• BIST 91.387
  • Altın 213,444
  • Dolar 5,3390
  • Euro 6,0627
  • İstanbul 6 °C
  • Adıyaman 2 °C
  • Ankara 0 °C

İSRAF VE KAPİTALİZM

Y.YAVUZYILMAZ

Kapitalist ekonomik düzen ile sınırsız tüketim ve israf birebir ilişki içindedir. Kapitalist ekonominin ayakta kalabilmesi ve sürdürülebilir olabilmesi için tüketim isteğinin kışkırtılması gerekir.
Kapitalizm “ servetin ve sermayenin, belli ellerde toplanarak, sermayedar(patron, kapitalist) ile sermayeyi üretken hale getiren işçilerin ayrı olduğu ve dolayısıyla işçinin haddinden fazla ezildiği, sınai, ticari ve mali merkezleşmeyi esas kabul eden iktisadi ve sosyal doktrin. Batı dünyasında 15 ve 16. yüzyıldan itibaren feodalizmin çözülmesiyle onun yerine geçmeye başlayan, 18 ve 19. yüzyılda ise hakim iktisadi örgütlenme haline gelen, sermaye egemenliğine dayalı bir ekonomik sistem. Serbest piyasayı, serbest teşebbüsü, liberal ticaret anlayışını, üretim araçlarının özel sektörde bulunmasını, üretimde gelir bölüşümünün önemli ölçüde piyasaların işleyişine bırakılmasını, maddi zenginliğe- yüksek kara ulaşmayı ve bunu dilediğince tüketmeyi-yeni yatırım alanlarında değerlendirmeyi öngören, bu hedeflere ulaşabilmek için de ferde sınırsız bir hürriyetin verilmesini savunan iktisadi sistem. Kamusal sosyal müdahale ve sosyal yardım, sosyal dayanışma ve merhamet gibi duygulara pek pirim vermeyen, acımasız kaidelerin hakim olduğu kapitalist sistemde ne üretmeli, ne kadar üretmeli, kimin için üretmeli ve gelir bölüşümü nasıl olmalı gibi temel iktisadi problemlerin, genelde piyasa mekanizması çerçevesinde ve serbest rekabet ortamında çözümlenmesini öngörür. Bu yaklaşım, daha fazla sermaye sahiplerinin işine geldiği için, mülkiyet tutkusu çerçevesinde hür teşebbüsten en fazla onlar yararlanmış ve orta tabakanın ortadan kalkmasına ve büyük kitlelerin fakirleşmesine yol açmıştır.”(1)
Kapitalist ekonomi büyük sermayedarların egemen olduğu bir sistemdir. Devlet imkanlarına kullanılarak hileli yollarla fiyat artışı, rekabetin esas olmasına karşın bu durumun fiyatların gerilemesine yol açmadığı, fiyatların suni olarak yükseltildiği bir modeldir. Kapitalizm maddeci ve ferdiyetçi bir sistemdir. Tek gerçek amaç kazanmaktır. Kazanmak amacıyla yapılan bütün eylemler meşrudur. Bu anlamda kapitalist ekonominin ahlaki alt yapısı pragmatist ahlaktır.
Kapitalist sistem;
1-Darwin’in evrim modeli, özellikle rekabet ve kazananın ayakta kaldığı evrimci anlayış,
2- Kazanmanın en büyük değer olarak görüldüğü pragmatist ahlak,
3- Bireyci bir felsefi anlayış,
4- Sınırsız bir tüketim anlayışını temel alan ve tüketimi kışkırtan bir sosyal yapı,
5- Büyük sermayedarların egemenliği ve işçilerin sömürülmesine ve istismarına dayalı bir anlayıştan beslenir.
Kapitalizm, zorunlu olarak sömürü ile ilişki içindedir. Öyle görülüyor ki, sömürü olmaksızın kapitalist sistemin sürdürülmesi mümkün değildir. Ali Şeriati’ye göre, “Kapitalizm, bireysel bir sermayedarlık ve makine zenginliğidir. Bu sistem zorunlu olarak sömürüyü icat ediyor.”(2) Kapitalizmin ortaya çıkmaya çalıştığı 15 ve 16. yüzyıldan itibaren küresel sömürgeciliğinin artması ve sistemli hale gelmesi tesadüf değildir. Kapitalist üretim, ucuz hammadde ve ucuz işgücüne ihtiyaç duyar. Batılı kapitalist sistem, bu ihtiyacını karşılamak için hammadde ve işgücü olan Amerika, Afrika, Asya ve Ortadoğu’ya yöneldiler. Bugün Batı’da yaşana zencilerin kökleri geçmiş devirlerde yurtlarından koparılarak Batı’ya getirilen kölelere dayanmaktadır.
Kuşkusuz kapitalizm ile evrim teorisi arasında sıkı bir bağlantı vardır. Darwin’in evrim teorisi iki temele dayanıyordu. Bunlardan ilki “hayat mücadelesi” ikincisi “doğal ayıklama” anlayışıdır. Bu anlayışa göre canlılar dünyasında sürekli bir ayakta kalma mücadelesi vardır. Bu mücadele de güçlü olanlar ayakta kalır, güçsüz olanlarsa, yeterince rekabet edemedikleri için elenir. Darvin teorisinden alınan rekabet, kapitalist ekonomiye aktarılır. Sadece insanlar arasında değil, insanlardan oluşan tolumlar ve devletlerarasında da bir rekabet ve mücadele vardır. Bu mücadelede güçlü olan devletler ayakta kalır, güçsüz olanlar ise sömürülmeye mahkumdur. Aslına bakılırsa Darwin teorisi kapitalizme en büyük desteği verir. Canlılar arasında ayakta kalma mücadelesi varsa ve bu mücadeleyi güçlü olanların kazanması bilimsel bir kuralsa aynı kural insanlar arasında da geçerlidir. Bu durumda güçlü olan devletlerin güçsüz olanları sömürmesi bilime uygundur. Çünkü, canlılar arasında süren ve güçlülerin kazandığı hayat mücadelesi, devletler arasında da yenilenlerin sömürülmesinin ahlaki alt yapısını oluşturur. Nitekim teoriyi felsefeye aktaran Nietzsche, “üst insan” anlayışını oluşturmuş ve zayıflığı en büyük kusur, gücü de en büyük erdem olarak kabul etmiştir.
Kapitalizm ile sınırsız tüketim kültürü arasında sıkı bir bağlantı vardır. Çünkü sistemin sağlıklı çalışması insanları sürekli tüketim kültürüne alıştırmakla mümkündür. Bu yüzden kapitalizm ile israf arasında sıkı bir ilişki vardır. İsraf, TDV İslam Ansiklopedisinde “ Gerçek, meşru ve makul olanın dışına çıkma, itidalden sapma” (3) anlamında kullanılmaktadır. “Sözlükte ‘haddi aşma, hata, cehalet ve gaflet’ gibi anlamlara gelen seref kökünden türetilmiş olan israf genel olarak inanç, söz ve davranışta dinin, aklın veya örfün uygun gördüğü ölçülerin dışına çıkmayı, özellikle mal ve imkanları meşru olmayan amaçlar için saçıp savurmayı ifade eder( Lisanü’l Arab, srf md). İsrafla seref arasında ayırıma giderek birincisine ‘ haddi aşmada ifrat’, ikincisine ‘tefrit’ anlamını verenler olmakla birlikte genellikle her ikisi de aşırı inanç, tutum ve davranışlar için kullanılmaktadır. İsrafçı kişiye müsrif denir. Gazali’nin açıklamalarına göre dinin, adetlerin ve insanlığın gerekli kıldığı yerlere gerekli gördüğü ölçüde harcamak cömertlik, bu ölçülerin altına düşmek cimrilik, bunların üstünde harcamada bulunmak israftır. ( İhya, III) (4)
Kuşkusuz kapitalizmin yaşaması için tüketimi sürekli kışkırtmaktadır. Bunun sonucunda savurganlık sürekli artmakta ve insan kaynakları boş yere heba edilmektedir. Bu durum ayrıca sosyal dengeyi bozmaktadır. Kapitalizm toplumsal sınıflar arasındaki gelir dağılımı adaletsizliğini sürekli artırmakta, süreç yoksulların daha da yoksullaşmasına yol açmaktadır.
Kapitalizmin mantığı girdilerin ucuzluğu çıktıların ise pahalı olmasıdır. Bu yüzden ucuz işgücü ve hammadde sağlamak önemlidir. Bu da kapital sahiplerini Afrika ve Asya ülkelerine yönlendirmiştir.
Sürekli ihtiyaç yaratma kapitalizmin doğasında vardır. “Endüstri devrimiyle birlikte doğan ekonomi bilimi, insanların sınırsız ihtiyaçlarının kıt kaynaklar tarafından azami şekilde tatmin edilmesinin yollarını araştırır. Endüstri toplumu, sürekli yeniden icat edilen ürünlerin talebini artırabilmek için ihtiyaçların Allah tarafından şekillendirildiği inancını ortadan kaldırmaktır. Tasarrufun bir erdem sayıldığı XIX. yüzyılın aksine XX. yüzyılın ana meziyeti tüketimdir. Çağdaş kapitalist sistemde üretim tüketimi yönlendirir. Aşırı derecede masraflı ve gereksiz ambalajlama, pazarlama, reklam ve moda faaliyetleriyle tüketim sürekli olarak kamçılanır. Aşırı tüketim bir yandan doğal kaynakların israfına yol açarken öte yandan çevre kirliliğine sebep olur. (5)
Kuşkusuz İslam’ın temel ilkeleri ve ahlaki değerleri, israfı, lüks tüketimi, acımasız rekabeti, ucuz işgücü ile işçinin sömürülmesini ve çok daha önemli olarak dünyanın geri kalmış bölgelerini sömürülmesini kabul etmez. “İslam iktisadının temel amacı:
1-Ferdin tabi ihtiyaçlarını karşılayarak huzur içinde düşünmesini, inanmasını ve inancını yaşamasını (Müslüman fert için Allah’a kulluk etmesini) temin etmek.
2- Toplumun adalet, güven ve refah ihtiyacını – İslami ölçüler içinde – sağlamak.
3- Dünyada yaşayan diğer toplulukların hem birbirine, hem de İslam ümmetine tecavüzünü, haksızlığını önleyecek güce ulaşmak ve bu güç sayesinde İslam’ı fiil ve kavil olarak (davranış, temsil ve ifade halinde) insanlığa tebliğ etme, ulaştırma imkanını elde etmek. (6)
 Kapitalizm kendine özgü bir pragmatist ahlak üretmiştir. Bu anlayışa göre amaca ulaşmak için her yol meşrudur. Bundan dolayı ekonominin ahlak ile olan bağları koparılmıştır. “ Çoğu zaman modern ekonominin değerden ve ahlaktan bağımsız olduğu iddia edilir; bu kesin olarak doğru değildir. Modern ekonominin kendine özgü bir ahlak anlayışı vardır; bu da ‘karı tahrik eden her şey ahlak’ formülünde özetlenmiştir. Bu formülasyonun hiçbir dinin ahlaki referansıyla uyum içinde olduğunu söylemek mümkün değildir.( 7)

Kaynakça
1) Dr. Ali Seyyar, İnsan ve Toplum Bilimleri Terimleri,( Ansiklopedik Sosyal Bilimler Sözlüğü), Değişim yayınları, Nisan 2007.
2) Ali Şeriati, Medeniyet Tarihi II, Fecr yayınları, Tercüme: Prof. Dr. Ejder Okumuş, Ağustos 2011
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 23. Cilt, İsraf maddesi.
3) Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 23. Cilt, İsraf maddesi.
4) Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 23. Cilt, İsraf maddesi.
5) Hayrettin Karaman, İslam İktisadı, İzlenim Dergisi, Sayı: 40, Aralık 1996.
6)Ali Bulaç, Ekonomik Faaliyetin Meşruiyeti, İzlenim Dergisi, Sayı: 40, Aralık 1996.

 

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr