• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • İstanbul 17 °C
  • Adıyaman 15 °C
  • Ankara 1 °C

KADINLAR MEZARI KARAKUŞ KITABIN YAZARI ILE RÖPORTAJ

KADINLAR MEZARI KARAKUŞ KITABIN YAZARI ILE RÖPORTAJ
Kadınlar Mezarı Karakuş kitabından sonra, Sandıkçı adlı ikinci kitabı yayımlanan polisiye romanlarının genç yazarı hemşehrimiz Musa Polat, ilham dünyasının kapılarını bize açtı. Kendisiyle kitapları ve yazarlık deneyimi üzerine bir hasbihal ettik.

MUSA HOCAM, BİZE BİRAZ KENDİNİZDEN BAHSEDER MİSİNİZ?

Öncelikle sözlerime 15 Temmuz’da yaşamını yitiren şehitlerimize Allah’tan rahmet dileyerek, gazi olan vatandaşlarımıza da saygı ve minnet duygularımı sunarak başlamak istiyorum. Beni davet ettiğiniz için ve çok değerli Kâhta halkıyla gazeteniz aracılığı ile buluşturduğunuz için çok teşekkür ediyorum. 1984 doğumluyum. Çocukluğum ve öğrenim hayatım Kâhta ilçesinde geçti. İlkokul yıllarım, eski adı ile Kenan Evren, Kubilay ve Yahya Kemal İlköğretim Okullarında geçti. Ortaokul yıllarımı ise Kâhta İmam Hatip Ortaokulu’nda geçirdim. Ancak Ortaokul kademsini bitirdikten sonra lise hayatımı sürdürmek için Kâhta Lisesine geçiş yaparak 2001 yılında liseden mezun oldum. 2002 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünü kazandım. Yükseköğrenimimi dört yıl boyunca okuma ve düşünme hayatımda önemli bir yeri olan İzmir’de tamamladım. Mezun olduktan sonraki ilk görev yerim Diyarbakır’ın Kulp ilçesinin elektriği ve suyu olmayan bir köyüydü ve orada üç yıl köy öğretmeni olarak görev yaptım. Daha sonra Bursa Yıldırım Zübeyde Hanım İlköğretim Okuluna tayinim çıktı ve üç yıl boyunca yaşamış olduğum bu şehirden, Adıyaman Kâhta Vali Özbilgin İlkokuluna çıkan tayinim nedeni ile 2012 yılında ayrıldım. Vali Özbilgin İlkokulunda üç yıllık öğretmenlik mesleğimi sürdürdükten sonra, Adıyaman Bilim ve Sanat Merkezine sınıf öğretmeni olarak geçiş yaptım ve halen sınıf öğretmenliği görevimi bu okulda sürdürmekteyim. Ayrıca Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Bilimleri Bölümü “Eğitim Programları ve Öğretim” alanında tezli yüksek lisansımı tamamladım. İş hayatımın dışında günümün büyük çoğunluğu kitap okumak, yabancı dil öğrenmek ve yazılım programı öğrenmek ile geçiyor.

YAZMA EYLEMİNE NASIL BAŞLADINIZ? SİZİ BU ALANA YÖNELTEN NELER OLDU?

Bu soruya cevap vermeden önce yazma eylemine nasıl karar verdiğimi anlatmak isterim. Lise yıllarımda genelde okumalarım çok dar ve zayıftı. Bu eksikliği üniversiteyi okumak için gittiğim İzmir şehrinde daha çok hissetim. Çünkü düşüncelerimi doğru bir şekilde düzenleyemiyor ve bu düşüncelerimi doğru bir şekilde ifade edemiyordum. Çevremde bulunan arkadaşlarımın düşüncelerini doğru bir şekilde ifade etme becerilerinin benden çok daha öte olduğunu gördüm. Bunun en iyi yolunun ise okumaktan geçtiğine karar verdim. O günden bu güne çoğunlukla kütüphanelerden ödünç olarak aldığım kitaplarla yaklaşık on beş yıl boyunca aralıksız düzenli bir şekilde kitap okuma serüvenim başladı. Ancak okumalarımın çoğunluğu merakımı gidermeye, kişisel gelişimimi artırmaya ve bazen de hoşça vakit geçirmeye dönük oluyordu. Okudukça çok şey de öğreniyordum. Öğrendikçe de sessizleşmeye ve içime dönmeye başladım. Çok okuyan insanların sessiz olduklarına genelde şahit olmuşsunuzdur. Ancak yıllar geçtikçe ve okumalarım arttıkça içimdekileri başkalarıyla paylaşmak isteği doğdu. Düşünmenin en etkili yolunun okumaktan ve düşünceleri en iyi ve en etkili ifade etmenin yolunun ise yazmaktan geçtiğine inandığım için yazmaya karar verdim. Yazmak eyleminin ise iki önemli ayağı olduğunu düşünmekteyim. Biri çok okumak diğeri ise iyi yaşamak…  Çok okuduğumu ve yaşadığım toplumu iyi gözlemlediğimi düşünüyorum. Yaklaşık yedi yıl boyunca okumalarım ve yaşantılarımdan ilham aldığım düşüncelerle deneme, şiir, öykü türlerinde yayımlanmamış yazılar yazdım. Ancak yazdıkça yazma eyleminin ne kadar da profesyonellik, yaratıcılık gerektirdiği ile yüz yüze geldim. Türkiye’de ve dünyada okuduğum yazarların üsluplarına, kalemlerinin gücün baktıkça yazma eyleminin başında dahi olmadığımın farkına vardım. Ama bu beni yazma eylemini bırakmaktan çok yazma hevesimi kamçıladı. Her gün düzenli olarak spor yapanlar nasıl bedenlerini güçlendiriyorlarsa ben de kalemimi güçlendirmek için her gün düzenli olarak yazıyordum. Bu şekilde düzenli olarak yaklaşık on bir yıl boyunca yazdım. Yazdıkça kalemimin güçlendiğini yazılarımın derinliğinin arttığını gördüm. Ama hala yazımdaki üslubumun oturmadığını söyleyebilirim. Herkesin beğenerek zevkle okuyacağı ve üslubumu yakaladığım başarılı bir roman yazmak belki de yazdığım otuz ikinci veya kırkıncı kitabıma denk gelecektir kim bilir?  Belki de ölene kadar üslubumu yakalayamayacağım… Türkiye’de yazılan roman türlerine baktığımda ise polisiye roman türünde yazılan romanların çok az sayıda olduğunu gördüm. Başka ülkelerde polisiye türünde yazılan romanlara sıklıkla rastlanırken Türkiye’de bu alanın çok daha yeni olduğunu öğrendim. Bu nedenle Türkiye’de polisiye roman yazarlığına yeni bir soluk getirmek ve polisiye türünde nitelikli romanların yazımına katkı sunmak amacıyla yazılarımı bu alana kaydırdım. Polisiye romanlarımda geçen mekânların Adıyaman bölgesinde geçmesine karar verdim. Çünkü çok değerli bir tarihi ve kültürel mirasa sahip… Sadece Mısırdaki piramitler hakkında çeşitli ülkelerden Mısır’ı ziyaret etmeyen insanlar tarafından o kadar çok polisiye ve macera türünde kitaplar yazılmış ki… Türkiye’nin sahip olduğu tarihi ve kültürel miraslarını konu edinen polise macera romanlarına neredeyse hiç rastlamamaktayız. Adıyaman’a baktığımızda ise Kommagene Krallığı’nın sahip olduğu Nemrut Dağı’ndan, Karakuş Tepesi’ne, Eski Kâhta Kalesi’nden, Sezar’ın en güvenilir komutanın hüküm sürdüğü yapmış Samsat’a kadar geniş ve çok zengin bir tarihi mirasa sahip olduğunu görürüz. Bu nedenle 2013 yılında “Kadınlar Mezarı Karakuş” kitabımı yazmaya karar verdim. Kitabı tamamlamam yaklaşık 3 yılımı aldı. Bu sürede kitabı tamamlamak için birçok kitap ve yazı okumak durumunda kaldım. Yazmak için yaratıcılık ve hayal gücünün yanında farklı alanlarda bilgi sahibi olmak da gerekiyor. Bunun için de okumak… Basım için geçen süreyi de göz önüne alırsak yaklaşık dört senenin sonunda 2017 yılında Kerasus Yayınevi aracılığı ile raflarda yerini aldı. Kitabımda geçen yerlerin ise özellikle bu tarihi mirasın olduğu yerlere ayırdım. Bundan sonraki yazacağım polisiye ve macera türü romanlarımın mekânı ise çoğunlukla Adıyaman bölgesi olmasına karar verdim… Amacım Türkiye’de polisiye roman denilince akla Adıyaman’ın ve Kâhta’nın gelmesi. Belki bu yolla buralara hiç gelmeyen insanların bu kitapları okuduktan sonra bu zengin mirası görmeye geleceklerine inanıyorum. Dan Brown’un “İnferno” yani Cehennem adlı romanının son bölümü Ayasofya’da geçiyordu. Bu kitabı okuyan çeşitli ülkelerdeki insanlar romanda anlatılan Ayasofya’yı görmek için Türkiye’ye akın etmişlerdir. Bu da bir romanın bir ülkeyi tanıtımında ne kadar da güçlü bir araç olduğunu gösteriyor. Bu aracı Adıyaman için neden kullanmayalım…

musa-polat-roportaj-2.jpg

“KADINLAR MEZARI KARAKUŞ” KİTABINIZIN İÇERİĞİ HAKKINDA BİRAZ BAHSETMEK İSTER MİSİNİZ? OKURLARINIZ BU KİTAPTA NELERLE KARŞILAŞACAK?

Aslında kitabımın içeriği hakkında çok uzun cevap vermesem daha iyi olur. Okuyucularımın merak etmesini ve okumasını istiyorum… Kitabım, polisiye-macera türünde bir roman. Roman, Nemrut Dağı’nda işlenen bir kadın cinayetiyle başlıyor. MİT’ten emekli olmuş ve turistik bir doğu turu yapmak için Nemrut Dağı’nı ziyarete gelmiş bir MİT ajanı bu esnada cinayete şahit oluyor ve bu olayın üstüne gidiyor. Tabi kendisini binlerce yıllık bir gizemin içerisinde buluyor. Nemrut Dağından, Koca Hisar Köyü’nde yer alan Eski Kâhta Kalesine, Cendere Köprüsü’nden Hısn-ı Mansur Kalesi’ne, Samsat’tan Tille Köyü ve KARAKUŞ Tepesi’ne kadar uzanan mekânları konu alan bir polisiye roman... Tarihi yerler, kişiler gerçek isimleri ile anılsa da olaylar arasındaki ilişkililer tamimiyle benim hayal gücüme ve kurguma dayanıyor. Bu nedenle kitabımın bir tarihi roman olmadığını ve okuyanların bu bölgenin tarihi hakkında fikir edinmeyeceklerini en başından belirtmek isterim.

YAZARKEN NE GİBİ ZORLUKLARLA KARŞILAŞTINIZ?

Roman ne kadar hayal gücünün ürünü olsa da çoğu roman anlatıldığı toplumun sosyolojik özelliklerinin bir yansıması olarak da ortaya çıkıyor. Rus Klasiklerinde de böyledir, Cumhuriyet öncesi ve sonrası romanlarımızda da böyledir.  Bu da yazılan tür eğer roman ise yazarı fazlasıyla araştırmaya, farklı kaynaklardan okumaya ve hatta hayal gücünün sınırlarını zorlamaya itiyor. Bu nedenle benim de zorlandığım anlar, yazmayı bırakıp da sadece bir bölüm için haftalarca düşünmeye, araştırmaya ve hayal etmeye başladığım anlar oldu. Romanı yazarken karşılaştığım zorluklar oldu. Öncelikle Kâhta’nın tarihi ve kültürel mirasının anlatıldığı kaynakların derli toplu olmadığını ve öğrenip araştırmak isteyen kişilerin ilk başvurduğu yer olan internette ise doyurucu olmayan, çelişkili ve dağınık bilgilerin olduğunu gördüm. Bu da romanımı hazırlarken bu bölgenin tarihi ve kültürel mirası hakkında sağlıklı bilgilere ulaşmam konusunda bana zorluk yaşattı diyebilirim. Bu da beni çok üzdü tabi… Çok zengin bir tarihi miras üzerinde yaşıyoruz ama tanıtım konusunda sıkıntı yaşıyoruz. En azından bir internet sitesi aracılığıyla detaylı bir tanıtım sitesi yapılabileceği düşüncesindeyim. Polisiye türde roman yazarken hayatınızı boyunca hiç ilgili olmadığınız veya aklınıza gelmeyecek alanlarda bilgi sahip olmanız gerektiği durumlarla karşılaştım. Bu da romanımı yazarken karşılaştığım zorluklardan biri oldu. Silahlar, dinleme cihazları, savaş stratejileri, antika daktilo ve saatler gibi sayamayacağım birçok konuda araştırma yapmanız gerekiyor. Bu da bu romanı yazarken karşılaştığım zorlayıcı ama zevkli kısımlarından biriydi. Bu durumlarda yazma işine ara verip o onu hakkında bazen haftalar süren araştırmalar ve okumalar yaptım. Tabi yazmak için karşılaştığım en büyük engel de işim oluyordu. Mesleğim gereği günümün büyük çoğunluğu yollarda geçiyor. Bir yazarın işi sadece yazmak olması gerektiği düşüncesindeyim…

YAZMAK İÇİN ÖZELLIKLE ARADIĞINIZ ÖZEL BİR ORTAM YA DA ZAMAN DİLİMİ OLUYOR MU?

Yazmak için sakin ortamdan çok sakin bir kafaya sahip olmak gerekiyor. Zihniniz farklı şeylerle meşgulken okumaya ve yazmaya konsantre olamıyorsunuz. Çoğunlukla yazmaya başlamadan önce zihnimi meşgul eden telefon, televizyon ve internet gibi dikkat dağıtıcılardan uzak bir ortam oluştururum. Yaşamış olduğum evde dört duvarı kitaplarla çevrili bir çalışma odam var. Okumalarımı, yazmalarımı ve çalışmalarımı bu odada yapıyorum. Yazmak için de çoğunlukla gece saatlerini seçiyorum. Çünkü sadece evdekiler değil tüm şehir sessizliğe gömülüyor ve bu da insanın kendi içine daha derin yönelmesine neden oluyor. Yazmak için özel ortamın yanında sakin ve dingin müzikler dinlediğim çok oluyor. Bu zihnimin ve ruhumun dinginleşmesine dolayısıyla daha yaratıcı fikirlerin ortaya çıkmasına neden oluyor.

KİTABINIZIN TANITIMI YETERİNCE YAPILDI MI? KİTAP SATIŞINDA YAYINEVİNİZİN KATKISI NE OLDU?

Aslında bir kitabın satışı, pazarlanması ve tanıtımındaki en büyük etkenin reklam ve paradan geçtiğine inanmaktayım. Açık söylemek gerekirse “Kadınlar Mezarı Karakuş” adlı ilk romanımın tanıtımı konusunda da sosyal medyada bireysel paylaşımlarım dışında özel bir çaba sarf etmedim. Yayınevim olan Kerasus yayınevi ise İzmir, Bursa, İstanbul, Kadıköy gibi birçok kitap fuarında benim için imza günleri düzenledi. Ayrıca birkaç okuldan da kitabın öğrencilerle buluşması konusunda davetler geldi. Ancak devam eden yüksek lisans süreci ve görev yaptığım Bilim ve Sanat Merkezindeki yoğun çalışma tempom nedeniyle bu imza günlerini geri çevirmek zorunda kaldım. Bununla birlikte Kâhta’da da çok fazla kitabımın tanıtımının yapılamaması, Kâhta’da yaşayan vatandaşlarımızın kitaplara olan ilgisinin çok düşük olması da eklenince kitabımın satışı Kâhta ilçesinde de çok da iyi olmadı. Sosyal medyada özellikle İnstagram’da bu işin ticaretini yapan kitap tanıtım hesapları var. Bunlar aracılığı ile yapılan günlük paylaşımlar birçok yeni çıkan iyi veya kötü yazılmış kitabın tanıtımında büyük etki yaratıyor. Ancak kitabımın bu tür hesaplar aracılığıyla tanıtımından yana değilim. Yeterli miktarda param olursa kitabımın tanıtımına harcamak düşüncesindeyim. Sizin aracılığınızla belki Kâhta’daki değerli vatandaşlarımızın ilgisini bir nebze olsun çekebileceğimiz düşüncesindeyim. Aslında yazarlar kitaplardan çok fazla gelir elde etme beklentisinde değiller. Çünkü kitap çok fazla kazanç getirmiyor. Yayınevleri kazanıyor genelde. Benim gibi daha yazarlık sanatının başında dahi olmayan bu alana yeni adım atmış olan kişiler ise ilk çıkardıkları romanlardan kazanç beklemezler. Kitabın satılıp satılmamasından çok okunması bir yazar için daha da önemli. Çünkü bir eser ancak okurların ellerinde ve düşüncelerinde değer bulur ve anlam kazanır. Kitaplarımın bir kısmını dağıttım. Ancak dağıttığım kişilerin genelde okumadıklarını gördüm. Bu tabi bir eserin yazarı için üzücü bir durum.

KİTABINIZI YAZMAYA BAŞLARKEN KURGUYU ÖNCEDEN Mİ BELİRLERSİNİZ? YOKSA BÜTÜN OLAY ÖRGÜSÜ SİZ YAZDIKÇA MI GELİŞİR?

Yazmak için bir hikâyeye sahip olmanız gerektiği genellikle bilinen bir gerçektir. Ancak bu söze kısmen katılıyorum. Çünkü her yazarın roman yazarken bir yazma tekniği vardır. Bazıları düşüncelerin akışına kendini bırakırken, bazıları okuduğu bir kitaptan etkilendiği bir cümleden yola çıkarak yüzlerce sayfa kitap kaleme almaya başlar. Ben çoğunlukla yazacağım bir romanın konusunu kafamda bitiririm. Bir mühendisin bir inşaatın iskeletini kurduğu gibi zihnimde olayın temel çerçevesini çizerim. Daha sonra romanımı kaleme alırken detaya girmeden bölüm bölüm temel olay örgülerini yazarım. Kitabımın konusu son bulduğunda cümlelerin ve bölümlerin içini doldurur ve zenginleştiririm. İnşaatı bitmiş bir ev nasıl boyanarak, bahçesine çiçekler ekilerek, avizeleri takılarak, alçıları yapılarak küçük dokunuşlarla güzelleştiriliyor ise romanımın genel çerçevesi bittiğinde de romanı daha edebi bir hale getirmek için ayrı bir çalışma yapıyorum. Bazen olayın akışına göre hiç hesapta olmayan bölümler de yazdığım oldu. Yani kitap yazacaklara yazmadan önce olay örgüsünü zihinlerinde bitirmelerini tavsiye edebilirim.

ETKILENDIĞINIZ YAZARLAR VE KITAPLAR MUHAKKAK OLMUŞTUR. İSIM VERMEK GEREKIRSE KIMLERI SAYARSINIZ?

Açıkçası son üç yıldır okuduğum kitaplar çoğunlukla üzerine çalıştığım romanları destekleyecek türden kitaplar oldu. Bu kitapları normal olarak okumak yerine teknik olarak okudum. Şuana kadar etkilendiğim yazarları bir elin parmaklarına sığdırmak ne kadar adil bir davranış olur bilmiyorum ama on beş yıllık okuma serüvenimde beni etkileyen yerli yabancı birçok yazar olmuştur.  Ancak polisiye macera türünde yazan yazarlardan etkilendiğim üç yazar ismi verebilirim. Bundan on üç yıl önce okumuş olduğum Dan Brown’un “Melekler ve Şeytanlar” adlı kitabıydı. Daha sonra bu yazarın yazmış olduğu tüm kitapları büyük bir keyifle okuduğumu söyleyebilirim. İkinci yazar ise Jean-Christophe Grance nin “Sisle Gelen Yolcu” adlı kitabı. Son olarak da Doğu Expresinde Cinayet romanı ile polisiye türünün en başarılı yazarı olarak gördüğüm Agatha Christie’dir.

ŞU AN BAŞKA KİTAPLARIN HAZIRLIĞI BAŞKA PROJELER VAR MI? OKURLARINIZA VERMEK ISTEDİĞİNİZ BİR HABER VAR MI?

Şu an bu söyleşi yaparken ikinci kitabım olan “Sandıkçı” adlı polisiye romanım Kerasus Yayınevinde basıma girdi. Ağustos ayının sonuna doğru kitap D&R, İdefix, Kitap Yurdu gibi birçok kitap satış noktalarındaki raflarda yerini almış olacak. Kadınlar Mezarı Karakuş ve Sandıkçı adlı romanımı ayrıca bu kitap satış noktalarının internet sitlerinden de sipariş edebilirler. İkinci romanım olan “Sandıkçı” adlı romanımın konusu da gene Kâhta İlçesi’nde geçiyor. Kâhta’nın arka mahallelerinin birinde iki katlı bir apartmanın üst katında canice parçalanmış bir erkek cesedi bulunur. Cinayetlerin vahşetine, içerdiği gerilime, bilinmezliğin şifresini çözmenin verdiği hazza tutkun enerji dolu, tecrübeli bir Komiser ve ekibi faile adım adım yaklaştıkça profesyonel bir seri katilin peşine düştüklerini ve soruşturmanın içindekiler dâhil hiç kimsenin güvende olmadığı bir yola girdiklerinin farkına varırlar. Kitabın kahramanı olan Komiser Orhan ve ekibi şimdiye kadar karşılaştıkları en korkunç suçlu ile kendilerini ölümcül bir oyunun içinde bulurlar. “MANGALA!” ... Kurnazlık, uyanıklık, öngörü, esneklik, direnme, gizlilik ve hafıza gerektiren Türklerin binlerce yıllık en eski strateji ve zekâ oyunu... Binlerce yıl sonra tekrar oynanmaya başlar, ama bu sefer taşla değil kanla… Gerçek kimliğini saklamak ve kurmuş olduğu acımasız yargı imparatorluğunu bir mahşer yerine çevirmek adına kanlı cinayetler işleyen bir seri katil… Kâbusla başlayıp kâbusla biten gizemli ve yalanlarla dolu bir hayat… Sürprizli sonları seven okurlar için vazgeçilmez olacak bir kitap olacağını düşünmekteyim. Ayrıca şuan üzerinde çalıştığım ve elli sayfasını yazdığım bir roman çalışmam devam ediyor. İsmini “Zahit” olarak belirlediğim bu yeni roman çalışmam konusu Kâhta’da geçen İstanbul ve Fransa’ya kadar uzanan mistik ögeler içeren polisiye türünde olacak. Bundan sonraki röportajımızda yeni piyasaya çıkmış olan “Sandıkçı” adlı romanım ile tamamlamayı düşündüğüm Zahit” adlı romanım hakkında konuşmayı isterim.

YAZMAYA YENİ BAŞLAYANLARA NE GİBİ TAVSİYELERDE BULUNMAK İSTERSİNİZ?

Aslında gençlere yazmak ve yazarlık konusunda çok fazla tavsiye verebilecek seviyede görmüyorum kendimi. Çünkü bu tavsiyeleri verebilmek için baya kitap yazmak gerekiyor. Şuan için birkaç kitap yazsam da bu yazar olmak için yeterli değil. Ancak hep geriye dönüp baktığımda hayıflandığım bir durumu anlatmak isterim. Yazma işine başladıktan sonra hep keşke bunca zaman okuduğum ki tapaları okurken zevk almak, vakit girmek için değil de yazmak için okusaydım dediğim çok oldu. Yazmak için çok okumak şart ve çok önemli. Bu nedenle yazacakları hangi türde ise o tür ile ilgili en iyi yazarların kitaplarından başlayarak iyi bir okuma yapmalarını önerebilirim. Yazamaya ne kadar erken başlarlarsa o kadar iyi olur. Yazarlık yazdıkça gelişen bir eylem olduğunu düşünüyorum.

SİZCE YAZMAK BİR YETENEK İŞİ MİDİR? YOKSA YAZMAK İSTEYEN HERKES YAZABİLİR Mİ?

İnsanların bu dünyaya gelirken tüm yeteneklerle donanmış halde geldiklerine inanırım. Ancak mesele bu becerilerin hangisinin ortaya çıkarılıp geliştirileceği ile ilgili. Küçük yaştaki bir çocuğu hangi alanda yetiştirirseniz (spor, yüzme, enstrüman çalma, şarkı söyleme, resim yapma…) kişinin doğuştan sahip olduğu yetenek ortaya çıkarak gelişir. İnsanlar yazma eylemi için bilişsel, duyuşsal ve psikomotor becerilerle donanmış olarak dünyaya gelirler. Bu özellikler ne kadar erken yaşta geliştirilirse yazma eyleminde o kadar başarılı olunabilir. Evet, yazmak bir yetenektir ve bana göre herkes yazabilir. Ancak yazmanın niceliğinden çok niteliği ön plana çıkmaktadır. Çoğu kişi tarafından keyifle okunacak kaliteli, üslubu oturmuş yaratıcı bir kitabı ise ancak bu becerisini okuyarak, araştırarak ve yaşayarak geliştiren kişiler yazabilir.

KAHTA BEYAN GAZETESİ OLARAK BİZİM SÖYLEŞI TEKLIFIMIZI KIRMADIĞINIZDAN VE BİZE ZAMAN AYIRDIĞINIZDAN DOLAYI SİZE TEŞEKKÜR EDİYORUZ.

Gazeteniz aracılığı ile beni çok değerli Kâhta halkıyla buluşturduğunuz için asıl ben teşekkür ediyorum. Kadınlar Mezarı Karakuş kitabımın yazımında çok büyük destekleri olan yakın zamanda kaybettiğim çok değerli dostum Ramazan Çetin’i anmak istiyor, Allahtan rahmet diliyorum.

Röportaj: İsmet YILMAZ

musa-polat-roportaj-(1).jpg

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr