• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Adıyaman 29 °C
  • Ankara 22 °C

Kâhta Çayına HES Doğrusu PES!

Abdurrahman ÖZKAN

İçinde yol, su, elektrik, baraj, köprü kelimeleri geçen cümleler  1960-1980’lı yılların politikacılarının jargonunda önemli bir yere sahipti.  Günümüzde hava limanları ve köprü yapımları bu anlamda hala önemini korumaktadır. İstanbul Boğazına yapılan tünel ve köprüler ile birçok ile yapılan hava limanları bu anlamda anılabilir. Bu gibi projeler, yap-işlet-devret usulüyle yapılmaktadır. Hükümet bunları sahiplenirken,  Hidro Elektrik Santralleri (HES) için yapılan daha küçük çaplı barajlarla ilgili ise nedense daha çok girişimci firmanın ismi gündeme gelmektedir.  Kâhta Çayı üzerinde yapılması düşünülen HES barajı için de özel bir firmanın ismi geçmektedir. Söz konusu firma yapmayı düşündüğü HES barajı ile ilgili vatandaşların, sivil toplum kurumlarının güya endişelerini gidermeye yönelik bir açıklama yapmıştır. Söz konusu yapılacak barajın doğaya bir zararının olmayacağını, Kâhta’ya da ucuz su ve işgücü kaynağı sağlayacağını, park yapılacağını söyleyerek ilgili insanları teskin etmeye çalışacağını zannediyorlar.

Özellikle son yıllarda birçok bölgede HES’lerin yapımına karşı yükselen bir tepki vardır. HES’lerin bazı yararları olsa da iklime da yakın yerleşim yerlerine, çevreye zararları bilinmektedir. Buna karşın, HES’lerin yapımını haklılaştırmak için, gerek hükümet gerekse yüklenici firmaların yetkilileri bir cümleyi sık sık tekrarlamaktadır:

“Türkiye bir petrol ülkesi değil, bir nükleer enerji teknolojisine de santrallerine de sahip değil. Elektriği dışarıdan almak istemiyorsak ve bunun bir şekilde vatandaşa yansımasını istemiyorsak, ülkemizin enerji kaynaklarını kullanma yoluna gitmemiz gerekiyor.” Ya da, “Su akar, Türk bakar”, gibi.

Mantığa uygun bir cümle olmakla beraber, enerji potansiyelimizi kullanalım derken, HES’lerin yer altı ve yer üstü su kaynakları, civardaki yerleşim yerleri, tarihsel kalıntılar ve doğadaki canlılar açısından getirileri ile götürdüklerinin hesabı daha ciddi açıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Özellikle Çevre Etki Raporu alınmamış HES’lerin getirileri götürdükleriyle karşılaştırılamaz bile. Ki Türkiye’de büyük çoğunluğunun böyle bir inceleme raporu yoktur.

Barajların iklime etkileri ve dere yataklarındaki bitki ve hayvanlar açısından tam bir felaket olabilmektedir. Buna karşın, barajların yakınlarındaki ağaçsız arazinin ağaçlandırılma vaatleri ise çoğunlukla havada kalmaktadır. Böylelikle barajların uzun vadede iklime ve çevreye sadece olumsuz etkileri ile baş başa kalmış bulunuyoruz. Kâhta Çayı üzerinde HES yapmayı düşünen firma yetkililerin de ağaçlandırma ve Kâhta halkının hizmetine sunulacak parktan bahsetmesi, eski bir retoriğin komik bir ifadesidir.

Barajların yapımını ekonomik getirilerinin yöre halkına doğrudan katkıları, götürdükleri karşısında oldukça azdır. Tarımsal sulamada baraj suyunun kullanılacağı ile ilgili vaatlerin boş çıktığının en iyi örneği Atatürk Barajının Adıyaman tarımına katkıları(!) gösterilebilir. Atatürk Barajı suyu altında kalan Adıyaman’ın toprakları kadar Şanlıurfa toprakları suyun altında kalmamasına rağmen, devlet sulama yatırımları ve su festivalleri Adıyaman’da yapılmamaktadır. Adıyaman’ın Şanlıurfa kadar sulamaya elverişli geniş toprakları olmasa da Adıyaman’ın güneyi ve Samsat’ın tüm toprakları, Kâhta’nın güney, batı ve doğusundaki köylerin sulama sistemleri kurularak sulanabilir geniş toprakları vardır. Devlet ya da özel olarak ilgili kurum Devlet Su İşleri (DSİ), Atatürk Barajıyla ilgili verdiği vaatlerini yerine getirmemesi sebebiyle büyük bir diyet borcu vardır. Bu borcu ödemeden daha küçük çapta da olsa, Kâhta’nın Çayı’nın aktığı vadide veya bu çayı besleyen diğer vadilerde bilinen ve bilinmeyen sayısız tarihi kalıntıları görmezden gelerek bir baraj inşaatına başlamak kabul edilebilir şey değildir. DSİ ve diğer yetkili kurumların özellikle bu konuda karnesi hiç de iyi değildir. Atatürk Barajı sebebiyle, başta eski Samsat yerleşim yerindeki tarihi miras ve Tille Köyü Höyüğu olmak üzere, birçok tarihi ve kültürel envanterin kurtarılmasına dair gösterdiği yetersiz çabalar bunun örneklerini göstermektedir.

DSİ, hiçbir HES yapımına, çok iyi Etki Envanteri hesabı yapmadan onay vermemelidir. Kâhta Çayı üzerinde bir HES için onay vermeden önce,  Adıyaman, Samsat ve Kâhta halkına borcunu ödemek için sulama sistemleri ve ağaçlandırma yatırımlarını bir an önce hayata geçirmelidir.

Kâhta çayını da içine alan yörede değil vatandaşın, devletin doğal ve tarihi yapıları korumaya özel bir önem vererek koruması gerekmektedir. Resmi kurumların bu konudaki ilgisizliği ve dikkatsizliğinden oluşacak boşluğu yöre halkı mutlaka dolduracak ve HES’lere izin vermeyecektir.

Vatandaşların, son yıllarda elektrik faturaları ile ilgili şikâyetlerini sık sık duyduk.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr