanbul 10 °C
  • Adıyaman 8 °C
  • Ankara 3 °C

İSLAMCILAR KÜSTÜLER

İSLAMCILAR KÜSTÜLER
İslamcılık bitti bitiyor derken, sağlam bir damar İslamcılığın biten bir şey olmadığını hatırlatmaya devam ediyor.

Çünkü İslamcılık ne siyasi alana endeksli bir şey ne de kişisel günahlara indirgenip asli unsurlarından azade edilerek tanımlanacak bir şeydir. Bugün için Müslüman olmanın ne demek olduğu üzerine kafa yorma ve yaşam tarzını bu minvalde şekillendirme olarak tanımlanan İslamcılık, tarihten bugüne muhalif bir hareket olarak devam edegeldi. AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte devletle barışan İslamcılar için yeni konum arayışları devam ediyor. “İslamcılar Nereye Koşuyor” kitabının yazarı Abdülaziz Tantik’le İslamcıların geldiği noktayı konuştuk. Tantik, görünürdeki İslamcıların Liberalleştiğini söylerken, gerçek anlamda İslamcılığı temsil eden insanların küstüğünü ve kendilerini ifade edecek bir zemin bulamadıklarını ifade ediyor. AK Parti’nin İslamcılara bir alan bırakmadığını da sözlerine ekleyen Tantik, yapılabilecek tek şeyin ahlaki eleştiri olduğunun altını çiziyor.

İslamcılığı nasıl tarif ediyorsunuz? Bunun genel bir tarifi var mı yoksa herkes inandığı şekliyle mi tarif ediyor?

İslamcılık bugün için dinin neyi ifade ettiğini anlama çabası olarak tanımlanır genelde. Ben de onu “bugün için Müslüman olmanın kaygısı nedir” diye tercüme ediyorum kendi lisanıma. Dolayısıyla İslamcılık bugün için İslam’ın nasıl anlaşılması gerektiğine yönelik bir kaygı olarak tanımlanabilir. Hepimizin bildiği gibi 1840’lardan sonra ortaya çıkan fikri bir akımdır. İlk zamanlar siyasi boyutu ön planda olmuş, daha sonra düşünsel boyutu da devreye girmiş. 60 sonrası ise yeniden siyasallık üzerinden ön plana çıkmış. İslamcılığın ortaya çıkmasındaki en büyük etken İttihad-ı İslamdır. İttihad-ı İslam Müslümanların birliğini sağlamak isteyen bir akımdır. Bu siyasal bir şeydir aynı zamanda. Ama bu proje hayatı bütünüyle siyaset üzerinden yürütmek anlamına gelmiyor. Modernliğin siyasete yüklediği anlamla, İslamcılığın siyasete yüklediği anlam kısmi olarak örtüştüğü için bu algı ortaya çıkıyor. Çıkış karakter olarak siyasal olsa bile, temelde oturduğu zemin, kültürel, düşünsel olarak Müslüman olmanın bugün neye tekabül ettiğini kavramsallaştırmak, modernliğin bütün saldırılarına rağmen muhalif bir tutumu ortaya koymak ve onun üzerinden kendini tanımlamaktı. Müslüman olmak nedir, modern olmak nedir sorusuna İslamcıların verdiği cevaptır.

SADECE SİYASİ BOYUTLA AÇIKLANAMAZ

İslamcılıkla siyasal İslam genelde birlikte anılıyor. Siyasal İslam İslamcılığın içinde bir alan mı, yoksa başlı başına İslamcılığı mı ifade ediyor?

Aslında bu biraz siyasal kavramının değişimiyle ilgili. Modernliğin siyasal kavramına getirdiği genişlik, her şeyi etki alanına almasıyla ilişkili olarak İslamcılığın siyasal boyutu, sanki diğer boyutları kapsar gibi düşünülüyor. Ama tabii ki öyle değil. Siyasallık, İslamcılığın içerisinde öne çıkmış, baskın karakter olmuş bir duruş. Biz 80’li yıllarda radikal İslamcılıkla ortaya çıktığımızda, siyasal olana mesafeliydik. Türkiye’de bu Seyyid Kutup’la birlikte ciddi bir şekilde tartışıldı. Önce devrimin yüreklerde olması gerektiğine dair bir vurgu; bireyin değişmesi, bireyin değişmesiyle beraber toplumun değişmesi, ondan sonra üst yapının yani siyasal olanın değişmesine yönelik bir bakış vardı. 2000’li yıllara kadar bu hep tartışıldı. Hiçbir dönemde İslamcılık bütünüyle siyasal olanın şemsiyesi altında görülmedi. 28 Şubat döneminden sonra İslamcılığın o kanadına yönelik ciddi bir devlet baskısı söz konusu olunca AK Parti doğdu ve AK Parti üzerinden o radikal İslamcıların bir kısmı siyasi olana entegre oldular. AK Parti’yle birlikte siyasal İslamcılık ön plana çıktı. Şu anda Tayyip Erdoğan’ın sesi, sözü İslamcılığın da en yüksek perdeden söylediği sözlerdir.

ERDOĞAN’IN DURDUĞU NOKTA İSLAMCILIKTIR

AK Parti’nin çıkış noktası İslamcılık değildi halbuki… Ama şimdi İslamcılık sanki AK Parti’de kilitlendi. Nasıl oldu bu?

Bunun devletin tutumuyla ilişkili olduğunu düşünüyorum. Devlet de refleks olarak baktı ki, İslamcılığın dışında ya da Müslüman olmanın dışında kurtuluş umudu yok. Sol tutmadı, milliyetçilik tutmadı, sağcılık tutmadı. Dolayısıyla burada domine edecek bir şey lazımdı. Tayyip Erdoğan bu anlamda hem Müslümanlar için hem de devlet için bir lütuf oldu. Dolayısıyla Erdoğan üzerinden İslamcılık devletle de bir şekilde örtüşmüş oldu. Bunu reddederler. Tayyip Erdoğan İslamcı değil derler. Nasıl İslamcı değil? Dünya beşten büyüktür derken, ya da İslam dünyasını birliğe davet ederken hangi müktesebat üzerinden söylüyor? Erdoğan’ın bütün kültür birikimi İslamcıdır. Erdoğan kendini direkt olarak öyle ifade etmese de sonuç olarak gelip durduğu nokta İslamcılık. İslamcılığın bu yükselişi, devletle barıştığı için geniş kitlelere yayılması, düşünsel olarak fakirleşme problemini de beraberinde getirdi.

ELİMİZDEKİ TEK İMKAN

-Hangi sebepten dolayı fakirleşiyor? “Bir söylem sadece siyasallık üzerine kurulmuşsa bu durumun doğası gereği ahlaki zafiyet taşıması normal kabul edilir” demişsiniz kitabınızda. Bu durumda İslamcılık ne kadar siyasileşirse, o kadar ahlaki zafiyet mi taşır?

İslamcılık, daha az siyasi olup, daha çok ahlaki olana yönelmek durumundadır. Siyasal olana çok fazla bağımlılık yaptığınızda siyasal olanın kendi doğası var. Bu doğa içerisinde düşünceye çok fazla yer verilmez. Dün bu adamlar namaz kılıyordu, oruç tutuyordu, ahlaklılardı, yalan söylemiyorlardı, haramdan sakınıyorlardı, bugün ne oldu da bunların önemli bir kısmı bütün bu değerlerden vazgeçti sorusunu sormak zorundayız. Bu iktidarın sunduğu nimetlerin çok cezbedici hale gelmesiyle ilişkilidir. Adam bir anda arabalara binmeye başladı, cebi para görmeye başladı, kendi geçmişini unuttu. Maalesef daha yeni yeni bu meseleler idrak edilmeye başlandı. Biz oturup İslamcılığı bir olgu olarak ele alıp, eleştirmek zorundayız. Bütünüyle kabul etmek zorunda değiliz zaten. Ama İslamcılığın bir imkan olarak hala elimizde yegane düşünce olduğunu da kabul etmek durumdayız, çünkü elimizde gerçekten başka bir şey yok. Gelenek bizi karşılamaz. Geleneğin taşıdığı düşünüş biçimiyle modernliğin taşıdığı düşünüş biçimi arasında uçurum var. Bugünkü gençler için gelenek aslında hiçbir şey ifade etmiyor. Gelenekle İslam iki ayrı dünya gibi duruyor. Nasıl izah edeceksiniz?

YOZLAŞMA YÜZDE DOKSANLARA ÇIKTI

Dünya sekülerliğe doğru gidiyor zaten, bunu sadece AK Parti iktidarına bağlamak doğru olur mu?

İslamcılık muhalif bir hareketti ve devletle çok fazla örtüşmezdi. Ve hep eleştirel bir tavır takınırdı. O yüzden de sürekli kavgalıydı. AK Parti süreç içerisinde devletle İslamcılığın psikolojisini uzlaştırdı. Psikolojik olarak uzlaşınca devlet meşru bir zemine geldi. Devlet meşru bir zemine geldiyse ve ben de devlette artık görev alıyorsam, devleti de zihnimde meşrulaştırmışsam, doğal olarak o imkanları kullanmak gibi bir meşruiyet de kendiliğinden geliyor. Modernizmle birlikte zaten bir yozlaşma vardı. İslamcılık ya da bizim İslami davet dediğimiz gruplar, bu yozlaşmaya karşı panzehir olarak faaliyet gösteriyorlardı, ulaşabildikleri insanları o tip şeylerden koruyorlardı. Sonra bu gruplar da siyasal olana eklemlenince, bu sefer daha iyiye, daha güzele daha ahlaklı olana davet edecek bir zemin kalmadı. Yozlaşma diyelim ki yüzde 50 olacaksa, yüzde 80-90’a çıktı. Yoksa bütünüyle tek başına bu değil. Hiçbir olgu tek başına bir tek sebebe bağlanamaz.

MODERNLİĞİ ANLAYAMADIK

İslamcılığın kendi içinde ne gibi sorunları var?

İslamcılığın temel sorunlarından bir tanesi müktesebatının olmamasıdır. Yani biz geçmişimizle, bizden önceki tarihle nasıl bir bağ kuracağımızı bilmiyoruz. Daha önce modernlik üzerinden bir bağ kurduk ve reddettik. Kaynaklara dönüş hikayesi biraz da bu tarihi ortadan kaldırıp direkt asrı saadete gidip dilediğimiz şekilde yorumlama imkanıydı. Oradaki bilgiyi buraya taşırken fıkıhta, kelamda, tasavvuf gibi ilimlerde bazı sorunlar yaşıyoruz. O dönemin sosyolojik ve psikolojik şartlarıyla bu dönemin şartları çok değiştiği için, bugüne uyarlanması gerekiyor. Ama önce olanın ne olduğunu doğru bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor. İşte bu çaba genelde biraz eksik kaldı. Ya bütünüyle orayı sahiplendik, gelenekselcilik dediğimiz akım doğdu ya da bütünüyle orayı reddettik, modernist bir tutum çıktı. Bir de ara formül olarak biraz modernlik biraz gelenek benimsenerek iki arada bir derede kalındı. Bu noktada ciddi çabaların ortaya konulması gerekiyor, hala sorun bitmiş değil. İkinci sorun, modernlik bağlamında bu dünya nedir, ne değildir, nereye akıyor sorusunun cevabını bulamadık. 60 sonrası İslamcılar modernliği anlamakta çok ciddi zorluklar yaşadı. 2000’den sonra okuduğumuz metinlere kendi üzerimizden baktığımız zaman, modernlikle daha doğru, daha kalıcı ilişkiler kurmaya yönelik bir hamle var. Ama hala neticelenmiş bir durum söz konusu değil.

ARAF’TA KALDILAR

İslamcılar bu sorunların farkında mı peki?

En önemli sorunumuz da kendimizi tanıyamamak zaten. Ne geçmişle bağımız doğru, ne modernlikle bağımız doğru. Araf’ta kalmışız ve bunu da kendimiz tanımlamıyoruz. Kendimizi doğru bir zeminde kabul ettiğimiz için de herkes kendini hakikatin miğferi olarak görüyor ve oradan da eleştiriyor. Halbuki öyle yapacağına arayış içerisinde olduğunu kabul edip, bu arayışın kendisini İslamcılıkla yeniden buluşturacak bir zemin olduğunu düşünmek gerekir. O zaman İslamcılık aslında meseleleri daha doğru bir perspektifle yeniden idrak etme ve yorumlama imkanı elde edecektir. Bunun da ufak ufak izlenimlerini görebiliyoruz. Çünkü hayat sizi bir şekilde tokatlaya tokatlaya doğruya taşıyor. Bir sürü insan şu anda sekir hali yaşıyor. Yarın bir gün aklı başına gelecek ve “ben ne yapıyorum” diyecek. Doymamışlık sorunu da var çünkü. Sosyolojik olarak söyleyecek olursak, periferiden merkeze doğru yürüyen bir insanın yani açken tok olmaya doğru yürüyen bir insanın psikolojik değişimini yaşıyor İslamcılar. Tok oldukça açken yaşadığı duyguları, düşünceleri vs. unutmak istiyor. Yeterli doygunluğa eriştiğindeyse “ne oluyor ya” demek zorunda kalacak. Çok yoğun, kitlesel bir şey olmasa da pratik anlamda böyle bir gidişat var.

İSLAMCILIK ELEŞTİRİSİNDEKİ GİZ

“Türkiye’de İslamcılık eleştirisi bir gizlemeyi ve bir getiriyi işaret ettiği için dikkatli olmakta fayda var” eleştiriniz de dikkat çekici. Nitekim bunu FETÖ kalemlerinden Ali Bulaç ve Mümtazer Türköne’nin başlattığı “İslamcılık bitti” tartışmalarında yaşadık. İslamcılık eleştirisi her zaman bu şekilde bir gizi veya getiriyi barındırır mı?

Bu nerede durduğunuzla alakalı bir şey. İslamcılık kendi içerisinde İslamcılar eliyle yapılacak bir eleştiriye muhtaçtır. Çünkü bu eleştiri olmazsa olmayacak şeylerdendir. Biz sürekli yorum yaptığımız için bu yorumların hakikate tekabül edip etmediğini takip etmek zorundayız. Ama bir de dışarıdan yapılan eleştiriler var. Mesela Olivier Roy’un 90’lı yılların ortalarında “siyasal İslam bitmiştir” tanımı var. Benzer bir şeyi 2010’larda Mümtazer Türköne’nin Ali Bulaç’la başlattığı tartışmada görüyoruz. Bunların hepsi bir boyutuyla hakikati ifade ederken, bir başka boyutuyla da gizlemeye yöneliktir. İslamcılık kendi içerisinde hala kendi sesini bulmuş değil. Klikler ya da belli gruplar eliyle seslendiriliyor. Şu anda medyada İslamcılık adına konuşanların hangisi İslamcılığı tam olarak temsil edebilir ki? Ahlak olarak, düşünüş biçimi olarak, söylem dışında herhangi bir özellikleri yok. Dolayısıyla bu da zorunlu olarak başka sorunları beraberinde getiriyor. Bu konuda samimi olan insanlar tabii ki İslamcılığı enine boyuna tartışmalı ve eleştirmelidir de, yaşadığı dünyayı doğru anlayarak buna yönelik çözüm arayışını ortaya koymalıdır ve tartışmaya açık olmalıdır. Daha doğrusu İslamcılığın müktesebat olarak ortaya koyduğu her şeyin denetlenebilir olmak gibi bir yükümlülüğü var. Çünkü dinin sahibi değildir. Dini yorumlamaktadır ve bu yorum da her zaman denetlenmeye açık olmalıdır.

YOZLAŞMAYA YÖNELİK ELEŞTİRİLER VAR

İslamcılığın bir proje dahilinde çalıştığına yönelik eleştiriler de var. AK Parti çevresinde bu söylem belli bir ayrıştırmayı da getirdi. İslamcılığa getirilen eleştiriler nelerdi?

Benim gözlemleyebildiğim kadarıyla söylemsel anlamda çok ciddi bir eleştiri yok. Sonuç itibariyle her fikri akım, başka fikri akımlarla iletişim içerisine girecektir. Daha çok belki meşruiyetini zedelemek anlamında yapılan eleştirilerden bahsedebiliriz. İslamcılığın düşünsel duruşuna sahip olmayıp da, İslamcılıkla AK Parti’yi örtüştürerek İslamcılığın temsilcisi gibi konuşmak bir problem. AK Parti’yi eleştirdiğiniz her konuya İslamcıları katarsanız, bu haklı bir eleştiri olmaz. Bir Müslüman kendini İslamcı olarak addettiği zaman günah olarak kabul edilen herhangi bir fiili zaten yapamaz. Yaptığı zaman kendi iddiasını çürütmüş olduğu için dışta kalmış olur. Tekrar geri dönmesi için tövbe etmesi gerekir. Siz Müslümansanız, ama Allah’a ortak koşuyorsanız, artık Müslüman değilsiniz demektir. İslamcı demek bir karakterdir, bu karakter değiştiğinde artık siz İslamcı değilsiniz demektir. Eleştiriler de daha çok İslamcılığın kendisine yönelik değil, bu yozlaşan taraflarına yönelik yapılan eleştiriler. Etkileşim muhakkak olmuş olabilir. Ama bu bütünü etkilemez. Solcuları liberal olmuş ya da burjuva olmuş insanlar üzerinden eleştiremeyiz.

AK PARTİ İSLAMCILARA BOŞ ALAN BIRAKMADI

Son yıllarda İslamcılar siyasetin bu tavrına tepkiliydi. Alev Alatlı “Beyaz Türkler Küstüler” demişti. Şimdi de İslamcılar mı küstü?

Küskünlük devam ediyor İslamcılık açısından. Fakat İslamcılar kimdir sorusuna çok net verebileceğimiz bir cevap yok. İstisnalar hariç tutulursa piyasada olan İslamcılar, zaten yozlaşmış İslamcılığın mümessilleri gibi duruyor. Hayatlarıyla düşünceleri arasında hep bir açı var. İslamcılığı gerçek anlamda temsil eden insanlar piyasada değiller. Küstüler, kırgınlar ya da kendilerini ifade edecek bir zemin bulamıyorlar. O yüzden de dağınık durumdalar. Çok güçlüler, varlar, ben onlarca, yüzlercesini tanıyorum. İletişim içerisindeyim, ama herkes kendi alanında kendini muhafaza ediyor, kendi çabalarını bireysel olarak sürdürüyor. Vazgeçmiş değiller. Ne olup bittiğini anlamak için bir arayış içerisindeler. Bunun toplantılarını kendi aralarında yapıyorlar. Daha dar çerçevede kaldığı için, sosyal alana veya medyaya yansımıyor bunlar. Şunu da kabul etmek lazım, AK Parti İslamcılara gerçekten boş alan bırakmadı. Bizim yapabileceğimiz tek şey, ahlaki eleştiridir.

İslamcılar içtihat yolunu açtığı halde, bu boşluk hala doldurulabilmiş değil. “İslamcı eğitim nasıl olmalı” boşluğunu dolduramaz mı İslamcılar?

İslamcılık zaten içtihat yolunu açarak başladı. Fakat kim yapacak bu içtihadı. Alim tanımımız problemli şu anda. Diyelim ki bir fıkıh üstadı, klasik ilimlere sahip olan bir insan, bugün için nasıl içtihat edecek? Modernliği bilmezse, onun sosyolojisini, psikolojisini, kültürünü, siyasal karakterini filan analiz etmezse hatta düşünsel duruşunu, dünya görüşünü tam olarak benimsemezse nasıl yorum bulacak? Tümden reddetmek bir anlam ifade etmiyor ki? İslamcılık bu arayışı sürdürendir. Ve sürekli yeni yorum yapandır. Faiz meselesinde, sosyal meselelerde, kadın hakları meselelerinde ciddi yorumlar yapıldı ve bunlar şu anda genel kabule dönüştü.

İSLAMCILARIN MÜFREDATI YOK

İslamcılık kendi alimini yetiştiremiyor mu yani?

Maalesef bir müfredatı yok. Bütün sıkıntı orada. Ben Müslüman bir ailede doğdum. İlkokula gitmeden Kuran öğrendim. Sonra ilkokula gittik kitap okumaya başladık. Yığınla kitap okuduk bu yaşımıza kadar ama hiç müfredatımız olmadı. Bu durum bir sürü soru işaretini de beraberinde getiriyor. Tek akım yok ki. Geleneği okuyorsunuz, modernliği okuyorsunuz, radikal İslamcılığı, kültürel İslamcılığı okuyorsunuz, her biri karşıt görüşleri savunuyor. Tasavvuf okuyorsunuz, felsefe okuyorsunuz, fıkıh okuyorsunuz, ayrı ayrı alanlar. Ve bütün bunları bir müfredat içerisinde daha sağlıklı bir şekilde geçmişe bırakabileceğimiz müktesebat da oluşturamadık. Bunun arayışları var mı, çok emin değilim. Biz de bu eğitimleri verdik. Belli kitapları alırdık, okuturduk, üzerinde tartışırdık. Bu bir eğitim değil, sadece şuurlanma diyebileceğimiz bir durumu izah ediyor. Hala bugün İslamcılığın ya da İslam dininin ciddi bir müfredatını oluşturup, bunun üzerinden sağlıklı bir şekilde bir eğitim oluşturmak mümkün değil. İlahiyatların bu konuda çabaları var, imam hatipler nispeten bu konuda bazı şeyleri yapmak istiyor, ama yeterli değil. İslamcıların yapması gereken en temel husus, kendi müktesebatını oluşturmak.

***

MUHAFAZAKARLIKLA MİLLİYETÇİLİĞİN İZDİVACI

İslamcılara yöneltilen eleştiriler, genelde kişiler üzerinden. Suçun şahsiliği göz önüne alınırsa, İslamcılığa bir eleştiri getirmek doğru mu?

Mümkün değil, doğru da değil. Çünkü o zaman bir fikri akımı teke irca etmiş oluyorsunuz, bu modern bakıştır. Biz modernlikle post modernlik arasındaki farkı hala algılamış değiliz. Modern bakış hakikati teke irca etmektir. Hakikat görünür olandır diyor. Reel olanı oluşturan bütün unsurları reddediyor, sadece görüntüyü kabul ediyor. Post modernlik modernliğe karşı çıkarak, bunun başka türlü de görünebileceğini söylüyor. Onların kendi arasındaki çatışma alanlarını biz dine yöneltemeyiz. Bir Müslüman hata edebilir, günah işleyebilir. Bir İslamcı da hata edebilir, nefsine yenik düşebilir ya da vazgeçebilir. Vazgeçti diye o kişi üzerinden İslamcılığı eleştiremezsin.

Tesettürlü kızlar üzerinden Müslümanlık eleştiriliyor genelde. Genç bir kızın üzerinden dine yöneltilen eleştiriler ne kadar doğru ve yerinde?

O da yanlış. Önce o tesettürlü kızı anlamaya çalış, hatasını gör, sonra onu düzeltmeye çalış. Eğer düzeltmezse İslamcılık üzerinden eleştirisini yapamazsın, kendisi üzerinden yaparsın. Ama bizde toptancılık var. Solcuların hepsi şöyledir, sağcılar şöyledir, muhafazakarlık böyledir, İslamcılık şöyledir gibi etiketliyoruz ve bütün olarak reddediyoruz. Bunun da yine modern bağlamda bir karşılığı vardır. Modernleşme dediğimiz şey kendi dışındakini ötekileştirir, düşman haline getirir ki kendini var kılar. Kendi varlığını düşmanının üzerine kurar. Modern dünyanın dışındaki bütün kültürler ötekidir. İnsan olarak bile görmezler. İslamcılık şu anda öteki durumunda, muhafazakarlıkla milliyetçilik arasında tekrar muhafazakarlığa doğru hapsoluyor. Muhafazakarlıkla milliyetçiliğin izdivacı üzerinden yeni bir devlet konsepti oluşturuluyor. AK Parti ile MHP ilişkisinin oturduğu zemin bu.

***

GÖRÜNÜRDEKİ İSLAMCILAR LİBERALLEŞTİ

İslamcılıkla Müslümanlık arasındaki fark nedir? Sadece Müslümanım desek olmaz mı?

Bu da çok net, Müslüman olabilirsiniz. Müslüman olmak bugün hangi anlamı ihtiva eder? Müslüman olmak demek, siyasal olandan uzak, modern olandan uzak, kendi hayatı içerisinde dindar olandır. Müslümanlığı idrak seviyesine çıkardığınızda artık İslamcılıkla örtüşüyorsunuz. İsmet Özel, 28 Şubat döneminde “Müslümanlıktan İslamcılığa rücu ettim” demişti. Çünkü İslamcılık bir şuuru, bir bilinci temsil ediyordu. Müslüman olmak sıradanlaşma anlamına gelmişti o zaman. İslam’la hiç alakası olmayan insanlar Müslüman olduğunu iddia ettiğinde, “nasıl ayrıştırılacak” sorusu bizi doğal olarak İslamcılığa taşıyor. Şu anda da İsmet Özel’in “İslamcılardan beriyim” demesi İslamcıların bu arayışı terk etmesindendir.

İSLAMCILAR LİBERALLEŞTİ Mİ? BU DA FETÖ’NÜN BİR PROJESİ OLABİLİR Mİ?

Görünürdekiler maalesef liberalleştiler. Kendilerine liberal dediğinizde çok kızıyorlar. Meşruiyet kriziyle alakalı bir şeydir. FETÖ’nün liberalleşme politikaları direkt İslamcılıkla ilişkili değil. Bütün bir devlet olarak liberalleşmeyi sağladı aslında. Bolu’daki Abant toplantılarına katılanların zihinsel dönüşümünü araştırma konusu yapmak lazım. Bunu bir sürü insan üzerinden söyleyebiliriz. Solculuk da, Sağcılık da, İslamcılık da bu çerçevede biraz liberalleşti. Liberalliğin ya da Sosyalizmin ya da herhangi bir fikri düşüncenin İslam’da bir karşılığı olması mümkündür. Ama bunu oradan alıp buraya monte etmek anlamında değil. Eğer varsa, İslam’ın kendi içindeki temellerinden hareketle bunu konuşabiliriz. Elbette ki bir Müslüman olarak ben, karşımdakinin inancına, dinine, düşünce biçimine, felsefi duruşuna karışmam. İtiraz edebilirim, eleştirebilirim, ama niye benimsiyorsun diye onu tahkir edemem, ona haksızlık edemem, zor kullanarak onu ikna etmeye çalışmam. Bu Liberalizm değildir. Liberalizmin bize attığı kazık, “hiçbir hakikat yoktur” anlayışıdır. Ama ben bir Müslüman olarak kendi dinimin hakikat olduğunu düşünüyorum. Ve ben bunu hakikat olarak kabul ettiğim sürece Liberal olamam zaten. Liberal diye düşündüğümüz İslamcılar kendilerine “hakikat nedir” diye sorsunlar. Bunun cevabına göre de kendi konumlarını belirlemiş olurlar.

Kaynak: gerçekhayat

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr