• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 22 °C
  • Adıyaman 26 °C
  • Ankara 18 °C

Kibrin Politik Yüzü

Y.YAVUZYILMAZ

Kibir, hiç kuşku yok ki, bireysel ve toplumsal hayatı derinden etkileyen en önemli psikolojik rahatsızlıklardan biridir. “Sözlükte büyüklük anlamına gelen kibir, tevazuun karşıtı olarak ‘kişinin kendini üstün görmesi ve bu duyguyla başkalarını aşağılayıcı davranışlarda bulunması demektir; ancak kelimenin daha çok birinci anlamda kullanıldığı, büyüklenme ve böbürlenme şeklindeki davranışların ise bu huyların dışa yansımasından ibaret olduğu belirtilir.”(TDV, İslam Ansiklopedisi,cilt:25)

Kibirli insan, sahip olduğu ve diğer insanlarda bulunmayan özelliklere sahip olduğu anlayışından hareket eder. Bu yönüyle o, asla diğer insanlarla eşitlenemez. “O alnında kendisinden daha üstün birinin bulunmayacağına dair bir yazının kazılı bulunduğuna inanır. Başkalarının üstün olduğunu kabul ettiğinde de, bu üstünlükten kendisine paye çıkartılabileceğini farzeder: üstün birinde olan üstün olmak onun üstünlüğüne üstünlük katacaktır.”(Yüzler, Rasim Özdenören, İz yayıncılık)

Sürekli takdir edilmek ve beğenilmek duygusu kibirli insanın en belirgin özelliklerinden biridir. Çünkü insanlar arasında en değerli ve vazgeçilmez olan kendisidir. Bu yüzden hayatın her alanında olduğu gibi siyasette de her göreve kendini uygun ve yeterli görür. Bir göreve biri atanacaksa bu öncelikle kendisi olmalıdır.

Kibirli siyasetçi bulunduğu her fırsatta beğenilmek ve pohpohlanmak ister. Alkışlanmak ve takdir edilmek onun en belirgin özelliğidir. Fakat bu pohpohlamalar, alkışlar ve takdirler herkese açık olmalıdır. Rasim Özdenören’in dediği gibi “…kibirli, pohpohlamaların gizli kalmasına razı olmaz; onların bir biçimde ortaya çıkmasına ve duyulmasına çalışır.”(Rasim Özdenören, Yüzler). Bunun için siyasetçilerin kullandığı en önemli araç da medyadır.

Kibirli bazen çok aşırı bir tevazu ile de karşımıza çıkabilir. Bu onun tevazu sahibi olmasından değil, tevazunun kibir için araçsallaştırmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden irfan ehli “Aşırı tevazu kibirdir” demiştir. Kibirli, tevazu gösterirken karşıdan takdir edilmek duygusu egemendir. O, bu davranışı alçakgönüllü olduğu için değil, karşıdakiler tarafından onaylanmak ve takdir edilmek amacıyla yapmaktadır.

Kibirli aynı zamanda dini araçsallaştıran kişidir. İbadetleri samimi değil, gösterişçidir. Amacı, dindarlığın getirilerinden yaralanmak için samimi bir dindar olarak görülmektir. Aynı tutum laik ve seküler politikacılarda da vardır. Onlar da kendi dünya görüşleri doğrultusunda istismar edilecek kavramları istismar ederler.

Siyasal anlamda kendini devletin sahibi olarak gören asker ve sivil bürokratlar, aslına bakılırsa kibirli insanlardır. Kibirlerinden dolayı kendisinden olmayanları küçümserler ve alay ederler. Kibirli insanlar kendilerini diğerlerinden üstte görürler, devletin asıl sahibi olduğunu iddia ederler ve üstten bakışları en belirgin özellikleridir. Bu yüzden kibirli insanlar kaçınılmaz olarak elitisttirler.

Kibirli, kendisinin doğrudan güç ve iktidar sahibi olmasını da istemeyebilir. Ancak iktidar sahipleri onun üstünlüğünü kabul etmelidir. “Kibirlinin, doğumundan itibaren herkesten üstün olduğuna ilişkin kanaatinin teyit edilmesi gerekiyor, bu gerek yerine getirildiği taktirde kibirli de muhatabını kabul eder, aksi takdirde onu hiçbir şey yolundan çeviremez.”(Rasim Özdenören, Yüzler) . Bu anlamda kirli insan her iktidar dönemindeki gizli iktidar odağıdır.

Hz. Peygamber kibre karşı mücadele eden en değerli insandır kuşkusuz Hz. Peygamber, Hıra Mağarası’ndan hayatın anlamını değiştirecek kelimelerle Mekke’nin kibir ve şirk kokan sokaklarına döndüğünde ve insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduğunu söyledikten sonra Mekke’nin ileri gelen kibirli insanları bu teklifi kabule yönelmediler ve şiddetle karşı çıktılar. Örneğin Ebu Leheb, bu kibirli insanların başında geliyordu. Ebu Leheb, bulunduğu konumdan dolayı kendisini ayrıcalıklı ve seçilmiş olarak görüyordu. Rasim Özdenören’e göre Ebu Leheb, şöyle bir yaklaşım içindeydi : “Ben İslam’ı kabul edebilirim, ama bundan bana düşecek paye nedir?” Bir hiç mi? Öyleyse kahrolsun İslam, kahrolsun O’nun peygamberi”( Rasim Özdenören, Yüzler).

Kibirli insan kendisinin olmayacağı bir şeyin başkasının olmasına da kabule yanaşmaz. Bu yüzden bir göreve atanamıyorsa, diğerlerini de engellemeye çalışır. Kibirli, bir taraftan aynı göreve talip olanlara başarı diler, diğer yandan kuyusunu kazmak için uğraşır. Bir taraftan onun bu göreve gelmesinin çok doğru olacağını söyler, ama diğer taraftan onu kıskançlığından dolayı engellemek için elinden geleni yapmaktan geri durmaz.

Kibirli kendi siyasal ve ekonomik konumunu sarsmadığı sürece yeni değişimlere kolaylıkla uyum sağlar. Önemli olan her halükarda kendi ayrıcalığının kabul edilmesidir. Bu yüzden, toplumda yaşanan değişimlere kendi konumu açısından bakar.

Siyasal anlamda her tür seçkinci ideoloji, faşizm, sosyalizm gibi otoriter yönetimler, etnik grubunun kültürel ve fiziksel üstünlüğüne önem veren milliyetçi ideolojiler bir anlamda kibir temelli siyasal akımlardır. Kibir, mutlaka bir üstünlük ve seçilmişlik özelliklerine yaslanır.

Tarihin en büyük kibir tipolojilerinden biri hiç kuşkusuz şeytandır. O, insanoğlunun üstünlüğünü kabule yanaşmıyor ve kendinin daha üstün bir cevherden, ateşten yaratıldığı bahanesiyle isyan ediyordu.

Kibirli insanı tatmin etmek neredeyse imkansızdır. “Kibirliye, elimizdeki her şeyi verebilir ve onun gönlünü alabiliriz. Güçlük, onun elimizde bulunmayanı da talep etmesi durumunda ortaya çıkıyor. Fakat kibirli, elimizde olmayanı talep ederken onun elimizde olup olmadığıyla ilgi kurmuyor: o yalnızca istiyor: kendisine paye verilmesini ve kibrinin kabartılmasını, palazlandırılmasını istiyor.”(Rasim Özdenören,Yüzler)

Kibir, Cahiliye döneminde asalet, zenginlik, sosyal statü ile ortaya çıkmıştır. İnsanların soy, zenginlik ve statü dolayısıyla kendilerine üstünlük vehmetmeleri kibrin en önemli göstergeleridir. Kuşkusuz bir milletin doğuştan getirdiği değerler ve özellikler dolayısıyla diğerlerinden üstün olduğuna dayalı ırkçılık düşüncesi Hz. Peygamber tarafından şiddetle reddedilmiştir. Milliyetçilik de bir toplumun diğerlerinden üstün olduğuna dönük bir düşünceye imkan vermesi açısından kuşkuyla bakılması gereken bir siyasal akımdır. İslam düşüncesine göre kavimler hiyerarşik bir sıralamaya tabi tutulamaz. Bütün kavimler ve diller, ne kadar az veya yaygın olursa olsun üstünlük sıralamasına tabi tutulamaz. Kuşkusuz üstünlük ölçüsü takvadır. Burada dikkat çeken nokta üstünlüğün kavimler üzerinden değil, bireyler üzerinden değerlendirilmesi ve ahlaki ilkelere bağlanmasıdır.

Aziz Peygamber “Kibir insanı zalimler arasına sokar”, Kıyamet gününde kendini beğenmiş kimseler Hz. Peygamber’den uzak kalacaklar, “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremeyecektir” diyerek insanları bu kötü hastalığa karşı uyarmıştır.

Toplumun her alanında olduğu gibi siyaset alanının da en önemli sorunlarından biri de kibirli insanların varlığıdır. Kibirli insan kendini ayrıcalık sahibi olarak vehmeder. Devlet, ehliyet ve hakkaniyet ölçülerini koyarak ve bunları hukuksal güvenceye kavuşturarak kibir sahibi insanların etkisini azaltabilir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Kahta Beyan | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 416 725 90 91 Faks : Kahtabeyan@hotmail.com.tr